Halk Eğitimi ve Önemi

 Bir toplumun, üyelerini toplumsal beklentiler doğrultusunda ve toplumsal kalkınmayı sağlayacak bir biçimde yetiştirmesi; bireyin yaşamını daha iyi koşullarda sürdürmesi ve toplumsal yapı içerisinde üzerine düşen görev ve sorumluluğunu en etkin bir biçimde yerine getirmesi, öncelikle, bireye bu konuda verilecek eğitime bağlıdır.

Bireylerin toplumsal güvenliklerini ve ekonomik verimliliklerini arttırmak, değişen toplumsal ve ekonomik rollerine uyumlarını sağlamak için, onların eğitimine olan gereksinim insanlık tarihi kadar eskidir. Hemen hemen her toplumda, çocuk ve gençler kadar yetişkinlerin eğitimine yönelik uygulamaların uzun bir geçmişi bulunmaktadır, ilk çağlarda kasıtlı eğitim uygulamaları, yalnızca çocuk ve gençlere değil, yetişkinlere yönelik olarak da düzenlenmekteydi. Antropoloji alanındaki bulgular, ilkel kabilelerde gençlerin, yaşça belli yetişkinlik dönemlerine geldiklerinde, kabilenin tam ve sorumlu üyesi sayılabilmek için, özel bir eğitimden geçirildiklerini göstermektedir.

Yüzyıllar boyunca her toplumda, ekonomik, toplumsal ve siyasal bunalımların yaşandığı, birlik ve beraberliğin bozulduğu, toplumların "ahlak bunalımı"na düştüğü, toplumsal değerlerin gelişmelere göre değişmediği, insan yaşamının değerinin unutulduğu, toplumsal ve bireysel amaçların bütünlüğünü yitirdiği, toplumsal bunalım dönemlerinde, toplumu yeniden kurma ve biçimlendirme girişimlerinin, hatta bazen "devrimlerin yetişkinlerin eğitimi yoluyla başarıya ulaştırılabileceği kabul edilmiş ve bu yöndeki uygulamalara ağırlık verilmiştir. Böyle durumlarda ortaya çıkan toplum önderleri ve peygamberler, toplumsal yapıyı yeniden düzenleme ya da kurma amaçlarının yetişkin nüfusun eğitimi yoluyla gerçekleştirilebileceğini görmüşler ve çalışmalarını bu alana yöneltmişlerdir (Bülbül, 1987, s. 3).

Tarihte rastlanılan Buda, Konfiçyüs gibi büyük önderler, Aristo, Eflatun gibi büyük düşünürler, Musa, İsa, Muhammet gibi büyük peygamberler, insanları eğitme çabalarını, çocuklar üzerinde değil, zihinsel, ruhsal olarak olgunlaşmış olan ve ekonomik, toplumsal sorumluluklar yüklenmiş bulunan yetişkinler üzerinde yoğunlaştırdılar. "Büyük dinleri, büyük uygarlıkları, Rönesans'ı, Reform'u, demokrasiyi, sanayi devrimini doğuran ve yaygınlaştıran, geniş kapsamlı hareketlerin tümü, yetişkinlerin öğrenme ve yetişme yeteneği üzerine kuruldu
(Jensen, Liveright, Hallenback, 1964, s. 6).

Amerika Birleşik Devletleri'nde, göçmenlerin "Amerikalılaştırılması" işlevim büyük ölçüde Halk Okulları yerine getirdi. Türkiye'de Cumhuriyet ilkelerinin, Atatürk Devrimlerinin benimsetilmesinde ve yaygınlaştırılmasında Millet Mektepleri ve Halkevleri önemli rol oynadılar. Yeni tarım yöntemlerinin benimsetilmesi ve yaygınlaştırılması yetişkinler eğitimi yoluyla gerçekleştirildi.
Genelde "eğitim", "öğretim" denilince, pek çok kimsenin aklına çocuk ve gençler ile okullar gelmektedir. "Yaygın Eğitim", "Halk Eğitimi" ya da "Yetişkin Eğitimi" terimlerinin bu alanla ilgilenmeyen profesyonel eğitimcilerin çoğu için bile açık anlamı yoktur. Kimilerine göre halk eğitimi, yetişkinlere okuma-yazma ile biraz matematik öğretmek ve temel vatandaşlık bilgileri kazandırmak amacıyla düzenlenen eğitim etkinlikleridir. Kimilerine göre genç kızlara ve bayanlara biçki-dikiş, nakış, el sanatları v.b. el becerileri kazandırmak amacıyla düzenlenen kurslardır. Kimilerine göre de kitle iletişim araçları yoluyla vatandaşları çeşitli konularda bilgilendirmek amacıyla düzenlenen etkinliklerdir. Bununla birlikte, "eğitim" ile okullarda verilen "örgün eğitimi"in okulda öğrenilen ya da öğretilenlerle sınırlandırılamayacağı; bireyin "beşikten mezara kadar" bir öğrenme süreci içinde bulunduğu; bu nedenle de eğitim etkinliklerinin bu anlayış içerisinde düzenlenmesi gerektiği giderek anlaşılmaktadır (Darkenwald, Merriam, 1982, s. 2).

Günümüzde halk eğitiminin eğitim sistemi içerisindeki konumu, eskisine göre çok farklıdır. Uygulamalara tam olarak yansımamış olmakla birlikte, gelişmiş veya gelişmekte olan hemen her ülkede halk eğitimi eğitim sisteminin alt sistemi olarak kabul edilmekte, toplumun ve bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılama girişimlerinin halk eğitimi alanında yaygınlaştığı; yetişkin nüfusa, ulusal düzeyde düzenlenmiş ve iyi desteklenmiş halk eğitimi hizmetleri sunulmasının, toplumsal ve ekonomik olduğu kadar, kültürel nedenlerle de ulusal eğitim politikalarının temel bir parçası haline geldiği, bu anlayışın giderek hızla yaygınlaştığı gözlenmektedir. Çünkü günümüzde, kitle iletişim araçlarının ve uluslararası kuruluşların aracılığı ile, çeşitli ülkelerde, eğitim uygulamalarından elde edilen bilgi ve deneyim birikimi bir ülkeden diğerine hızla yayılmakta; bunun sonucu olarak çeşitli yeni fikirler, değişimler, sorunlar, çözümler, özlemler ülkeler arasında geniş ölçüde paylaşılır nitelik almaktadır.

Halk Eğitimin Önemi

Günümüzde bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ekonomik, kültürel, siyasal ve toplumsal yapısında değişmelere neden olmaktadır. Bireylerin bu değişmelere uyum sağlaması, değişmenin gerektirdiği bilgi, beceri ve değerleri kazanmasını zorunlu kılmaktadır. Örgün eğitim yoluyla bu değişikliklerin gerektirdiği bilgi ve beceri, bireylere ancak belli bir yaşa kadar aktarılmaktadır. Bireyin örgün eğitim sonrasındaki yaşantısında ve örgün eğitimden yararlanamayan bireylerin bu değişikliklerin gerektirdiği bilgi ve beceriyi edinebilmesi, örgün eğitim sonrası eğitimle olanaklıdır. Bu nedenle halk eğitiminin eğitim sistemi içerisindeki önemi artmıştır. Halk eğitimi etkinlikleri başlangıçta gönüllü kuruluşlar aracılığı ile yürütülürken, günümüzde devlet desteği ön plana çıkmıştır. Bu desteğin yeterli olmamasına karşın, halk eğitimi artık toplumun büyük bölümüne hizmet vermektedir.

Devletlerin halk eğitimine eskisine oranla daha fazla ilgi göstermesinin belli başlı nedenleri olarak şu görüşlerin benimsenmesi ve yaygınlaşması gösterilmektedir.

1. Örgün eğitimden yararlanamayanlara eğitim olanağı sağlama: Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel yönden yoksulluk içinde olan kesimlerin bu durumdan kurtarılması için, onlara diğer olanaklar yanında, gençliklerinde elde edemedikleri eğitim olanağı şimdi sağlanmalıdır.
2. Çocuğun kişiliğinin gelişmesi için aileleri eğitme: Aile çevresi çocuğun kişilik gelişmesinde ve eğitiminde önemli rol oynadığına ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocukları mevcut eğitim olanaklarından yeterince yararlanamadığına göre, ana-babaların bu konuda eğitilmesine gereksinme vardır,
3. Verimliliği artırma: Ekonominin verimliliği, işgücünün bilgi ve becerisinin yükseltilmesine bağlı olduğundan, belli bir alanda meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmenin üretime aktarılması, işgücünün bu gelişmeler doğrultusunda eğitilmesini gerektirir.
4. Toplumsal sorunlara kitlelerin desteğini sağlama: Çağdaş toplumların karşılaşmakta olduğu büyük sorunlar, geniş halk kitlelerinin desteği olmadan çözümlenemez.
5. Yetişkine, eğitimine devam fırsatı sağlama: Eğitimlerine devam fırsata toplumdaki tüm yetişkinlere tanınmalıdır.
6. Okulların sınırlı eğitim etkinliğine sahip olması: Okullardan onların başarabileceğinden çok fazla hizmet beklenmektedir. Eğitim hizmetleri yalnızca okullardan beklenmemelidir (OECD, 1977, s.9).
Gelişmiş ülkelerde, devletin halk eğitimine gösterdiği ilgiyi arttıran bu nedenler, gelişmekte olan ülkeler için de geçerli olmuştur. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde yetişkinlerin eğitimine devlet ilgisini arttıran diğer önemli bir neden de, bu ülkelerin "halk eğitimini özel bir tüketim konusu olmaktan çok, toplumsal değişmeyi ve ekonomik kalkınmayı hızlandıran, düzenleyen ve özellikle de uluslaşma bilincini kuvvetlendiren, etkili bir araç olarak görmeleridir" (Love, 1985, s. 19-20).
Yukarıda açıklanan görüşler niçin halk eğitimine önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ancak, örgün eğitim sistemine yönelik eleştiriler de halk eğitiminin önemini daha da artırmıştır.

Örgün eğitim sistemine yönelik başlıca eleştiriler şunlardır:


1. II. Dünya Savaşı'ndan bu yana, hükümetlerce bilinçli olarak izlenen eğitimi yaygınlaştırma politikalarının da bir sonucu olarak, hemen her ülkede eğitimin her türü ve düzeyinde, öğrenci sayıları artmaktadır. Buna karşın, sistemin diğer girdilerinde (bina, tesis, araç-gereç, öğretmen, finansman v.b.) gerekli artışlar gerçekleştirilememektedir. Eğitim olanaklarının dağılımında, bölgeler, yöreler, kır-kent, okullar arası denge sağlanamamaktadır. Pek çok ülkede, eğitime ulusal bütçeden ayrılabilecek ödeneklerin tavanına ulaşılmıştır. Buna karşın, eğitimin maliyeti giderek artmaktadır.
2. Bilim ve teknolojide, toplumların yapısında (demografik, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel) hızlı ve sürekli değişmeler olmakta ve eğitim sistemleri çevrelerine yabancılaşmakta; okullar değişmelere uyum sağlayamamaktadır. Üstelik, yeni kuşaklara, çocukluk ve ergenlik dönemlerinin belirli bir süresinde kazandırılan ve söz konusu değişmelerin de gerisinde kalan bilgi, beceri ve tutumların onlara yaşamları boyunca yeteceği sanılmaktadır. Okul öncesi eğitimin, çocuğun kişilik gelişimi ve okul eğitimi için önemi anlaşıldığı halde, bireyin okul eğitimi sonrası, yetişkinlik döneminde eğitimin önemi ve gerekliliği anlaşılmamaktadır.
3. Örgün eğitim sistemlerinin geleneksel seçici-eleyici yapısı, öğrenciler arasında, sağlıksız bir yarışmaya ve pek çok öğrencinin başarısızlıkla "damgalanmasına" yol açmaktadır. Sağlıksız sonuçları bir yana bu durum, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük ailelerden gelen çocukların aleyhine olmaktadır (Coombs, 1968, s. 1-10).
Birey, insan olarak, büyük bir öğrenme gizilgücü ile dünyaya gelmektedir. Toplum, insanların öğrenmesi için kasıtlı ve düzenli olarak, onlara eğitim olanağı sağlamakla görevlidir. Buraya kadar bir sıkıntı yoktur. Bu noktada iki görüş karşımıza çıkmaktadır:
1. Toplumun insanlara en etkili ve verimli eğitim sunma yolu okuldur.
2. Okul, toplumun insanlara eğitim sunma yollarından yalnızca birisidir. Aynı sonuçlar başka yollarla da alınabilir. Okulun yanında bu yollar da kullanılmalıdır (Delean, 1968, s. 169-176).
İşte, "halk eğitimi" kavramı çerçevesinde düzenlenen eğitim etkinlikleri, bu ikinci görüşe dayalıdır.

Halk Eğitimde Temel Kavramlar

Milli Eğitim Bakanlığı "Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği" nde yapılan tarama göre halk eğitimi; herhangi bir örgün eğitim kurumuna gitmeyen veya bitiren ya da örgün eğitimin bir kademesinden ayrılan bireylerin ilgi ve gereksinmelerini karşılamak ve belli bir meslek kazandırmaya yönelik olarak düzenlenen kısa süreli eğitim etkinlikleridir. Bu nedenle, her iki tanımdaki ortak özellikler şu şekilde belirtilebilir:
1. Hedef kitle; zorunlu öğrenim çağı dışına çıkmış herhangi bir örgün eğitim kurumuna gitmeyen ve okul dışında bulunan her yaştaki bireyler,
2. İçerik; bireylerin gereksinim duyduğu bilgi ve beceriler,
3. Eğitim etkinliği; belli bir program çerçevesinde ve belli bir zaman süresini içermesidir.
Ancak, bir halk eğitimi etkinliğinin temel amacı; bireye bir meslek kazandırmak olmayabilir. Bireyin, kendisi için önemli olan ve onun toplumsal yapı içerisindeki görev ve sorumluluklarım daha iyi yerine getirmeye yönelik bir eğinme de dayalı olabilir.
Çağdaş anlamda halk eğitimi; örgün eğitimden sonra hangi yaşta olursa olsun, bireyin, demokratik bir toplumun temel ilkeleri ile çatışmamak koşuluyla, gereksinme duyduğu bir konuyu dilediği amaçla öğrenmesi için, toplumun kamu hizmeti veya gönüllü kuruluşlar aracılığı ile sunduğu olanakları içerir (Simpson, 1972, s. 28).
Halk eğitimi, yetişkin eğitimi ve yaygın eğitimle eşanlamlı olarak kullanılmasına karşın, İngilizce olarak "Non-Formal Education"ın karşılığı olan yaygın eğitim; bireylerin kişisel gelişimlerini içermekten çok, istihdama yönelik yetiştirmeyi içermektedir (Sheffield, 1972, s. 11). Bu bağlamda, yaygın eğitim, temelde bireylere veya gruplara bir meslek kazandırmaya yönelik eğitsel etkinlikleri içermektedir.
Oysa ki İngilizce "Adult Education"in karşılığı olan halk eğitimi veya yetişkin eğitimi, bir mesleğin yanısıra, bireyin toplumsallaşmasına yönelik diğer eğitim gereksinimlerini de içine almaktadır. Bu nedenle, halk eğitimi içerik olarak yaygın eğitimden daha geniştir.
Yaygın eğitimin temel işlevleri öncelik sırasına göre şu şekilde belirtilebilir;

Herkes İçin Eğitim:
Herkes için eğitim kavramı, temelde, her bireyin temel öğrenme gereksinimlerinin karşılanmasını içermektedir. Bu kavramın kaynağım, "insan Haklan Evrensel Beyannamesi"yle kabul edilen "eğitim hakkının herkes için geçerli" olduğu ifadesi oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (UNESCO) ve Dünya Bankası yönetimlerinin birlikte oluşturduğu "Herkes için Eğitim Dünya Konferansı" 5-9 Mart 1990 yılında Tayland'a toplanarak "Herkes için Eğitim Dünya Beyannamesi" (EK 1) ile "Temel Öğrenme Gereksinmelerinin Karşılanması için Hareket Çerçevesi" başlıklı iki belge kabul edilmiştir (EK 2).
Herkes için Eğitim Dünya Beyannamesi'nin dayanağını, Dünya üzerindeki ülkelerin, eğitim hizmetlerini yaygınlaştırarak bu hakkı sağlama konusundaki bütün çabalarına karşın, eğitim hakkının henüz yeterince sağlanamamış olması oluşturmaktadır. Bütün çabalara karşın, Dünyada eğitim hakkının yeterince sağlanamadığına ilişkin gerekçeler şu şekilde sıralanmaktadır (UNICEF, 1990, s. 1) 1. En az 60 milyonu kız olmak üzere, 100 milyonu aşkın çocuk ilköğretimden yoksundur;
2. 900 milyonu aşkın yetişkin bunların üçte ikisi kadındır-okuma-yazma bilmemekte ve işlevsel cehalet, gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan bütün ülkelerde önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır;
3. Dünya üzerindeki yetişkin nüfusun üçte birinden fazlası, yaşam standardım yükseltebilecek, toplumsal ve kültürel değişimi biçimlendirmelerine ve ayak uydurmalarına yardımcı olabilecek yazılı bilgi, beceri ve teknolojiye ulaşma olanaklarından yoksundur;
4. 100 milyonu aşkın çocuk ve sayısız yetişkin temel eğitim programlarını tamamlayamamakta; milyonlarcası da temel bilgi ve beceriden yoksun olarak mezun olmaktadır.
Bu arada Dünya, giderek artan borç yükü, ekonomik durgunluk ve düşüş tehlikesi, hızlı nüfus artışı, ulusların kendi içinde ve uluslar arasındaki ekonomik eşitsizliklerin artması, savaşların dehşeti, sivil çekişmeler, şiddet suçlan, milyonlarca çocuğun önlenebilir ölümleri ve çevresel bozulmanın yaygınlaşması gibi. ürkütücü sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sorunlar temel öğrenme gereksinmelerinin karşılanmasını güçleştirirken, nüfusun önemli bir bölümünün temel eğitimden yoksun olması da toplumların böylesi sorunlara güçlü ve bilinçli bir biçimde karşı çıkmasını engellemektedir.

Bu sorunlar, 1980'lerde, gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda, temel eğitim alanında önemli engeller yaratmıştır. Bazı ülkelerde, ekonomik büyüme eğitim alanındaki yaygınlaşmayı finanse edebilmişse de, geride yoksulluk, okulsuzluk ve cehalet içinde milyonlarca insan kalmıştır. Bazı gelişmiş ülkelerde de 1980'lerde hükümet harcamalarında yapılan kısıntılar eğitimin bozulmasına yol açmıştır.

Diğer taraftan, Dünya, nice vaatler ve olanaklar sunabilecek yeni bir yüzyılın eşiğindedir. Artık, barışçı bir yumuşamaya ve uluslar arasında daha büyük bir işbirliğine doğru gerçek bir ilerleme kaydedilmektedir. Artık, kadınların temel haklan ve yetenekleri kabul edilmeye başlanmıştır. Artık, Dünya ölçeğindeki bilgi birikimi büyük bir bölümü canlıların varlıklarını sürdürmeleri ve temel refahlarına ilişkindir bir kaç yıl öncesine göre kat kat fazladır ve büyüme hızı giderek artma eğilimindedir. Bu, yaşamı geliştirme ya da öğrenmeyi öğrenme- bilgisine ilişkin bilgileri de içermektedir.

Bu önemli bilgi birikiminin toplum yaşantısına aktarılabilmesi, öncelikle toplumdaki tüm bireylerin temel eğitime sahip olmalarını zorunlu hale getirmektedir. Bu bağlamda, örgün eğitim çağı dışına çıkmış herkes halk eğitimin hedef grubu içersine girdiğinden, bu hedef grubun, temel eğitim hakkından yararlanması, bu konudaki halk eğitimi etkinliklerini ön plana çıkartmaktadır. Diğer taraftan, artan bilgi birikiminin zamanında toplumdaki bireylerin büyük çoğunluğunca paylaşılması için, halk eğitimi etkinliklerinin bu doğrultuda düzenlenmesine gereksinme vardır. Ulusal ve uluslar arasındaki sorunların büyük ölçüde aza indirgenmesi, önlenebilir çocuk ölümlerinin azaltılması, hızlı nüfus artışının durdurulması, şiddet suçlarının en alt düzeye indirilmesi, çevresel bozulmanın önlenmesi, halk eğitimi etkinliklerinin, her bireyin temel eğitim gereksinimini karşılayacak bir biçimde ve sürekli olarak düzenlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Halk Eğitimin Gerekliliğini Ortaya Koyan Bazı İlkeler

1. Eğitim, kişi yaşamının belli döneminde ve "okul" denilen kurumun dört duvarı arasında sürdürülen bir etkinlik değildir ve olmamalıdır: Eğitim, bireyin okul saati dışında da sürdürdüğü bir etkinlik olarak algılanmaktadır. Çünkü; bu zaman içerisinde de bireyin çevresiyle etkileşerek bazı şeyleri öğrenmesi söz konusudur. Bireyin okul saati dışında, diğer zamanını da toplumun ve kendisinin yararına kullanma gerekliliği vardır.
2. Çevre koşullarının ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel değişimi sonucunda bireye, ortaya çıkan sorunlarının ve gereksinimlerinin değişimine bağlı olarak yaşamının herhangi bir döneminde yeni bir bilgi, beceri ve duygu kazanabilmelidir: Bu öğrenme, farklı ortamlarda yaşam boyu devam etmektedir. Farklı ortamdan kasıt, okul ortamının dışıdır. Çünkü: 7-12 yaş grubu çocuğunun ilköğretime devam etmesi, yalnız o yaşın gereksinimi, olan bilgi ve becerinin karşılanmasına yöneliktir. Birey geliştikçe, toplum değiştikçe, yeni gereksinimler ortaya çıkmaktadır. İşte, bireyin ortaya çıkan gereksinimlerini karşılamak için eğitime gereklilik vardır. Geçmiş bilgi ve deneyimlerin gelecekte kullanılması ileriye gitmeyi önler.
Bilim ve teknolojinin gelişimine bağlı olarak, toplumlar da değişmektedir. Geri kalmış ülkelerde en büyük sıkıntı, bilim ve teknolojideki gelişmelerin sisteme aktarılamamasından ileri gelmektedir. Eğitim, eski olanak ve yöntemlerle devam ettiği sürece, toplumun gelişmesi o ölçüde yavaş olmaktadır. Kaldı ki günümüzde, bilim ve teknolojideki gelişmelerin o kadar hızlı olması nedeniyle, gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerinin bile buna uygun bir gelişme göstermesi olanaklı olamamaktadır. J.M.Vincent (1990, s. 21), bilimde öylesine gelişmeler olmaktadır ki İlköğretime başlayan bir bireyin, yüksek öğretimi tamamlayana kadar geçen zaman içerisinde bir yığın bilgi üretilmekte, bunun sonucunda da yükseköğretimden mezun olan bireyin bu bilgilerden yoksun kaldığını belirtmektedir. Bireyin yaşamında önemli bir yer tutarı örgün eğitimin bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmeler karşısında yetersiz kalmasından dolayıdır ki, halk eğitimi yoluyla bu yeni bilgilerin kazandırılması bir zorunluluk haline gelmiştir.
3. Eğitim, bireye, yaşamı boyunca değişme konusunda yardım etmek suretiyle, toplumun kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmalıdır: Bu kavram, halk eğitimini örgün eğitimden daha önemli çalışma alanı haline getirmektedir. Çünkü; toplumda ancak belli bir yaş grubu örgün eğitim içerisinde yer alabilmektedir. Ancak, bireyin işi ile ilgili yenilik ve gelişmeler konusundaki bilgi ve beceriler halk eğitimi yoluyla kazandırılmaktadır. Bu nedenle, halk eğitimi yoluyla bireye kazandırılan yeni bilgi ve beceriler hemen uygulamaya aktarıldığından; halk eğitimi, toplum kalkınmasında öncü rolü üstlenmektedir.
4. Halk eğitimi, bireye sürekli yeni bilgi ve beceri kazandırdığından, öğrenme konu ve yöntemleri çok farklıdır: Örgün eğitimde belirli çerçeve programlar bulunmaktadır. Bu programlarda temel amaç, bireyi geleceğe hazırlamaktır. Halk eğitimi, bireyin mevcut sorunlarını gidermeye yöneliktir. Halk eğitiminde hazırlanacak programlar bireylerin ve grupların sorunları doğrultusunda yapılandırıldığından, örgün ve halk eğitim programları arasında farklılıklar bulunmaktadır.
Halk eğitimde, hedef grupların yaşantıları ve yaşlarının farklı; konuların değişik olması nedeniyle, yöntemin de farklı olmasını gerektirir.
5. Yetişkinin öğretmene ve eğitim kurumuna bağlılığı en aza indirilmelidir: Halk eğitimi yoluyla verilen eğitim sonucunda; bireye, belli bir bilgi kazandırılmasının yaraşıra, kendi kendine öğrenme için gerekli davranış alışkanlığı da kazandırılmalıdır. Böylece birey, çalışma alanı ile ilgili veya gereksinme duyduğu bilgileri kendi kendine öğrenme olanağına kavuşabilir.

Halk Eğitimini Gerektiren Nedenler

Bilim ve teknolojideki değişme ve gelişmelere bağlı olarak toplum da değişmek zorundadır. Değişme ve gelişme kaçınılmaz olduğuna göre, bir toplumun buna ayak uydurabilmesi, yeni davranışlar geliştirmesini gerektirir. Davranış değişikliği veya yeni davranışların tanınması da ancak bilgi ve beceri ile olanaklıdır.
Örgün eğitim yoluyla ancak belli dönemlerde bireye bilgi ve beceri kazandırılmaktadır. Örgün eğitim sonrasında bireyin yeni davranışlar kazanması, halk eğitim etkinlikleri ile olanaklı olabilmektedir.
Halk eğitimini gerektiren nedenler ekonomik ve toplumsal olmak üzere iki grupta ele alınabilir.

Ekonomik Nedenler

Bir toplumun kalkınması, ekonomik gelişmeye bağlıdır. Ekonomik gelişmeyi yaratan etkenler; doğal kaynaklar, insan gücü, sermaye birikimi, teknolojik ilerleme ve girişimdir. Bu temel doğrultusundan hareket edilerek halk eğitimini gerektiren ekonomik nedenler şu şekilde sıralanabilir (Geray, 1978, s. 37):
1. Doğal kaynaklardan daha iyi yararlanabilmek ve denetim altına alabilmek için, bireye, gereksinme duyduğu bilgi ve beceriyi kazandırmak,
2. Sermaye birikimini dolaylı olarak etkileyen tutumluluk davranışını bireye kazandırmak,
3. Teknolojik gelişmeye bağlı olarak bireyi yeni bilgi ve becerilerle donatmak,
4. Ekonomik kalkınmaya göre kesimlerin gereksinme duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmektir.
Toplumsal Nedenler
Eğitim, toplumsal değişme açısından yatay ve dikey hareketlilikte önemli role sahiptir (Geray, 1978, s. 39).

Yatay hareketlilik;

Sınıf değiştirmeden meslek ya da yer değiştirme biçiminde olabilir. Köyden kente göçün meydana getirdiği etkilerin, göç eden bireylere etkisinin en aza indirgeme ve göç ettikleri yere uyumunu sağlama yollarından birisi de halk eğitimi etkinlikleridir. Bunu sağlamada eğitime düşen görev, eğitimi yaşama dönük hale getirmektir.

Dikey hareketlilik;

Bir anlamda sınıf değiştirmedir. Statü ve sınıf değiştirmede eğitimin rolü göz ardı edilemez. Bireyin üst öğrenimle bir meslek sahibi olması ve bunun sonucunda gelirinde meydana gelen artış, statü değiştirmeyi doğurmaktadır.
Toplumsal açıdan eğitime düşen en önemli görevlerden birisi de toplumsal bütünleşmeyi sağlamaktır. Eğitim, herkesi belli bir eğitsel düzeye getirmek, eğitim görmemiş olanlara eğitim vermek yoluyla toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunur.

Halk eğitimi, toplumsal değişme açısından üç ana göreve sahiptir (Geray, 1978, s. 40):

1. Bireyleri belli bir eğitsel düzeye getirmek,
2. Toplumsal değişmenin doğurduğu yeni koşullara bireyin uyumunu sağlamak,
3. Bireyin, çevreyi değiştirme gereğini, bunun yöntemini kavramasına, değişmeyi istenmesine, bu amaçla harekete geçip örgütlenmesine yardımcı olmaktır.

Halk Eğitimin Amaçları

OECD tarafından yayınlanan bir raporda; halk eğitiminin amaçlan ulusal ve yerel olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır (Love, 1975, s. 35-38).

Ulusal amaçlar; bir toplumda ekonomik, kültürel, bilimsel, teknolojik ve siyasal değişmelere bağlı olarak bireylere, yeni bilgi ve beceri kazandırma amacına dayanmaktadır.

Ulusal amaçlar alt amaçlar biçiminde şu şekilde sıralanmaktadır:
1. Bireylere, mesleki bilgi ve beceri kazandırmak,
2. Bireylerde toplumsallaşmayı ve üretkenliği sağlayıcı davranış değişiklikleri oluşturmak,
3. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasına yardımcı olmak,
4. Toplumda okur-yazarlık oranını artırmak,
5. Toplumsal değişmeye bağlı olarak bireylerin karşılaştıkları sorunları çözmelerinde gerekli ortamı sağlamaktır.
Yerel amaçlar; yerel toplulukların, yerel sorunlarını çözmelerine olanak sağlayacak ve bölgelerinde yaşamlarını sürdürmelerini kolaylaştıracak bir amaca dayanmaktadır.
Unesco (1972, s. 15) tarafından alınan kararlarda, halk eğitimi etkinliklerinin aşağıdaki amaçları gerçekleştirmeye dayalı olması gerektiği vurgulanmaktadır:
1. Manevi değerlerin, bansın, uluslararası anlayışın, işbirliğinin geliştirilmesi ve uluslararası ilişkilerde zorbalığın tüm biçimlerinin ortadan kaldırılması,
2. Eğitimin, ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik, toplumsal ve kültürel eşitliği sağlaması,
3. Eğitimin, çevrenin korunması ve kalkınması ile kültürel kalkınmaya daha çok olanak sağlayacak duruma getirilmesi,
4. Bireylerin içinde yaşadıkları toplumun kalkınmasına katkıda bulunmalarını sağlamak için, katılımlarını etkili ve anlamlı yaparak gerekli tavırların ve becerilerin kazandırılması amaçlanmalıdır.
Ülkemizde Halk Eğitimin Amaçları MEB'nca özet olarak şu şekilde belirlenmiştir:
1. Bireylere okuma-yazma öğretmek ve yaşam boyu eğitimlerini sağlamak,
2. Toplum üyelerinin Atatürk devrimlerine bağlı bilimsel, özgür, demokratik düşünme güçlerini geliştirici çalışmalar yapmak,
3. Toplum kalkınmasını sağlamak için, kamusal, özel ve yerel kaynakları harekete geçirerek, kalkınma projelerine bireylerin katılımını sağlamak,
4. Ulusal kültür değerlerini korumak, evrensel kültüre açık olarak geliştirmek ve yaygınlaştırmak,
5. Yerel özellikler ve gereksinimlere göre eğitim-üretim-istihdam, pazarlama ve örgütlenmeye yönelik çalışmalar yapmak,
6. Sanayiinin gereksinimi olan işgücünün yetiştirilmesine yardımcı olmaya yönelik olarak çeşitli mesleklerde çalışanların hizmet içinde yetiştirilmesi için gerekli olanakları sağlamak,
7. Kırsal kesimden kente göç eden bireylerin bulunduğu topluluğa uyumunu sağlayıcı etkinlikler düzenlemek,
8. Halk sağlığının korunması, aile planlaması, sivil savunma, sağlıklı konuta kavuşmuş bir üretici, tutumlu bir tüketici toplum yaratmaya yönelik çalışmalarda bulunmak,
9. Boş zamanları sosyal ve kültürel etkinliklerle değerlendirmeye yönelik eğitim çalışmaları yapmaktır.

Halk Eğitiminin İşlevleri

Halk eğitimi, temelde, bireylere örgün eğitimle verilemeyen veya örgün eğitim sonrasında bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni bilgi ve becerileri kazandırmaya dayanır. Ulusal bütünlüğün korunması ve bilimsel, demokratik, özgür düşünme gücünün bir toplumda yerleşmesi, yetişkinlere verilecek yaşam boyu eğitimle olanaklıdır. Bu bağlamda halk eğitimi, toplumun kalkınmasında ve demokratik değerlerin kazandırılmasında önemli role sahiptir.
Halk eğitimin işlevlerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir (Love, 1985, s. 250; Geray, 1978, s. 8)
1. Örgün eğitimle elde edilemeyen veya elde etme fırsatı bulunamayan nitelikleri bireylere kazandırmak:
Halk eğitimi, bir toplumda, örgün eğitime zamanında devam edememiş genç veya yetişkinlere, temel bilgi ve beceriler kazandırmayı öngörür. Örgün eğitim kurumlarından yararlanmamış olanlara temel eğitim, yararlanmış olanlara da eksikliklerini giderici, yenileyici (bu tür eğitime destekleyici eğitim de denilmektedir) bir eğitim verilir. Okuma-yazma kursları ile bireylere ilkokul diploması,vermek veya LİMME projesiyle genel lise eğitimine sahip olanlara mesleki ve teknik eğitim alanında bilgi ve beceri kazandırarak meslek lisesi diploması almalarının sağlanması, buna en iyi örnekleri oluşturmaktadır.
2. Kişisel gelişmeyi sağlamak: Bireyin kendisi hakkındaki bilgisini artırarak, kişisel gelişmesine yardım edilmesidir. Bu, belli bir program çerçevesinde olmasa da kitle iletişim araçları veya sosyal-kültürel etkinlikler aracılığı ile bireyin kendisi ile içinde bulunduğu toplumu daha iyi bir biçimde tanıması sağlanabilir.
3. Mesleki bilgi ve beceri kazandırmak veya bunları yenilemek: Herhangi bir meslek ya da sanat sahibi olmayanları, mesleki bilgi ve beceri ile donatarak, meslek sahip olmalarına yardımcı olma ve meslek sahibi olanlara da bu alandaki bilgileri kazandırmaya yönelik eğitim verilir.
4. Yetişkinleri, kişisel ve toplumsal sorunları çözmeye ve yeni bir biçimde işleri ele almaya yöneltmek: Bireyin toplumsal yapı içerisindeki görev ve sorumluluğu etkin bir biçimde yerine getirmesi ile toplumsal sorunların çözümünde etkin rol oynaması, toplumun gelişmesinde önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle, halk eğitiminde bireylerin bu doğrultuda gelişme göstermesini sağlayıcı eğitsel etkinliklerin düzenlenmesi kaçınılmazdır.
5. Siyasal katılımı sağlamak: Bir toplumda demokratik değerlerin yerleşebilmesi ve yöneten ile yönetilenlerin birbirlerini kontrol edebilmesi ancak; siyasal katılımla olanaklıdır. Bunu sağlamanın bir yolu da, bireylere demokrasi konusunda gerekli eğitimi vermektir. Toplumu oluşturan bireylerin, görev ve sorumluluklarının neler olduğunu bilmelerinin yanısıra, Anayasal çerçevede tanınan temel hak ve sorumlulukları konusunda aydınlatılmaları gerekmektedir. Kendi hak ve sorumlulukları ile görevlerini bilmeyen bir toplumun, yönetimi denetlemesi olanaklı olamaz. Diğer taraftan, demokrasinin hoşgörüye dayalı bir düzen olduğu görüşünden hareketle; demokrasinin ve toplumun gelişmesinin bir gereği, her türlü görüşe saygı duyulmasını ve demokratik kurallara herkesin uymasını sağlamaya yönelik olarak toplumun bütün üyelerini bilinçlendirmek bir zorunluluktur. Ancak, bu yolla toplumda demokrasinin, hoşgörünün, bilimsel düşünmenin yerleşmesi ve toplumun kalkınması sağlanabilir.

Halk Eğitimin İlkeleri

Bir ülkedeki halk eğitimi çalışmalarının başarı ile yürütülebilmesi, özellikle ortaya konulan amaçlara ve bunun hangi ilkeler içerisinde gerçekleştirileceğine bağlıdır.
İlke, amaçlara ulaşmayı kolaylaştıran terriel öncüldür. Halk eğitiminde temel amaç, eğitime katılanın beklentisine yanıt verecek, onun yaşamını kolaylaştıracak bir eğitimin verilmesidir. Bu nedenle, halk eğitimin temel ilkeleri şu şekilde belirtilebilir (Gedikoğlu, 1991, s. 62):
1. Bireyin gereksinimleri ile işe başlama: Örgün eğitimin amaç ve programı önceden eğitim kurumu tarafından saptanırken, halk eğitiminde verilecek eğitimin içeriği, eğitime katılan bireylerin gereksinimleri doğrultusunda belirlenir. Bireylerin yaşam düzeylerinin iyileştirilmesinde güçlü bir etken olan ancak, birey tarafından hissedilmeyen gereksinimler ile yeni gereksinimler halk eğitiminin içeriğini oluşturur. Buna göre gereksinimleri; bireylerin farkına vardıkları gereksinimlere hissedilen; toplum için önemli olan ancak, farkına varılmayan gereksinimler hissedilmeyen gereksinimler olarak belirtilebilir. Halk eğitimi etkinlikleri bu gereksinimlere dayandırılır.
2. İşe, eyleme yönelik: Bireye, ileriki yaşamında kullanabileceği bilgi ve becerilerin kazandırılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, eğitim süreci, bilginin yaraşıra, beceri kazandırmaya dayanan uygulamaları da içermelidir. Birey, halk eğitiminden elde ettiği bilgileri hemen uygulamaya aktaracağından, kuramsal yapıdan çok, beceriyi geliştirecek bir eğitimin ön planda tutulması gereklidir.
3. Yararlılık: Halk eğitimi etkinliklerinin basan derecesi, verilen bilgi ve becerinin katılan bireye yararlı olma derecesine bağlıdır. Yetişkinler için her iş, sağladığı yarar ölçüsünde ilginçtir. Bireyin gereksinimine uygun olmayan, işe yaramayan, uygulanmayan veya uzak geleceği amaçlayan çalışmalardan kaçınılmalıdır. Bireyi bilinçlendirmeyen, girişimleri özendirmeyen, yarar sağlamayan etkinlikler halk eğitiminin verimsizliğine neden olur.
4. Bireyin eğitsel etkinliklere katılması: En etkili öğrenme, yaparak, yaşayarak öğrenmedir. Bu ilke, yetişkinler için daha da önem kazanmaktadır. Çünkü; her şeyden önce eğitime katılan yetişkinin bir deneyimi vardır. Gelişim özellikleri açısından da yetişkinin öğrenme hızında bir düşme olduğundan, öğrenmenin kalıcı olabilmesi ve önceki deneyimlerin olumsuzluklarının ortadan kaldırabilmesi, eğitsel etkinliklere etkin bir biçimde katılımı gerektirir. Ayrıca, yetişkinin bir ürün ortaya koyması, onu yeni öğrenmelere güdüler.
5. Konuların öncelik sırasına göre planlanması: Toplumun ve bireylerin en çok gereksinme duydukları, istekli oldukları, çabuk çözüm bekleyen, zaman, para, emek açılarından yapılması kolay ve kısa sürede sonuçlanacak konular, öncelik sırasına göre planlanmalıdır. Mevcut ekonomik olanakların yetersizliği de konuların öncelik sırasına göre planlanmasını zorunlu kılmaktadır.
6. Yerel öncüllerden yararlanma: Halk eğitimi programlarının etkililiği, sürekliliği yerel öncülleri bulup yetiştirmeye ve bunların yetki ve sorumlulukları üstlenmelerine bağlıdır. Belli bir yerde yapılan halk eğitimi çalışmalarından beklenen sonuçlar; çoğu kez girişimlerin, gösterilen çabaların kökleşmesini, sürekliliğini gerektirir. Önemli olan salt bir işe başlamak, saptanan amaçlara varmak değil; sağlanan sonuçlan toplumun yaşamına katmak, yeni girişimlere ortam hazırlayabilmek, bilinçli atılım isteğini güçlendirmektir. Bu nedenle, halk eğitimi etkinliklerinin devamlılığını sağlamak için, halk eğitimi etkinliklerine önceden katılmış olan bireylerin öğrendiklerini yaşamlarına aktarabilmelerine destek sağlayarak, daha sonraki halk eğitimi etkinliklerinde onlardan öncül olarak yararlanma ortamı yaratılmalıdır. Bu bireylerin başarısı,, diğer bireyleri halk eğitimine katılmaya güdüler. Diğer taraftan, yerel bölgelerde etkin çalışmalar gösteren bireyler desteklenerek ve diğer bireylerin de bu tür çalışmalar ortaya koyabilmesi için, bu alanda düzenlenecek eğitsel etkinliklere katılımın sağlanması doğrultusunda çaba gösterilmelidir.
Örneğin, bir köyde arıcılık yapan bir bireye verilecek analık eğitiminden sonra da ona gerekli desteği sağlayarak başarılı olmasına yardımcı olmak, o bölgedeki diğer bireyleri bu tür çalışmalar yapmaya güdüler.
7. Çalışmaların izlenmesi ve denetlenmesi: Bir çalışmanın başarısı hakkında bir yargıya varmak, hata ve eksikliklerin neler olduğunu saptamak, o çalışmanın izlenmesi ve denetlenmesini zorunlu kılar. Bu nedenle, uygulama sürecinde eğitsel etkinliklerin eksikliklerinin ve yanlışlıklarının saptanması, düzeltilmesi ve yol gösterici dönütlerle daha başarılı olabilmesi için, etkin bir denetim kurulmalıdır. Yol gösterici, destek ve yardımcı olma niteliği taşıyan bir denetleme; uygulamaya katılan bireyleri daha verimli çalışmaya güdüler. Ayrıca özendirici nitelikler taşıyan başarılı örnek çalışmaların tanıtılması, etki alanlarının yaygınlaştırılmasını kolaylaştırır.
8. İşbirliği: Halk eğitimi etkinlikleri, bireylerin beklentileri açısından çok farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık, farklı programların yapılmasını ve değişik eğitsel etkinlikleri gerektirmektedir. Bu nedenle, her eğitsel etkinlikte, o etkinlikle ilgili olan kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle bir yandan gerekli araç-gereç desteği sağlanmaya çalışılırken; diğer yandan da verilen eğitim, o kurum veya kuruluşların gereksinme duyduğu işgücünü yetiştirmeye dayandırılmalıdır.
Halk eğitimi etkinlikleri mutlaka toplumsal, kültürel, ekonomik kalkınma planlarına uygun olmalıdır. Bundan dolayıdır ki düzenlenecek eğitsel etkinliklerde bu kalkınma planlan göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun için ilgili kurum veya kuruluşlarla işbirliği yapmak kaçınılmazdır.
MEB'nca belirlenen halk eğitimi ilkeleri ise; herkese açıklık, gereksinime dönüklük, süreklilik, bilimsellik, planlılık (sunu-istek), yenileşme ve gelişmeye açıklık, gönüllülük, mali destek, her yerde eğitim, bütünlük ve eşgüdümdür (MEGSB, 1984, s. 17-18).

Halk Eğitimin İçeriği

Halk eğitiminde hedef grupların ve gereksinimlerin farklılığı nedeniyle, halk eğitimi etkinlikleri çok farklı alanları içerir. Halk eğitimi amaçlarının ve temel görevlerinin gerçekleştirilebilmesi şu tür etkinlikler düzenlemeyi gerektirir (Geray, 1978, s. 12; Kılıç, 1981, s. 13):

1. Temel Eğitim: Okuma-yazma öğretiminin yanısıra, örgün eğitimden yararlanma olanağı bulamayanları yeterli eğitsel düzeye getirme amacına dayanır. Bireylerin en alt düzeyde gereksinme duydukları ve günlük yaşamlarında sürekli yararlandıkları temel bilgi ve beceriler (okuma-yazma, aritmetik, ev yönetimi, fen, sağlık, yurttaşlık ve mesleki bilgi gibi) temel eğitimin içeriğini oluşturmaktadır.

2. Genel Kültür: Belli bir temel eğitime sahip olan bireylere ekonomi, sosyoloji, anatomi, hukuk, yönetim ve güzel sanatlar gibi bireyleri belli konularda aydınlatıcı alanları içermektedir. Bu tür eğitim, doğrudan bireylerin gereksinimlerine göre düzenlenmiş halk eğitimi programlan aracılığı ile yürütüleceği gibi, konferans, panel, açık oturum ve yayın yoluyla da yapılmaktadır.

3. Demokrasi ve Yurttaşlık Eğitimi: Bireylerin temel hak ve sorumluluklarını tanıması, sorunların çözümünde yeterli duruma gelmesi, demokrasi eğitiminin temelini oluşturur. Demokratik bir toplumda, bireylerin etkin duruma gelmesi, o ülke yönetiminin etkinliğini artırır. Bireylerin temel hak ve sorumlulukları ile üstlendikleri görevlerinin bilincinde olması, toplumda kendi kendine kontrolü sağlar. Bu durumda bireyler, birbirlerini ve yönetimi denetleme gücüne kavuşacağından, devlet hizmetlerinin daha etkili yürütülmesine olanak sağlanır. Bu nedenle, bir toplumdaki bireylere anayasa ve yasalardan kaynaklanan temel hak ve sorumluluklarının neler olduğuna yönelik olarak eğitsel etkinlikler düzenleme gereği vardır. Bireylerin kamusal, siyasal işlere ilgisinin artırılması, siyasal sürece bilinçle daha geniş ölçüde katılması amacı güdülür. Demokraside, halkın karar verme sürecine katılması büyük önem taşıdığından, bu katılmanın bilinçli olarak gerçekleştirilmesi, ancak eğitim yoluyla olanaklıdır.

4. Ev Yönetimi: Bu eğitim; çocuk bakımı, aile üyelerinin birbiriyle ilişkileri ve rolleri, eşler arası ilişki gibi değişik konularda yapılmaktadır. Kadınların eğitsel düzeylerinin, toplumsal saygınlığının az olduğu toplumlar için, bu alandaki eğitimin ayrı bir önemi vardır. Özellikle ülkemizde kadın nüfusun eğitiminin düşüklüğü ve kırsal kesimlerde ataerkil aile yapısından dolayı, kadınlar aleyhine gelişen bir durum söz konusudur. Kırsal ve gecekondu kesiminde kadının toplumsal statüsünün güçlendirilmesi ve erkeğin ailede ortak sorumluluk alabilmesi, bu konuda düzenlenecek halk eğitimi etkinliklerine bağlıdır.

5. Mesleki ve Teknik Eğitim: Halk eğitiminin en önemli amaçlarından birisi de bireye belli bir mesleki bilgi ve beceri kazandırmak suretiyle bir meslek sahibi olmasını sağlamaktır. Diğer yandan, belli bir mesleki eğitime sahip olanlara da meslekleri ile ilgili bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni bilgi ve beceriler kazandırmaya yönelik eğitim de bu gruba girmektedir.

6. Güzel Sanatlar Eğitimi: Bireyin, müzik, güzel sanatlar, edebiyat, sanat ve el sanatları gibi, yaratıcı ve eğlendirici amaçlarla öğrenmek istediği her çeşit kültürel konuları içeren programlardır (OECD, 1977, s. 24). Ayrıca, güzel sanatların belli bir dalında yeteneğe sahip olan ancak, örgün eğitimde bunu geliştirme olanağı bulamayanların, bu alanda düzenlenecek halk eğitimi etkinliklerine katılması suretiyle kendilerini geliştirmelerine ortam hazırlanır. Müzik, resim, oyun ve benzeri olanaklarla güzel sanat yapıtlarını anlamaya, sevmeye ve uygulamaya yardımcı nitelikteki bir eğitimi söz konusudur. Örneğin, bir bireyin müzik yapıtını dinlemesine, bilinçli olarak kavramasına, böylece buna karşı ilgisini, sevgisini artırmaya yönelik bir eğitsel çalışmayı içerir.

7. Sosyal Hizmetler Eğitimi: Özellikle gelişmiş sanayi toplumlarında bu tür halk eğitiminin önemi daha da artmıştır. Yaşlıların, hastaların, sakatların ve suçluların topluma uyumunu kolaylaştırmak; içinde bulundukları psikolojik ve fiziksel koşullardan kaynaklanan olumsuzlukların bireye olan etkisini en aza indirgemeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yaşlı ve sakatların korunması, uygun yaşam kurallarının sağlanması, suçlu çocukların yemden topluma kazandırılmasına dayalı olarak bu tür grupları içine alan halk eğitimi etkinlikleri düzenlenmektedir. Ülkemizde, bu tür halk eğitimi etkinliğinin yok denecek kadar az olduğu söylenebilir.

8. Toplum Eğitimi: Küçük toplumların veya yerel toplulukların sorunları ile ilgilenmelerine, bunları benimsemelerine, devletle sıkı işbirliğinde bulunmalarına, kendi aralarında örgütlenmelerine ve sorunlarını çözmelerine eğitsel yollarla yardımcı olmaya dayalı bir eğitimdir.
Toplum eğitimi ile toplumlarda var olan ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel kurumların geliştirilmesine ve o topluluğun veya yerel toplumların kalkınmalarında önderlik işlevi gerçekleştirilir. Bu yolla yerel toplumların kendi olanak, kaynak ve işgüçlerini, devletin olanak ve kaynaklan ile birleştirilerek kalkınmalarına destek sağlanır. Bu tür eğitim, toplum kalkınmasını sağlamaya yönelik olduğundan, "toplum kalkınması" olarak da ifade edilmektedir.

Yaşamboyu Eğitim Ve Kurumları

Örgün eğitim sistemlerinin içinde bulunduğu "bunalım", eğitimi geleneksel anlayıştan farklı biçimde ve daha geniş açıdan ele alan ve "yaşam boyunca öğrenme" olarak adlandırılan yeni bir kavramın ortaya çıkmasına yardım etti (Bülbül, 1987, s. 23).

Yaşam boyunca öğrenme kavramının arkasındaki görüşler, Unesco tarafından şu şekilde açıklanmaktadır;
"Bilinçli ya da bilinçsiz olarak, insanlar ömürleri süresince, içinde buluna geldikleri çevreleriyle etkileşim yoluyla sürekli yaşantılardan geçmektedirler. Davranışlarını, yaşam hakkındaki algılarını ve bilgilerinin içeriğini oluşturan yaşantılarıyla öğrenmeyi ve kendilerini yetiştirmeyi sürdürmektedirler. Böyle olmakla birlikte, günümüze kadar, bu doğal dinamiği destekleyen eğitim kurumlarının yapısı çok azdır. Özellikle, öğretimin gençler için olduğu ve okulda yapıldığı yolundaki "önfikirler", insanların yaşamları boyunca öğrenmeyi, normal bir öğrenme süreci olarak algılamalarını engellemiştir. Ancak, yirminci yüzyılın ikinci yansında, insanların çoğunun, yaşamlarının koşullarını ve değişikliklerini karşılayabilecek biçimde donatılmamış oldukları gerçeği, kısa sürede giderek daha çok anlaşılmaktadır" (Faure ve diğerleri, 1972, s. 142).
Yaşam boyunca öğretime ilişkin fikirler, sağduyuya uygun düşmekle birlikte, bunların uygulamaya aktarılması, gerçekte, örgün ve yaygın eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir. Çünkü;
1. Yaşam boyu eğitim kavramı; eğitimin okullarda öğretilenlerle sınırlı bulunduğu ve eğitimin amacının çocuk ve gençlerin yetişkinlik dönemine hazırlamak olduğu konusundaki geleneksel eğitim görüşü ile çelişmektedir.
2. Bu kavramın önemli bir doğurgusu da örgün eğitim sistemine hiç girmemiş, bu sistemin herhangi bir kademesinden ayrılmış ya da mezun olmuş yetişkinlerin eğirim gereksinimlerini karşılamak üzere toplumun yeterli kaynak ayırmak zorunda olmasıdır.
3. Erişilmesi daha da zor diğer bir doğurgu da, örgün eğitim sisteminin, bireysel seçimleri karşılayabilecek ve gençleri kendi kendine öğrenmeyi sürdürebilen, yeterli yetişkinler olarak yetiştirebilecek bir biçimde yeterli bir esnekliğe kavuşturulması için yeniden düzenlenmesine gereksinme vardır.
4. Bu yaklaşımın okullarda, olguları öğrenmekten çok, "nasıl öğrenilebileceğini öğrenme"ye daha çok önem verilmesi gerekmektedir (Smith and Havercamp, 1977, s. 3-21).
Bireyin yaşamı boyunca değişen çevre koşullarına uyum sağlama zorunluluğu, sürekli öğrenmeye gereksinme duyması, yaşam boyu eğitimini de beraberinde getirmektedir. Bu zorunluluk, özellikle, gelişmiş ülkelerde yaşam boyu eğitim okullarının gelişmesini doğurmuştur.
Yaşam boyu Eğitim
Yaşam boyu eğitim, yaşam boyu öğrenme, yaşam boyunca tümleşik öğrenme, sürekli öğrenim, sürekli eğitim terimleri ile eşanlamlı düşünülebilir.
Bu terimlerin kaynağı, eğitimin çocukluktan başlayan sürekli eğitim fırsatının başlangıç evresiyle sınırlandırılmış ilk ve son deneyim olmadığı, aksine ömür boyunca süren bir deneyim olması gerektiğidir.
Yaşantı, kendi başına sürekli bir öğrenme sürecidir. Ancak, her bireyin, teknolojik ve toplumsal değişmeye ayak uydurabilmesi, kendi çevresine ilişkin (evlenme, ana-baba olma, iş durumu, yaşlılık v.b.) koşullara bağlı olarak meydana gelen değişiklikler karşısında hazırlıklı olabilmesi ve bireysel gelişme açısından tüm gizilgücünü harekete geçirebilmesi, amaçlı ve ardışık bir öğrenim görmesini gerektirir. Yaşam boyunca devam eden eğitim, hem kasıtlı, hem de rast-gele öğrenme yaşantılarını içerir (Bülbül, 1991, s. 37). Bireyin, ailesi, akran grupları ve çevresiyle etkileşimi sonucu, bireydeki davranış değişiklikleri kasıtsız eğitimdir. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarından elde edilen eğitim ise kasıtlı eğitimdir.
Kasıtlı eğitim, bütünüyle olumlu davranış değişikliklerini içermesine karşın, kasıtsız eğitim, hem olumlu, hem de olumsuz davranış değişikliklerini içerir.
Yaşam boyu Eğitim; rast gele öğrenmenin dışında, öğrenim fırsatlarının bireyin gereksinimlerini yaşam boyunca karşılayacak biçimde düzenlenmiş eğitimdir (Bülbül, 1991, s. 36). Bu eğitim, bireyin iş yaşamını engellememelidir. Yaşam boyu eğitim, göreceli olarak mesleki bilgi ve becerileri yenilemeye yönelik olduğu gibi, bireyin sürekli gelişmesini sağlayıcı bir özellik göstermelidir. Bu bağlamda, örgün eğitimle birlikte, örgün eğitim sonrasındaki planlı eğitim etkinliklerini içerir.
Yaşam boyu Eğitim Kurumları
Yaşam boyu eğitimi sağlamaya yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde çeşitli okullar kurulmuştur. Bu tür eğitim etkinliklerini yürüten okullar; toplum okulları, toplum kolejleri, çok işlevli merkezler ve işçi üniversiteleri olarak dört grupta incelenebilir. Bu okulların hepsi devlet tarafından kurulmuş olup, kamu hizmeti vermektedir. Yaşam boyu eğitim etkinliklerini sürdüren ve yaygın uygulama alanı bulan Toplum Okulu ve Toplum Kolejlerini açıklamakta yarar görülmektedir.


Toplum Okulu; Gün ve yıl boyunca her yaştaki bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılamaya yönelik olan bir okuldur (Decker, 1972, s. 16).
Toplum okulu uygulanmasının dayandığı ilkeler şunlardır (Love, 1985, s. 97):
1. Okul, topluma ait olmalı ve okulla toplum arasında etkileşim bulunmalı,
2. Okul, toplum etkinliklerinin toplandığı bir merkez olmalı,
3. Okul sürekli açık olmalı
4. Yetişkinlerin, okulun olanaklarından yaşam boyunca yararlanabilmelidir.
Toplum okulu, okulun gündüzleri de yetişkinlere açık olmasını ve normal öğretim saatleri dışında yetişkin ve çocukların okul olanaklarından yararlanmalarına dayalıdır. Bu ilkeler, yetişkinlerin okulda sosyal, kültürel ve dinlenmeye yönelik çeşitli etkinliklerde bulunabilmeleri anlamına gelir, iyi donatılmış bir okulda kütüphane, yüzme havuzu, klinik ve çocuk yuvası bulunmalıdır. Kırsal bölgelerde, masrafı kamu tarafından karşılanmak üzere akşam saatleri ile tatilde ulaşım olanakları sağlanmalıdır.
Toplum okulunun yönetim yapısı şu özellikleri göstermelidir:
1. Okul yöneticisi, bütün çevre halkının eğitim ve sosyal gereksinimlerine karşı olumlu bir anlayış içinde olmalıdır.
2. Yönetici, okula gelen bireylerin isteklerini dikkate alarak okulu yönetmelidir.
3. Öğretmenler, görevlerini daha geniş kapsamlı ve daha geniş çerçevede yerine getirmek zorundadır.
4. Okul personelinden belli bir bölümü, gençler ve yetişkinlerle çalışabilecek uzmanlık gücüne sahip olmalıdır.
5. Yetişkinlere hizmet verecek öğretim personeli, geleneksel olarak öğretmen yetiştiren kurumların verdiği öğretimden farklı bir biçimde mesleğe hazırlanmalıdır.
Toplum okulunun yararları ise şu şeklide belirtilmektedir:
1. Mevcut kaynakların gün boyunca ve hafta sonlarında kullanılması nedeniyle ekonomiktir.
2. Yetişkinin içinde bulunduğu yabancılaşma duygusunu yok etmekte veya azaltmaktadır.
3. Öğrencilikten gençlik etkinliklerine, buradan da yetişkinlik etkinliklerine geçişi kolaylaşmaktadır.
4. Her yaştan bireylerin en az gerginlikle bir araya gelmelerine ortam hazırlamaktadır.
5. Yerel topluma, özyönetim ve kendi parasal kaynaklarını denetleme olanağı vermektedir.
Toplum Kolejleri
Toplum koleji terimi, toplum okulu gibi ilk defa ABD'de ortaya atılmıştır. Toplum kolejini toplum okulundan ayıran tek fark, bütünüyle okuldan ayrılanlara hizmet etmesidir.
Sanayileşmiş ülkelerin çoğunda yer alan ve özellikle ABD'de 1960-80 yılları arasında sayısı 1.000'i bulan toplum kolejlerinin ana işlevi; genellikle yerel sanayi ve ticaret kesimlerinde çalışmak isteyen gençlere mesleki programlar sunmaktır. Bunların bir çoğunda, üniversiteye hazırlık niteliğinde programlar uygulanmaktadır.
Toplum kolejlerinin verdiği hizmetler şu şekilde özetlenebilir (Love, 1985, s. 99):
1. Verdiği krediler lisans veya daha ileri düzeyde öğrenim için geçerli olacak nitelikte ve normal olarak üniversitelerin ilk iki yılma denk bir eğitim veren programlar
2. Sanayi, tarım ve yarı meslekleşmiş alanlarda mesleki ve teknik programlar,
3. Genç ve yetişkinlere genel eğitimi vermek amacıyla düzenlenmiş program veya dersler,
4. Kültür, kamu hizmetleri, dinlenme ve toplum gelişmesini sağlayan projeleri ile ilgilenen kimseler ya da gruplar için toplum hizmetleri programlarıdır.
Toplum kolejlerinin üstlendiği işlevler ise şunlardır (Janvis, 1971, s. 27):
1. Fiziki olanakların her yaştaki bireylerin çeşitli gereksinimleri için kullanılmasını sağlayacak önlemleri almak,
2. Bireylerin gereksinimlerini sürekli inceleyerek, buna göre öğretim programı ve etkinlikleri düzenlemek,
3. Her yaş grubuna yönelik eğitsel veya sosyal programlar ile beden eğitimi, dinlenme ve sağlık programlarını bütünleştirmek,
4. Yaratıcı toplum projelerinin başlatılmasına önderlik etmek,
5. Çalışmalarda demokratik düşünceyi ve eylemi güdülemek,
6. Öğretim personelinde, normal görevlerinin yanısıra öğrencilere gerçek yaşam etkinliklerinde yardımcı olma isteğini geliştirmek,
7. İlgili herkesi program çalışmalarına katmak,
8. Çevre halkı arasında birlik ve dayanışma gücünü geliştirmek
9. Karşılaştıkları sorunları birlikte çözebilmek için halka güven kazandırmak,
10. Halk arasında önderliği geliştirmek ve yaymaktır.

Yetişkin Ve Özellikleri

Yetişkin (Adult) terimi, Latince büyümek (Adolescene) fiilinden gelmektedir. Yetişkin kimse denildiği zaman, fiziksel ve psikolojik gelişimini tamamlamış, olgunluğa ulaşmış olduğu varsayılır. Ancak, psikolojik ve fiziksel gelişimi ölçmek tam anlamıyla olanaklı olamamaktadır. Bu nedenle, bir çok toplumda yetişkinliğin başlangıcı zorunlu öğrenim yaşını bitirmiş, tam zamanlı bir işe girmiş ve evlenmiş olmakla tanımlanmaktadır (Onur, 1986, s. 16).
Yetişkinlik kavramı daha çok "bağımsızlık" ile ilgili bir kavramdır. Genel bir eğilim olarak bir toplumda, kendi yaşantılarını yönetme sorumluluğunu üstüne alan bireyler yetişkin kabul edilmektedir (Bülbül, 1991, s. 44).
Ücretli bir işte çalışma/evli olma, ana-baba olma, karar verici olma, vatandaşlık sorumluluklarını yerine getirme gibi toplumsal roller bağımsızlığı da beraberinde getirmektedir. Ancak, bu rolleri üstlenme ülkeden ülkeye göre değişebildiğinden, belli bir yaşı yetişkinliğin başlangıcı olarak kesin bir biçimde kabul etmek şimdilik olası görülmemektedir.
Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bireyin çok genç yaşta çalışma hayatına atılmasına veya sorumluluk üstlenmesine karşın, bu durum gelişmiş olan ülkelerde daha ileriki yaşlarda gerçekleşmektedir.
Yetişkini şöyle tanımlamak olasıdır. Yetişkin; zihinsel, bedensel gelişimini tamamlamış ve psikolojik olgunluğa erişmiş, ekonomik bağımsızlığını kazanmış ve toplumda bir sorumluluk üstlenmiş bireylere denir.
Yetişkinin Gelişim Özellikleri
Yetişkinin gelişim özellikleri fiziksel, psikolojik ve toplumsal olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
Fiziksel Gelişim Özellikleri
Yaş ilerledikçe yetişkinin fiziksel yapısında değişmeler olmaktadır. Fiziksel açıdan aşağıdaki değişmeler yetişkinin öğrenme gücünü ve hızını etkiler (Geray, 1978, s. 22):
Görme Yeteneği: 20-25 yaşları arasında en yüksek düzeyde olan görme gücünde, 40-45 yaşlarında birden bire düşme görülür.
İşitme Yeteneği: Yaşın ilerlemesine bağlı olarak yetişkinin işitme gücünde azalma olmaktadır. Bu nedenle, eğitsel etkinliklerde öğretici, ses tonunu iyi ayarlamalı, dudak mimikleri yetişkin tarafından görülecek biçimde konuşmaya özen gösterilmeli ve görsel-işitsel araçların kullanımı ön plana çıkartılmalıdır.
Isıya Uyum Sağlama Yeteneği: Yetişkinin yaşının ilerlemesiyle ısıya uyum sağlaması güçleşmektedir. Dış koşullar değişse de vücut iç ısısının aynı kalması gerektiğinden, bu, ileriki yaşlardan istenilen ölçüde düzenli olamamaktır.
Çalışma Gücü: Yaş ilerledikçe iç salgı bezlerinin etkinliği azaldığından, hücreler daha çabuk yıpranır. Ayrıca, kas gücünde de azalma olduğundan, istenilen hızda bir çalışma ortaya konulamaz. Bunun için de yetişkin, eğitime daha az zaman ayırabilir.
Psikolojik Gelişim Özellikleri
Yetişkinin psikolojik gelişim özelikleri, yetişkinlik dönemlerine göre farklılıklar göstermektedir. Yetişkinlik dönemleri; Genç, orta, ileri yaşlar olmak üzere üçe ayrılır. Ancak, bu dönemlerin hangi yaşlan içerdiği konusunda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır.
Bir yetişkin, yaşı ilerledikçe, rollerini ve dolayısıyla beklentilerini değiştirmek zorundadır. Havighurst, buna "Gelişim ödevleri" adını vermektedir.
Gelişim Ödevleri; bireyin yaşamında belli bir dönem ya da o dönem konusunda, başarılması bireyi mutluluğa ve sonraki görevleri başarmasına öncülük eden, başarılmaması bireyi mutsuzluğa, toplumca onaylanmamaya ve sonraki görevlerde güçlük çekmeye yol açan görevdir. (Onur,1991,s35)
Gelişim ödevleri yetişkinlik dönemlerine göre şu şekilde sıralanmaktadır. (Botwinick, 1976,s.110):
Genç Yetişkinlik;
1. Eş seçme,
2. Eşi ile birlikte yaşamayı öğrenme,
3. Bir aile kurma,
4. Çocuk yetiştirme,
5. Bir evin işlerini yürütme,
6. Çalışma hayatına başlama,
7. Yurttaşlık sorumluluklarını yerine getirme,
8. Uygun sosyal gruba katılma.
Orta Yetişkinlik;
1. Toplumun bir üyesi olarak yetişkinlere özgü sorumlulukları yerine getirme,
2. Belli bir ekonomik yaşam düzeyine ulaşma ve bunu sürdürme,
3. Ergenlik çağındaki çocuklarına sorumlu ve mutlu yetişkinler olmasına yardım etme,
4. Yetişkinlere özgü boş zaman etkinliklerini geliştirme,
5. Birey olarak eşiyle özdeşleşme,
6. Orta yaşın getirdiği değişiklikleri kabullenme ve buna uyum sağlama,
7. Yaşlı ana-babaya uyum sağlama.
İleri Yetişkinlik;
1. Fiziksel güçteki ve sağlıktaki düşüşe uyum sağlama,
2. Emekliliğe ve azalan kazanca uyum sağlama,
3. Yaş grubuyla açıktan ilişki kurma,
4. Mutluluk verici fiziksel yaşama koşulları kurma,
5. Toplamsal ve yurttaşlık görevlerini yerine getirme.
Toplumsal Gelişim Özellikleri;
Yetişkinin bulunduğu topluma veya gruba göre beklentileri ile eğitime olan gereniksinimlerinde farklılıklar olabilmektedir. Bireyin mesleği gelir ve öğrenim düzeyi, cinsiyeti, evli olup, olmadığı, yaşadığı yer, dinsel inançları halk eğitimi etkinliklerine katılmasında önemli role sahiptir. (Geray, 1978, s25).
Gelecekte kullanma olasılığı olan bir bilgiyi öğrenme, özellikle yetişkinlerde zaman tüketici ve verimsiz bir öğrenme yoludur. Toplumda aldığı yeni rolü başarı ile oynayabilmesi için yetişkinin belli bilgileri öğrenme gereğini duyması, onu öğrenmeye yöneltir.
Bireyin yöneldiği amaçlar, halk eğitimi açısından da önemlidir. Bu amaçlar, bireyde öğrenme isteğini artırır ; öğrenme sürecini, öğrenme süresini içeriğini, miktarını, yoğunluğunu belirler.
Geri kalmış toplumlar geleneksel bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, bu toplumların bir üyesi olan yetişkinler daha çok grubun geleneksel değerlerine bağlı olduklarından eğitime olan gereksinimleri de o derecede azdır. Gelişmiş toplumlarda ise bireylerin eğitime olan gereksinimi daha çoktur. Çünkü, topluma veya içinde bulunduğu gruba uyum sağlayabilmesi ya değişen toplumsal yapıya bağlı olarak rollerini etkin bir biçimde yerine getirebilmesi, bir ölçüde yeni bilgi ve beceriler edinmeyi gerektirir.
Eğitim Açısından Çocuk ile Yetişkin arasındaki Fark;
Yetişkin eğitimi ile çocuk eğitimi amaç, içerik ve yöntem boyutları açısından farklılıklar göstermektedir. Bu çocuk eğitimi amaç, içerik ve yöntem boyutları açısından farklılıklar göstermektedir. Bu, çocuk ile yetişkin arasındaki şu farklardan kaynaklanmaktadır. (Geray, 1978 s,26)
1. Çocuğa yönelik eğitimin amacı, çocuğu yaşantıya hazırlamaktır. Yetkin eğirimin amacı ise yetişkinin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümünü sağlamaya dayanır.
2. Yetişkine gereksinme duyduğu alanda bilgi ve beceri verilmesine karşın, çocuğa, okulda, kurumların önceden saptandığı programda yer alan bilgi ve beceriler kazandırılır.
3. Yöntem açısından yetişkinin kişiliği gelişmiş olduğundan, öğretim sürecinde kişiliğine saygı duyacak ve koruyacak; çocuklara ise kişiliklerini geliştirici bir yaklaşım izlenir.
4. Yetişkin eğitiminin temeli, bir sorunun çözümüne dayanmasına karşın, çocuk eğitiminde belli bilgi ve beceri kazandırılarak, sorunların farkında olmasını sağlamaya dayalıdır.
Eğitim açısından çocuk ile yetişkin arasındaki fark şu şekilde sıralanmaktadır (Geray, 1978, s. 27):
1. Çocuğun öğrenmeye ayıracağı zamanın bol olmasına karşın, yetişkin, yalnızca çalışma saati dışındaki zamanını ayırabilir.
2. Çocuğun yaşantıdan edindiği deneyim azdır; yetişkinin geçmiş yaşantısına dayanan bir deneyimi vardır.
3. Çocukta güven duygusu yüksek olduğu halde, öğrenme gücü konusunda yetişkinde güvensizlik söz konusudur.
4. Çocuk, öğrenmeye sınırlı da olsa zorlanabilir; ancak, yetişkinin öğrenmesi ondaki öğrenme güdüsüne bağlıdır.
5. Çocuk ile öğretmen arasındaki ilişki anne-baba ilişkisine benzemesine karşın, yetişkin-öğretmen ilişkisi öğrenen-öğreten ilişkisine, bir ölçüde arkadaş-meslektaş ilişkisine dayanır.
YETİŞKİNLERDE ÖĞRENME VE GÜDÜLENME
Yetişkinlerin geniş bir yaşantı birikimine sahip olması, onların öğrenmesinde ve eğitiminde farklı uygulamaları gerektirmektedir.
Yetişkinde Öğrenme
Öğrenme, yaşantı ürünü bir davranış değişmesidir. Yaşantılar bir etkileşim sürecinin sonucunda oluşur. Çocuk elini sobaya dokundurur; sobanın yaktığını öğrenir. Bu öğrenme sıcak soba ile çocuk arasındaki bir etkileşim sonucunda, çocuğun geçirdiği bir yaşantının ürünüdür. Burada sıcak sobayı "öğreten", çocuğu "öğrenen" olarak düşünülürse, öğrenme olayının öğrenen ile öğreten arasındaki bir etkileşim sonucu olduğu söylenebilir. Bir etkileşim sürecine öğreten kasıtlı olarak ve bireye belli bir davranış kazandırılmasında yardımcı olmak amacıyla girmiş olabilir ya da kasıtsız olarak katılmış olabilir. Aynı şekilde, birey bir öğrenme sürecine kasıtlı olarak ve öğrenmek amacıyla girmiş olabilir ya da kasıtsız olarak katılmış olabilir. İşte, öğrenme sürecine öğreten ve öğrenenin kasıtlı olarak katılıp katılmadığına göre, dört farklı öğrenme biçimi ortaya çıkmaktadır (Axinn ve diğerleri, 1974, s. 8-11);
Bir öğrenme sürecine öğrenen ve öğretenin her ikisi de kasıtlı olarak katılıyorsa, bu tür eğitim ya örgün ya da yaygın eğitim(halk eğitimi)'dir. Öğrenen katılmıştır; çünkü kasıtlı olarak bir şey öğrenmek istemektedir. Öğreten katılmıştır; çünkü kasıtlı olarak öğrenenin öğrenmesine yardım etmek amacındadır.
Bir öğrenme sürecine öğreten ya da öğrenenden birisinin kasıtlı, diğerinin kasıtsız olarak katıldığı durum söz konusu ise buna algın (informal) öğrenme; eğer bir öğrenme sürecine öğrenen ve öğretenin her ikisi de kasıtsız olarak katilmiş ise buna rastgele öğrenme denilmektedir. Bu sınıflandırma aşağıda bir şekil üzerinde gösterilmiştir.
Öğretenöğrenen Kasıtlı Kasıtsız
Kasıtlı AÖrgün (Okul)Yaygın (Okul dışı) CAlgın (İnformal)
Kasıtsız BAlgın (İnformal) DRastgele
Örgün eğitim ile yaygın eğitim (halk eğitimi) A gözeneğine girmektedir. Kitle iletişim araçları B gözeneğine girmektedir. Kasıtlı bir yayın kaynağı söz konusudur. Fakat öğrenen kasıtlı olmadan yayınlara erişebilmektedir. Sabahleyin müzik dinlemek amacıyla radyoyu açan birisinin, sağlık konusunda bir konuşma ile karşılaşması ve bunu dinlemesi bu tür öğrenmeye bir örnektir. Burada konuşma sahibi (öğreten) kasıtlı, dinleyici (öğrenen) kasıtsızdır. Algın eğitimin diğer bir çeşidinde ise, öğrenen kasıtlı, öğreten kasıtsızdır. C gözeneğinde yer alan bu öğrenmeye "bireysel öğrenme" de denilmektedir.
Laboratuarda kasıtlı olarak bir araştırma yürüten bilim adamının öğrenmesi, merak ettiği bir konuyu inceleyen, bilgi toplayan bir insanın öğrenmesi, bu tür öğrenmeye örnek olarak verilebilir. Son olarak, D gözeneğinde gösterilen rastgele öğrenme denilen öğrenme çeşidinde ise öğrenen de öğreten de kasıtsızdır. Çevremizle doğal etkileşimimizin sonucunda öğrendiklerimiz bu gruba girer. Bu yolla öğrenmeye başladığımızı ve bu çeşit öğrenmeyi ömür boyu sürdürdüğümüz bilinmektedir (Bülbül, 1987, s. 26-27).
Halk eğitimi, öğrenme sürecinde öğrenen ve öğretenin her ikisinin de kasıtlı olarak katıldığı planlı bir eğitimdir. Bu açıdan örgün eğitimden hiçbir farkı yoktur. Örgün ve halk eğitimi aracı olarak televizyondan, radyodan, videodan, basılı yayınlardan da yararlanılabilir. Kitle iletişim araçlarının kullanılması, bir örgün ya da halk eğitimi etkinliğini, algın (informal) bir eğitim etkinliği haline getirmez. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinin, Açıköğretim Lisesinin televizyon programları, örgün eğitim programlarıdır.
Eğitim tarihi, başlangıçta düzenlenmemiş rastgele öğrenmelerin ağırlıkla yer aldığı dönemlerden, düzenlenmiş, planlanmış öğrenmelerin ağırlık kazandığı dönemlere doğru bir gelişme göstermiştir. Günümüzde düzenlenmiş halk eğitimi etkinlikleri önem kazanmıştır.
Yetişkinlerin öğrenme yeteneği üzerine yapılan çalışmaların en önemlisi Edward L. Thorndike'nin yaptığı araştırmadır.
Thorndike'e göre; yetişkinlerin öğrenme yeteneği her zaman vardır. Öğrenme hızının 20-25 yaşlarında en yüksek düzeyde olduğu; sonra 42-45 yaşlarına değin yılda %1 oranında bir azalma gösterdiği; 45'inden sonra önemli oranda düştüğünü belirtmektedir. Öğrenme hızındaki bu düşüş, yetişkinin öğrenmesini engellememektedir. Öğrenme süresi dikkate alındığında, genç yetişkinlerin başarı derecesi daha yüksektir. Ancak, zaman sınırlandırılması getirilmediğinden, öğrenme gücünde 20 ile 60 yaşlan arasında önemli bir farkın olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, 60 yaşındaki bir yetişkin, 20 yaşında iken öğrenebileceği türden bilgi, beceri ve değerleri öğrenme gücüne sahiptir (Geray, 1978, s. 22-23).
Yapılmış araştırma sonuçlan dikkate alındığında; yaş ilerledikçe tepki hızının azaldığı, sorun çözme yeteneğinde giderek gerileme olduğu ve devinimsel becerilerin gerilediği belirlenmiştir. Buna karşın, sözel alanda ve kavrayış açısından ilerlemeler olabilmektedir.
Yine araştırma sonuçlarına göre; başlangıçta erişilmiş olan eğitim düzeyi ne kadar yüksek ise daha sonra çeşitli yaşlarda gösterilen basan dereceleri arasındaki ilişkinin o ölçüde büyük olduğudur. Eğitim düzeyi düşük olup, sıradan işlerde çalışanlarda zihinsel gerileme söz konusu olmaktadır (Love, 1985, s. 55).
Buna göre, eğitim düzeyi yüksek olan yetişkinlerin ileriki yaşlarında da buna bağlı olarak üst düzeyde bir başarı gösterebildikleri ancak; eğitim düzeyi düşük olanların ileriki yaşlarında aynı derecede başarılı olamadıkları ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca, yetişkinin yaptığı işin zihinsel güce dayalı olup olmaması da zihinsel gelişim ve öğrenmesi açısından önemli etkiye sahiptir.
Sonuç olarak, her birey normal koşullarda 60 yaşına kadar rahatlıkla öğrenebilir. Ancak, öğrenme hızında bir düşme söz konusu olduğundan, öğrenmesi, gençlere oranla daha fazla zaman almaktadır. Diğer taraftan, eğitim düzeyi yüksek bir birey, ileriki yaşlarında eğitim düzeyi düşük ve yaptığı iş daha az zihinsel gücü gerektiren bir bireyden daha kolay öğrenebilmektedir.
Yetişkinde Öğrenme Güdüsü
Yetişkinlerin öğrenmeye karşı tutumlarında en önemli etmenlerden birisi, onların alışkanlıklarını ve huylarını değiştirmeye yatkın olup olmadıklarıdır. Yapılan bir araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; yetişkinlerin sürekli olarak tek bir tutum içinde olmadıkları, öğrenecekleri konunun niteliğine göre değişmeye hazır olup, gerektiğinde değerlerini değiştirebilmektedirler. Girişilecek öğrenme etkinliğinin açık olarak ortaya konulması, hatalarının saptanarak düzeltilebileceğinden emin olmaları ve kendi tempolarında çalışmaları koşuluyla ileri yaştaki bireyler, gençler kadar başarılı olabilmektedir. Ayrıca, yüksek zeka düzeyine sahip yetişkinlere oranla, zeka düzeyi düşük yetişkinler, değişikliğe daha az karşı koymaktadır (Bowinick, Brinley, 1962, s. 295).
Yetişkinde kendisine güvensizliğin bir nedeni de normal olarak gençlerle aynı koşulda ve aynı hızda öğrenmelerinin beklenilmesidir. Çalışma tempolarını kendilerinin ayarlamasına olanak verilmesi durumunda, yetişkinlerde öğrenme hızı artmaktadır.
Johnston ve Rivera, yetişkini öğrenmeye güdüleyen etmenleri şu şekilde sıralamaktadır (Love, 1985, s. 58):
1. Daha bilgili olmak,
2. Yeni bir işe hazırlanmak,
3. İş başında yetişmek,
4. Boş zamanı iyi ve yararlı olarak geçirmek,
5. Yeni ve ilgi çekici bireylerle tanışmak,
6. Yüklendiği işleri yerine getirmede ustalık kazanmak,
7. Kişiliğini geliştirmek ve bireylerle daha iyi ilişkiler kurmak,
8. Gelirini artırmak.
Bu güdüler, toplumdan topluma göre farklılıklar gösterebilir. Ancak, bu güdüleri Meslek, Kişisel Gelişme, Sosyal ilişkiler olmak üzere 3 ana grupta toplamak olasıdır.
Meslek Güdüleri: 18-40 yaş arasındaki bireylerde bu güdüler etkindir. İşe hazırlanmak, işte ilerlemek veya yeni işe girmek isteyen yetişkinler kendileri için düzenlenmiş mesleki eğitim kursuna devam ederler. Bu dönemde eğitime katilimi geniş ölçüde etkileyen neden, ilerde iyi bir yaşam sürdürmek için şimdiden bir meslek sahibi olmanın gerektiği bilincine dayanmaktadır.
Kişisel Gelişme: Genel kültürü artırma, sosyal konular hakkında daha geniş bilgi edinme gibi kişisel gelişme uğraşlarını temel amaç edinen bireyler, genellikle boş zamanların arttığı ve maddi kaynakların azaldığı 40 yaşın üzerindeki dönemlerde bulunan kimselerdir.
Özellikle evli birçok genç kadın, ev ve aile yaşamı ile ilgili çocuk bakımı ya da eşlerinin işleri ile ilgili konularda bilgi edinmeye karşı büyük istek gösterirler.
Sosyal İlişki: Mesleki olmayan yetişkin eğitim etkinliklerini içerir. Çoğu yetişkin, halk eğitimi kurslarına devam ederek sosyal ilişki kurma eğilimindedir. Hemen her yaşta yetişkinin katıldığı bu tür etkinliklerde, yetişkin çoğu zaman başkaları ile tanışma ile ilgilenir. Bunun önemli amaçlarından birisi, bireyin, toplum içerisindeki sosyal statüsünü yükseltme beklentisini gerçekleştirmeye dayalı olmasıdır.
Yetişkinin Eğitime Katılma Engelleri
Yetişkin, gereksinimini karşılamaya yönelik olan bir halk eğitimi programına katılmaya istekli olmakla beraber, eğitime katılmasını engelleyen birçok etmen söz konusu olabilmektedir.
Yetişkinin eğitim programına katılımını engelleyen etmenler; kişisel, ev yaşamı ve dış etkenler olarak üç grupta toplanmaktadır (Love, 1975, s. 46).
Kişisel Engeller
Yetişkinin halk eğitimi etkinliklerine katılımım engelleyen kişisel engeller şöyle sıralanmaktadır:
1. Bilinmeyenden korkma,
2. Gülünç olma korkusu,
3. Güvensizlik ve sosyal açıdan yetersiz olma korkusu,
4. Okuldan hoşlanmama,
5. Öğrenmeye karşı olumsuz tutum,
6. Eğitimin sağlayacağı yarardan emin olmama,
7. Zihinsel ve fiziksel eksiklikler.
Ev Yaşamından Kaynaklanan Engeller
Yetişkinin ev yaşantısından kaynaklanan eğitime katılma engelleri şunlardır:
1. Ev işlerinde fırsat bulamama,
2. Aile üyelerinden birinin veya hepsinin karşı koyması,
3. Evdeki koşulların öğrenme için gerekli çalışmaya elverişli olmaması.
Dış Engeller
Bir yetişkinin çalışma koşullarından veya içinde bulunduğu koşullardan dolayı eğitime katılımını etkileyen dış etmenler ise şunlardır:
1. Vardiya çalışması,
2. Vücut yorgunluğu,
3. Ulaşım zorluğu,
4. Ekonomik yetersizlik.
Bir yetişkinin sosyal-ekonomik ve eğitim düzeyi yükseldikçe, yetişkin eğitime katılma olasılığı yükselir. Bu olasılık yaş ilerledikçe düşmektedir. Eğitim düzeyi düşük bir yetişkinin eğitim istemi ve eğitime katılımı düşmektedir. Ne kadar fazla eğitim görmüşse, eğitime olan isteği de o oranda artmaktadır. Bu nedenle, yetişkinin eğitime katilimi, eğitim gereksinimi ile ters orantılıdır. Eğitim düzeyi yüksek olan bir bireyin, eğitim gereksinimi az, fakat eğitim istemi fazla olur. Çünkü, bilgi ve becerideki artış, bireyi yeni öğrenmelere güdüler.
Yetişkin Eğitiminde Öğretim İlkeleri
Yetişkinin yaşı ilerledikçe öğrenme gücünde bir azalma olmamasına karşın, öğrenme hızında bir düşme görülür. Bu nedenle, yetişkinin öğrenebilmesi için daha fazla zamana gereksinmesi vardır.
Yetişkin eğitiminde, istenilen hedefe ulaşılabilmesi ve yetişkinde etkin öğrenmeyi Bağlıyabilmek için, bazı öğretme ilkeleri aşağıda kısaca açıklanmıştır. Bu ilkeler bir bütündür. Hepsi birlikte yetişkin eğitimine bir bakış açısını oluşturmaktadır. Önemli olan bir öğretmenin bu bakış açısını kavraması, benimsenmesidir (Bülbül, 1992, s. 165-166).
1. İlk İzlenim: Yetişkin açısından katıldıkları eğitimin ilk birkaç günü çok önemlidir. Yetişkinler, başlangıç günlerinde eğitimin yararlılığı, öğretmenin tutum ve davranışı ve katılanlar arasındaki ilişkinin niteliği konusunda algılar geliştirirler. Bu geliştirdikleri ilk algı olumsuz ise bunu düzeltmek zordur. Her ilk izlenim gerçek durumu yansıtmayabilir. Örneğin, yararlı bir eğitsel etkinlik konusunda, yararsız olduğu izlenimini edinmiş olabilir. Yetişkinin olumsuz ilk izlenim veya algısı, onun sonraki başarılarını da etkileyebilir.
Bir kursun başında iyi planlamamaktan ileri gelen karşılıklar, öğretmenin olumsuz tutum ve davranışı veya yetişkin psikolojisini göz önünde bulundurmaması, olumsuz izlenimin geliştirilmesine neden olabilir. Bu nedenle, eğitim programının iyi bir biçimde planlanması, öğretmenin yetişkin psikolojisine uygun tutum ve davranışa sahip olması ilk izlenimin olumlu yönde gelişmesine önemli derecede etki eder.
2. İlgi: İnsanlar, özellikle yetişkinler kendilerine hoşnutluk veren, doyum sağlayan, bir merakını gideren ve ilgilerini çeken konuları öğrenme eğilimindedirler. Bunun karşıtı bir durumda, öğrenme isteği ortadan kalkar. Bu nedenle, bir yetişkin eğitiminin başarısı; eğitimin yetişkinin ilgi, istek gereksinimini karşılamaya yönelik olması veya sorununu çözmedeki etki derecesine bağlıdır.
3. Tekrar ve Pekiştirme: Öğrenmenin pekiştirilmesi, tekrarın sıklık derecesine bağlıdır. Ancak, fazla tekrar usanmaya neden olacağından, bunu iyi ayarlamak gereklidir. Tekrar, özellikle devinimsel boyuttaki öğrenmede daha etkili olabilmektedir.
4. Etkileşim: Öğrenmede etkileşimin birey açısından yoğunluğu, öğrenmeyi kolaylaştırır ve kalıcılığını sağlar. Etkileşim, ne kadar sıcak, heyecan verici, çekici ve etkileyici ise, o derecede kolay öğrenme olur. Daha çok duyu organı etkileşime girdikçe ve öğrencinin katılımı arttıkça öğrenilenin kalıcılığı artar.
5. Ortak Amaç: Öğretim hedefleri, sınıfın ortak hedefi haline getirilmelidir. Öğretmen, dersin ve öğrencilerin amaçlarını bütünleştire-bilmelidir. Bunun için, amaçların saptanmasında öğrencilerin katılımını sağlamalıdır.
6. Açık Kurallar: Kursun başında öğrencilerin uyacakları kurallar açıkça belirtilmelidir. Yönetmelikle belirlenmiş kuralların dışında belirlenecek kurallar öğrenci ile birlikte saptanmalıdır. Öğretmen tarafından ortaya konulan kuralların nedenleri de açıklanmalıdır. Böylece öğretmen-öğrenci ilişkisinde ortaya çıkabilecek gereksiz tartışmalar önlenebilir.
7. Kendini Değerlendirme: Yetişkin eğitiminde amaç not vermek değil, öğretmektir. Bunun için öğretmen, yetişkinin kendi başarı düzeyini kendisinin değerlendirmesine olanak sağlamalıdır. Yetişkine kendi başarısını değerlendirmek için ölçüt verilebilirse, hem onun küçük düşmesi önlenmiş, hem de bu değerlendirme yoluyla öğrenmesine katkıda bulunmuş olunabilir.
8. Sorun Merkezli Öğrenme: Yetişkin eğitiminin amacı, yetişkinin işi, evi, yaşamı ile ilgili sorunlarının çözümüne yönelik olmalı; bu sorunlara çözüm getirebilmelidir. Sorun merkezli öğrenme, öğrenmeyi yetişkin için anlamlı yapabilir.
9. Yaşantı Merkezli Öğrenme: Öğretimde, öğrencinin bizzat kendisinin yaşantıdan geçmesi hedef alınmalıdır. Öğrenci, eğitim sürecinde içsel bir yaşantıdan geçmiyorsa, verilenlerin bir yararı yoktur. Daha doğrusu, öğrenci her verileni yaşantı ile bütünleştirebilmelidir. Bunun için öğretim sürecinde verilen bilgiler yaşantıya yönelik olmalıdır.
10. Serbest İletişim: Öğretim etkinlikleri sırasında iletişime bir sınırlama konulmamalıdır. Eğer öğretmen ve öğrenciler, çeşitli nedenlerle, bilgilerini, duygularını ve düşüncelerini açıklamaktan çekinirlerse ya da öğretmen tarafından bir sınırlandırma getirilirse, öğrenmenin etkililiği azalabilir, iletişimi açık tutmak, öğrenme konusu ile ilgili olmayan konuların konuşulması anlamına gelmemelidir.
11. Serbest Davranma: Öğretmen, öğrencilerin sınıftaki davranışları üzerine gereğinden fazla baskı ve kontrol koymamalıdır. Ancak, bu serbestlik yalnızca öğretimin daha etkili bir biçimde yürütülmesine dayalı olmalıdır. Yoksa saygısızlığı, başına buyrukluğa ve göz yummaya neden olan bir ortamın oluşmasına izin verilmesi anlamını taşımamalıdır.
Yetişkinlerin Öğrenmeye İlişkin Bazı Özellikleri
Yetişkinlerin toplumda bir sorumluluk sahibi olması ve belli bir statüsünün bulunmasından dolayı, öğrenme sürecinde çocuktan farklı bir davranış beklentisi içerisine girer. Bu nedenle öğretmenin, öğretme sürecinde çocuğa davrandığı gibi bir davranış göstermesi, yetişkinin eğitimden kaçması veya öğrenmenin istenilen ölçüde gerçekleşmemesi sonucunu doğurur.
Yetişkin eğitiminde etkin bir öğrenmenin sağlanabilmesi için, göz önünde bulundurulması gereken özellikler şöyle özetlenebilir (Bülbül, 1991, s. 47-48):
1. Yetişkin benlik kavramı gelişmiş bir insandır;

2. Yetişkin deneyim birikimine sahiptir:

Yaşamları süresince edindikleri bir deneyim birikimi vardır. Bu deneyim birikimlerini kullanacak eğitim ortamı ararlar. Deneyimlerine uygun düşen yeni öğrenmeleri kabul ederler, ters düşenlere karşı bir direnme eğilimi gösterirler.

3. Yetişkin, gereksinimlerini doyurmayan öğrenmeleri kabul etmeye istekli değildir:

4. Yetişkin, karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm getirebilecek öğrenmelere ilgi duyar:

 

Halk eğitimi, yetişkinin değişmesini sağlayacak olan yeni bilgi ve becerinin kazandırılmasını amaçlar. Bu nedenle değişme sürecinin dikkatli bir biçimde tasarlanması gerekir (Geray, 1978, s. 43).
Halk eğitimi programlarını, örgün eğitim programları gibi bir standart programlar halinde düzenlemek olanaklı değildir. Çünkü, programın içeriğini yetişkinlerin gereksinmeleri oluşturduğundan, program içeriğini ve kullanılacak yöntem ve teknikler belirtilmiş olmalıdır.
Bir halka eğitim programında bulunması gereken basamaklar şunlardır (Geray, 1978, s.43):
1. Yetişkinlerin eğitsel gereksinmelerinin saptanması,
2. Amaçlarının saptanması,
3. Öğrenim etkinliklerinin düzenlenmesi
4. Uygulama,
5. Çalışmaların değerlendirilmesi

Yetişkinlerin Eğitim Gereksinmelerinin Saptanması
Bir toplumdaki bireylerin gereksinmeleri ve beklentileri farklılık gösterdiğinden, eğitim gereksinmelerinin saptanması kolay olmamaktadır.
Sorun, yalnızca güncel gereksinmeler değil; aynı zamanda fiziksel ve sosyal çevredeki değişmelere bağlı olarak yeni gereksinmeleri kestirebilmektir. Günümüzde gereksinmeler, ya hiç fark edilmemekte, ya da belirgin hale getirildiğinde fark edilmektedir. Bunun için, ulusal düzeydeki eğitim gereksinmelerinin saptanması; ancak ekonomik ve sosyal göstergelere dayalı olarak merkezi bir birim tarafından yürütülmesine gereksinme vardır. Ülkemizde bu görevi üstlenmiş olan kuruluş MEB bünyesinde yer alan Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'dür. Yerel düzeyde ise bu Genel Müdürlüğe bağlı olarak hizmet veren Halk Eğitim Merkezleridir.
Eğitim gereksinmesini saptayan merkezi bir örgütün bulunmasına karşın, eğitim gereksinmesinin neye göre saptanacağı ve çok farklı gereksinmeler karşısında, sınırlı kaynaklardan dolayı hangisine öncelik verileceği sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Yetişkinin eğitim gereksinmesini saptamayı engelleyen etmenler şöyle sıralanmaktadır (Love,1985, s. 53):
1. Belli bir yerleşim biriminin ilgili uzmanlarca saptanan eğitim gereksinimin, o yöredeki bireyler veya gruplarca öncelik verilmeyen bir gereksinim olması,
2. Belli bir yerleşim biriminin kendi içindeki veya yerleşim birimleri arasındaki eğitim istemlerindeki uyuşmazlık,
3. Yetişkinin belli bir eğitime gereksinme duymasına karşın, öğrenmeye güdülenmemiş olmasıdır.
Eğitim Gereksinmesini Saptama Basamakları

Halk eğitiminde, yetişkinlerin eğitim gereksinmelerinin saptamasında izlenmesi gereken basamaklar şunlardır (Bülbül, 1991, s. 93):
1. Gereksinmelerin temelini oluşturan sorun durumların belirlenmesi; Bir işletmede üretim düşüklüğünü, bir köyde ürünün aracıya kaptırılması, bireylerin temel hak ve sorumluluklarını bilmemesi, bir çalışanın sosyal haklarını kullanmaması, bir kamu görevlisinin görevini yapmamasından dolayı örgüt verimliliğinde düşmenin olması v.b. durumlar sorun niteliği taşıyan durumlardır.
2. Sorun durumların öncelik sırasına göre sıraya konulması,
3. Öncelik sırasına göre yapılacak eğitsel çalışmaların belirlenmesidir.
Halk Eğitiminde Öncelikler
Bir toplumun sahip olduğu sınırlı kaynaklarına karşın, yetişkinlerin eğitim gereksinmelerinin çeşitlilik göstermesi nedeniyle, bu gereksinmelerin öncelik sırasına göre karşılanması bir zorunluluk haline gelmektedir.
Halk eğitiminde öncelikler, bir ülkenin toplumsal yapısına ve gelişme düzeyine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Gelişmiş ülkelerde, bu gereksinmeler daha çok; kişisel gelişim, bireyin boş zamanının değerlendirilmesi ve toplumsallaşmayı sağlamaya yönelik etkinlikleri içermektedir. Oysaki geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bu, daha çok bireyin yaşamını sürdürmesini sağlayacak ve ekonomik gelir getirecek etkinliklere yönelik olup, genelde mesleki bilgi ve beceri kazandırmaya dayanır.
Gelişmekte olan ülkelerin halk eğitimi etkinliklerinin öncelik sıralamaları aşağıda belirtilen grupların gereksinmelerine göre bir dağılım göstermektedir (Love, 1985, s. 66):

Ülkemiz için MEB'nca saptanan öncelikli yöreler ise şöyle sınıflandırılmıştır: