Halk Eğitimi ve Önemi

 Bir toplumun, üyelerini toplumsal beklentiler doğrultusunda ve toplumsal kalkınmayı sağlayacak bir biçimde yetiştirmesi; bireyin yaşamını daha iyi koşullarda sürdürmesi ve toplumsal yapı içerisinde üzerine düşen görev ve sorumluluğunu en etkin bir biçimde yerine getirmesi, öncelikle, bireye bu konuda verilecek eğitime bağlıdır.

Bireylerin toplumsal güvenliklerini ve ekonomik verimliliklerini arttırmak, değişen toplumsal ve ekonomik rollerine uyumlarını sağlamak için, onların eğitimine olan gereksinim insanlık tarihi kadar eskidir. Hemen hemen her toplumda, çocuk ve gençler kadar yetişkinlerin eğitimine yönelik uygulamaların uzun bir geçmişi bulunmaktadır, ilk çağlarda kasıtlı eğitim uygulamaları, yalnızca çocuk ve gençlere değil, yetişkinlere yönelik olarak da düzenlenmekteydi. Antropoloji alanındaki bulgular, ilkel kabilelerde gençlerin, yaşça belli yetişkinlik dönemlerine geldiklerinde, kabilenin tam ve sorumlu üyesi sayılabilmek için, özel bir eğitimden geçirildiklerini göstermektedir.

Yüzyıllar boyunca her toplumda, ekonomik, toplumsal ve siyasal bunalımların yaşandığı, birlik ve beraberliğin bozulduğu, toplumların "ahlak bunalımı"na düştüğü, toplumsal değerlerin gelişmelere göre değişmediği, insan yaşamının değerinin unutulduğu, toplumsal ve bireysel amaçların bütünlüğünü yitirdiği, toplumsal bunalım dönemlerinde, toplumu yeniden kurma ve biçimlendirme girişimlerinin, hatta bazen "devrimlerin yetişkinlerin eğitimi yoluyla başarıya ulaştırılabileceği kabul edilmiş ve bu yöndeki uygulamalara ağırlık verilmiştir. Böyle durumlarda ortaya çıkan toplum önderleri ve peygamberler, toplumsal yapıyı yeniden düzenleme ya da kurma amaçlarının yetişkin nüfusun eğitimi yoluyla gerçekleştirilebileceğini görmüşler ve çalışmalarını bu alana yöneltmişlerdir (Bülbül, 1987, s. 3).

Tarihte rastlanılan Buda, Konfiçyüs gibi büyük önderler, Aristo, Eflatun gibi büyük düşünürler, Musa, İsa, Muhammet gibi büyük peygamberler, insanları eğitme çabalarını, çocuklar üzerinde değil, zihinsel, ruhsal olarak olgunlaşmış olan ve ekonomik, toplumsal sorumluluklar yüklenmiş bulunan yetişkinler üzerinde yoğunlaştırdılar. "Büyük dinleri, büyük uygarlıkları, Rönesans'ı, Reform'u, demokrasiyi, sanayi devrimini doğuran ve yaygınlaştıran, geniş kapsamlı hareketlerin tümü, yetişkinlerin öğrenme ve yetişme yeteneği üzerine kuruldu
(Jensen, Liveright, Hallenback, 1964, s. 6).

Amerika Birleşik Devletleri'nde, göçmenlerin "Amerikalılaştırılması" işlevim büyük ölçüde Halk Okulları yerine getirdi. Türkiye'de Cumhuriyet ilkelerinin, Atatürk Devrimlerinin benimsetilmesinde ve yaygınlaştırılmasında Millet Mektepleri ve Halkevleri önemli rol oynadılar. Yeni tarım yöntemlerinin benimsetilmesi ve yaygınlaştırılması yetişkinler eğitimi yoluyla gerçekleştirildi.
Genelde "eğitim", "öğretim" denilince, pek çok kimsenin aklına çocuk ve gençler ile okullar gelmektedir. "Yaygın Eğitim", "Halk Eğitimi" ya da "Yetişkin Eğitimi" terimlerinin bu alanla ilgilenmeyen profesyonel eğitimcilerin çoğu için bile açık anlamı yoktur. Kimilerine göre halk eğitimi, yetişkinlere okuma-yazma ile biraz matematik öğretmek ve temel vatandaşlık bilgileri kazandırmak amacıyla düzenlenen eğitim etkinlikleridir. Kimilerine göre genç kızlara ve bayanlara biçki-dikiş, nakış, el sanatları v.b. el becerileri kazandırmak amacıyla düzenlenen kurslardır. Kimilerine göre de kitle iletişim araçları yoluyla vatandaşları çeşitli konularda bilgilendirmek amacıyla düzenlenen etkinliklerdir. Bununla birlikte, "eğitim" ile okullarda verilen "örgün eğitimi"in okulda öğrenilen ya da öğretilenlerle sınırlandırılamayacağı; bireyin "beşikten mezara kadar" bir öğrenme süreci içinde bulunduğu; bu nedenle de eğitim etkinliklerinin bu anlayış içerisinde düzenlenmesi gerektiği giderek anlaşılmaktadır (Darkenwald, Merriam, 1982, s. 2).

Günümüzde halk eğitiminin eğitim sistemi içerisindeki konumu, eskisine göre çok farklıdır. Uygulamalara tam olarak yansımamış olmakla birlikte, gelişmiş veya gelişmekte olan hemen her ülkede halk eğitimi eğitim sisteminin alt sistemi olarak kabul edilmekte, toplumun ve bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılama girişimlerinin halk eğitimi alanında yaygınlaştığı; yetişkin nüfusa, ulusal düzeyde düzenlenmiş ve iyi desteklenmiş halk eğitimi hizmetleri sunulmasının, toplumsal ve ekonomik olduğu kadar, kültürel nedenlerle de ulusal eğitim politikalarının temel bir parçası haline geldiği, bu anlayışın giderek hızla yaygınlaştığı gözlenmektedir. Çünkü günümüzde, kitle iletişim araçlarının ve uluslararası kuruluşların aracılığı ile, çeşitli ülkelerde, eğitim uygulamalarından elde edilen bilgi ve deneyim birikimi bir ülkeden diğerine hızla yayılmakta; bunun sonucu olarak çeşitli yeni fikirler, değişimler, sorunlar, çözümler, özlemler ülkeler arasında geniş ölçüde paylaşılır nitelik almaktadır.

Halk Eğitimin Önemi

Günümüzde bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler, toplumun ekonomik, kültürel, siyasal ve toplumsal yapısında değişmelere neden olmaktadır. Bireylerin bu değişmelere uyum sağlaması, değişmenin gerektirdiği bilgi, beceri ve değerleri kazanmasını zorunlu kılmaktadır. Örgün eğitim yoluyla bu değişikliklerin gerektirdiği bilgi ve beceri, bireylere ancak belli bir yaşa kadar aktarılmaktadır. Bireyin örgün eğitim sonrasındaki yaşantısında ve örgün eğitimden yararlanamayan bireylerin bu değişikliklerin gerektirdiği bilgi ve beceriyi edinebilmesi, örgün eğitim sonrası eğitimle olanaklıdır. Bu nedenle halk eğitiminin eğitim sistemi içerisindeki önemi artmıştır. Halk eğitimi etkinlikleri başlangıçta gönüllü kuruluşlar aracılığı ile yürütülürken, günümüzde devlet desteği ön plana çıkmıştır. Bu desteğin yeterli olmamasına karşın, halk eğitimi artık toplumun büyük bölümüne hizmet vermektedir.

Devletlerin halk eğitimine eskisine oranla daha fazla ilgi göstermesinin belli başlı nedenleri olarak şu görüşlerin benimsenmesi ve yaygınlaşması gösterilmektedir.

1. Örgün eğitimden yararlanamayanlara eğitim olanağı sağlama: Toplumda ekonomik, toplumsal ve kültürel yönden yoksulluk içinde olan kesimlerin bu durumdan kurtarılması için, onlara diğer olanaklar yanında, gençliklerinde elde edemedikleri eğitim olanağı şimdi sağlanmalıdır.
2. Çocuğun kişiliğinin gelişmesi için aileleri eğitme: Aile çevresi çocuğun kişilik gelişmesinde ve eğitiminde önemli rol oynadığına ve sosyo-ekonomik düzeyi düşük ailelerin çocukları mevcut eğitim olanaklarından yeterince yararlanamadığına göre, ana-babaların bu konuda eğitilmesine gereksinme vardır,
3. Verimliliği artırma: Ekonominin verimliliği, işgücünün bilgi ve becerisinin yükseltilmesine bağlı olduğundan, belli bir alanda meydana gelen bilimsel ve teknolojik gelişmenin üretime aktarılması, işgücünün bu gelişmeler doğrultusunda eğitilmesini gerektirir.
4. Toplumsal sorunlara kitlelerin desteğini sağlama: Çağdaş toplumların karşılaşmakta olduğu büyük sorunlar, geniş halk kitlelerinin desteği olmadan çözümlenemez.
5. Yetişkine, eğitimine devam fırsatı sağlama: Eğitimlerine devam fırsata toplumdaki tüm yetişkinlere tanınmalıdır.
6. Okulların sınırlı eğitim etkinliğine sahip olması: Okullardan onların başarabileceğinden çok fazla hizmet beklenmektedir. Eğitim hizmetleri yalnızca okullardan beklenmemelidir (OECD, 1977, s.9).
Gelişmiş ülkelerde, devletin halk eğitimine gösterdiği ilgiyi arttıran bu nedenler, gelişmekte olan ülkeler için de geçerli olmuştur. Ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde yetişkinlerin eğitimine devlet ilgisini arttıran diğer önemli bir neden de, bu ülkelerin "halk eğitimini özel bir tüketim konusu olmaktan çok, toplumsal değişmeyi ve ekonomik kalkınmayı hızlandıran, düzenleyen ve özellikle de uluslaşma bilincini kuvvetlendiren, etkili bir araç olarak görmeleridir" (Love, 1985, s. 19-20).
Yukarıda açıklanan görüşler niçin halk eğitimine önem verilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Ancak, örgün eğitim sistemine yönelik eleştiriler de halk eğitiminin önemini daha da artırmıştır.

Örgün eğitim sistemine yönelik başlıca eleştiriler şunlardır:


1. II. Dünya Savaşı'ndan bu yana, hükümetlerce bilinçli olarak izlenen eğitimi yaygınlaştırma politikalarının da bir sonucu olarak, hemen her ülkede eğitimin her türü ve düzeyinde, öğrenci sayıları artmaktadır. Buna karşın, sistemin diğer girdilerinde (bina, tesis, araç-gereç, öğretmen, finansman v.b.) gerekli artışlar gerçekleştirilememektedir. Eğitim olanaklarının dağılımında, bölgeler, yöreler, kır-kent, okullar arası denge sağlanamamaktadır. Pek çok ülkede, eğitime ulusal bütçeden ayrılabilecek ödeneklerin tavanına ulaşılmıştır. Buna karşın, eğitimin maliyeti giderek artmaktadır.
2. Bilim ve teknolojide, toplumların yapısında (demografik, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel) hızlı ve sürekli değişmeler olmakta ve eğitim sistemleri çevrelerine yabancılaşmakta; okullar değişmelere uyum sağlayamamaktadır. Üstelik, yeni kuşaklara, çocukluk ve ergenlik dönemlerinin belirli bir süresinde kazandırılan ve söz konusu değişmelerin de gerisinde kalan bilgi, beceri ve tutumların onlara yaşamları boyunca yeteceği sanılmaktadır. Okul öncesi eğitimin, çocuğun kişilik gelişimi ve okul eğitimi için önemi anlaşıldığı halde, bireyin okul eğitimi sonrası, yetişkinlik döneminde eğitimin önemi ve gerekliliği anlaşılmamaktadır.
3. Örgün eğitim sistemlerinin geleneksel seçici-eleyici yapısı, öğrenciler arasında, sağlıksız bir yarışmaya ve pek çok öğrencinin başarısızlıkla "damgalanmasına" yol açmaktadır. Sağlıksız sonuçları bir yana bu durum, sosyo-ekonomik düzeyleri düşük ailelerden gelen çocukların aleyhine olmaktadır (Coombs, 1968, s. 1-10).
Birey, insan olarak, büyük bir öğrenme gizilgücü ile dünyaya gelmektedir. Toplum, insanların öğrenmesi için kasıtlı ve düzenli olarak, onlara eğitim olanağı sağlamakla görevlidir. Buraya kadar bir sıkıntı yoktur. Bu noktada iki görüş karşımıza çıkmaktadır:
1. Toplumun insanlara en etkili ve verimli eğitim sunma yolu okuldur.
2. Okul, toplumun insanlara eğitim sunma yollarından yalnızca birisidir. Aynı sonuçlar başka yollarla da alınabilir. Okulun yanında bu yollar da kullanılmalıdır (Delean, 1968, s. 169-176).
İşte, "halk eğitimi" kavramı çerçevesinde düzenlenen eğitim etkinlikleri, bu ikinci görüşe dayalıdır.

Halk Eğitimde Temel Kavramlar

Milli Eğitim Bakanlığı "Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği" nde yapılan tarama göre halk eğitimi; herhangi bir örgün eğitim kurumuna gitmeyen veya bitiren ya da örgün eğitimin bir kademesinden ayrılan bireylerin ilgi ve gereksinmelerini karşılamak ve belli bir meslek kazandırmaya yönelik olarak düzenlenen kısa süreli eğitim etkinlikleridir. Bu nedenle, her iki tanımdaki ortak özellikler şu şekilde belirtilebilir:
1. Hedef kitle; zorunlu öğrenim çağı dışına çıkmış herhangi bir örgün eğitim kurumuna gitmeyen ve okul dışında bulunan her yaştaki bireyler,
2. İçerik; bireylerin gereksinim duyduğu bilgi ve beceriler,
3. Eğitim etkinliği; belli bir program çerçevesinde ve belli bir zaman süresini içermesidir.
Ancak, bir halk eğitimi etkinliğinin temel amacı; bireye bir meslek kazandırmak olmayabilir. Bireyin, kendisi için önemli olan ve onun toplumsal yapı içerisindeki görev ve sorumluluklarım daha iyi yerine getirmeye yönelik bir eğinme de dayalı olabilir.
Çağdaş anlamda halk eğitimi; örgün eğitimden sonra hangi yaşta olursa olsun, bireyin, demokratik bir toplumun temel ilkeleri ile çatışmamak koşuluyla, gereksinme duyduğu bir konuyu dilediği amaçla öğrenmesi için, toplumun kamu hizmeti veya gönüllü kuruluşlar aracılığı ile sunduğu olanakları içerir (Simpson, 1972, s. 28).
Halk eğitimi, yetişkin eğitimi ve yaygın eğitimle eşanlamlı olarak kullanılmasına karşın, İngilizce olarak "Non-Formal Education"ın karşılığı olan yaygın eğitim; bireylerin kişisel gelişimlerini içermekten çok, istihdama yönelik yetiştirmeyi içermektedir (Sheffield, 1972, s. 11). Bu bağlamda, yaygın eğitim, temelde bireylere veya gruplara bir meslek kazandırmaya yönelik eğitsel etkinlikleri içermektedir.
Oysa ki İngilizce "Adult Education"in karşılığı olan halk eğitimi veya yetişkin eğitimi, bir mesleğin yanısıra, bireyin toplumsallaşmasına yönelik diğer eğitim gereksinimlerini de içine almaktadır. Bu nedenle, halk eğitimi içerik olarak yaygın eğitimden daha geniştir.
Yaygın eğitimin temel işlevleri öncelik sırasına göre şu şekilde belirtilebilir;

Herkes İçin Eğitim:
Herkes için eğitim kavramı, temelde, her bireyin temel öğrenme gereksinimlerinin karşılanmasını içermektedir. Bu kavramın kaynağım, "insan Haklan Evrensel Beyannamesi"yle kabul edilen "eğitim hakkının herkes için geçerli" olduğu ifadesi oluşturmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler, Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu (UNESCO) ve Dünya Bankası yönetimlerinin birlikte oluşturduğu "Herkes için Eğitim Dünya Konferansı" 5-9 Mart 1990 yılında Tayland'a toplanarak "Herkes için Eğitim Dünya Beyannamesi" (EK 1) ile "Temel Öğrenme Gereksinmelerinin Karşılanması için Hareket Çerçevesi" başlıklı iki belge kabul edilmiştir (EK 2).
Herkes için Eğitim Dünya Beyannamesi'nin dayanağını, Dünya üzerindeki ülkelerin, eğitim hizmetlerini yaygınlaştırarak bu hakkı sağlama konusundaki bütün çabalarına karşın, eğitim hakkının henüz yeterince sağlanamamış olması oluşturmaktadır. Bütün çabalara karşın, Dünyada eğitim hakkının yeterince sağlanamadığına ilişkin gerekçeler şu şekilde sıralanmaktadır (UNICEF, 1990, s. 1) 1. En az 60 milyonu kız olmak üzere, 100 milyonu aşkın çocuk ilköğretimden yoksundur;
2. 900 milyonu aşkın yetişkin bunların üçte ikisi kadındır-okuma-yazma bilmemekte ve işlevsel cehalet, gerek gelişmiş, gerekse gelişmekte olan bütün ülkelerde önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır;
3. Dünya üzerindeki yetişkin nüfusun üçte birinden fazlası, yaşam standardım yükseltebilecek, toplumsal ve kültürel değişimi biçimlendirmelerine ve ayak uydurmalarına yardımcı olabilecek yazılı bilgi, beceri ve teknolojiye ulaşma olanaklarından yoksundur;
4. 100 milyonu aşkın çocuk ve sayısız yetişkin temel eğitim programlarını tamamlayamamakta; milyonlarcası da temel bilgi ve beceriden yoksun olarak mezun olmaktadır.
Bu arada Dünya, giderek artan borç yükü, ekonomik durgunluk ve düşüş tehlikesi, hızlı nüfus artışı, ulusların kendi içinde ve uluslar arasındaki ekonomik eşitsizliklerin artması, savaşların dehşeti, sivil çekişmeler, şiddet suçlan, milyonlarca çocuğun önlenebilir ölümleri ve çevresel bozulmanın yaygınlaşması gibi. ürkütücü sorunlarla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu sorunlar temel öğrenme gereksinmelerinin karşılanmasını güçleştirirken, nüfusun önemli bir bölümünün temel eğitimden yoksun olması da toplumların böylesi sorunlara güçlü ve bilinçli bir biçimde karşı çıkmasını engellemektedir.

Bu sorunlar, 1980'lerde, gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda, temel eğitim alanında önemli engeller yaratmıştır. Bazı ülkelerde, ekonomik büyüme eğitim alanındaki yaygınlaşmayı finanse edebilmişse de, geride yoksulluk, okulsuzluk ve cehalet içinde milyonlarca insan kalmıştır. Bazı gelişmiş ülkelerde de 1980'lerde hükümet harcamalarında yapılan kısıntılar eğitimin bozulmasına yol açmıştır.

Diğer taraftan, Dünya, nice vaatler ve olanaklar sunabilecek yeni bir yüzyılın eşiğindedir. Artık, barışçı bir yumuşamaya ve uluslar arasında daha büyük bir işbirliğine doğru gerçek bir ilerleme kaydedilmektedir. Artık, kadınların temel haklan ve yetenekleri kabul edilmeye başlanmıştır. Artık, Dünya ölçeğindeki bilgi birikimi büyük bir bölümü canlıların varlıklarını sürdürmeleri ve temel refahlarına ilişkindir bir kaç yıl öncesine göre kat kat fazladır ve büyüme hızı giderek artma eğilimindedir. Bu, yaşamı geliştirme ya da öğrenmeyi öğrenme- bilgisine ilişkin bilgileri de içermektedir.

Bu önemli bilgi birikiminin toplum yaşantısına aktarılabilmesi, öncelikle toplumdaki tüm bireylerin temel eğitime sahip olmalarını zorunlu hale getirmektedir. Bu bağlamda, örgün eğitim çağı dışına çıkmış herkes halk eğitimin hedef grubu içersine girdiğinden, bu hedef grubun, temel eğitim hakkından yararlanması, bu konudaki halk eğitimi etkinliklerini ön plana çıkartmaktadır. Diğer taraftan, artan bilgi birikiminin zamanında toplumdaki bireylerin büyük çoğunluğunca paylaşılması için, halk eğitimi etkinliklerinin bu doğrultuda düzenlenmesine gereksinme vardır. Ulusal ve uluslar arasındaki sorunların büyük ölçüde aza indirgenmesi, önlenebilir çocuk ölümlerinin azaltılması, hızlı nüfus artışının durdurulması, şiddet suçlarının en alt düzeye indirilmesi, çevresel bozulmanın önlenmesi, halk eğitimi etkinliklerinin, her bireyin temel eğitim gereksinimini karşılayacak bir biçimde ve sürekli olarak düzenlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Halk Eğitimin Gerekliliğini Ortaya Koyan Bazı İlkeler

1. Eğitim, kişi yaşamının belli döneminde ve "okul" denilen kurumun dört duvarı arasında sürdürülen bir etkinlik değildir ve olmamalıdır: Eğitim, bireyin okul saati dışında da sürdürdüğü bir etkinlik olarak algılanmaktadır. Çünkü; bu zaman içerisinde de bireyin çevresiyle etkileşerek bazı şeyleri öğrenmesi söz konusudur. Bireyin okul saati dışında, diğer zamanını da toplumun ve kendisinin yararına kullanma gerekliliği vardır.
2. Çevre koşullarının ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel değişimi sonucunda bireye, ortaya çıkan sorunlarının ve gereksinimlerinin değişimine bağlı olarak yaşamının herhangi bir döneminde yeni bir bilgi, beceri ve duygu kazanabilmelidir: Bu öğrenme, farklı ortamlarda yaşam boyu devam etmektedir. Farklı ortamdan kasıt, okul ortamının dışıdır. Çünkü: 7-12 yaş grubu çocuğunun ilköğretime devam etmesi, yalnız o yaşın gereksinimi, olan bilgi ve becerinin karşılanmasına yöneliktir. Birey geliştikçe, toplum değiştikçe, yeni gereksinimler ortaya çıkmaktadır. İşte, bireyin ortaya çıkan gereksinimlerini karşılamak için eğitime gereklilik vardır. Geçmiş bilgi ve deneyimlerin gelecekte kullanılması ileriye gitmeyi önler.
Bilim ve teknolojinin gelişimine bağlı olarak, toplumlar da değişmektedir. Geri kalmış ülkelerde en büyük sıkıntı, bilim ve teknolojideki gelişmelerin sisteme aktarılamamasından ileri gelmektedir. Eğitim, eski olanak ve yöntemlerle devam ettiği sürece, toplumun gelişmesi o ölçüde yavaş olmaktadır. Kaldı ki günümüzde, bilim ve teknolojideki gelişmelerin o kadar hızlı olması nedeniyle, gelişmiş ülkelerin eğitim sistemlerinin bile buna uygun bir gelişme göstermesi olanaklı olamamaktadır. J.M.Vincent (1990, s. 21), bilimde öylesine gelişmeler olmaktadır ki İlköğretime başlayan bir bireyin, yüksek öğretimi tamamlayana kadar geçen zaman içerisinde bir yığın bilgi üretilmekte, bunun sonucunda da yükseköğretimden mezun olan bireyin bu bilgilerden yoksun kaldığını belirtmektedir. Bireyin yaşamında önemli bir yer tutarı örgün eğitimin bilim ve teknolojide meydana gelen gelişmeler karşısında yetersiz kalmasından dolayıdır ki, halk eğitimi yoluyla bu yeni bilgilerin kazandırılması bir zorunluluk haline gelmiştir.
3. Eğitim, bireye, yaşamı boyunca değişme konusunda yardım etmek suretiyle, toplumun kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunmalıdır: Bu kavram, halk eğitimini örgün eğitimden daha önemli çalışma alanı haline getirmektedir. Çünkü; toplumda ancak belli bir yaş grubu örgün eğitim içerisinde yer alabilmektedir. Ancak, bireyin işi ile ilgili yenilik ve gelişmeler konusundaki bilgi ve beceriler halk eğitimi yoluyla kazandırılmaktadır. Bu nedenle, halk eğitimi yoluyla bireye kazandırılan yeni bilgi ve beceriler hemen uygulamaya aktarıldığından; halk eğitimi, toplum kalkınmasında öncü rolü üstlenmektedir.
4. Halk eğitimi, bireye sürekli yeni bilgi ve beceri kazandırdığından, öğrenme konu ve yöntemleri çok farklıdır: Örgün eğitimde belirli çerçeve programlar bulunmaktadır. Bu programlarda temel amaç, bireyi geleceğe hazırlamaktır. Halk eğitimi, bireyin mevcut sorunlarını gidermeye yöneliktir. Halk eğitiminde hazırlanacak programlar bireylerin ve grupların sorunları doğrultusunda yapılandırıldığından, örgün ve halk eğitim programları arasında farklılıklar bulunmaktadır.
Halk eğitimde, hedef grupların yaşantıları ve yaşlarının farklı; konuların değişik olması nedeniyle, yöntemin de farklı olmasını gerektirir.
5. Yetişkinin öğretmene ve eğitim kurumuna bağlılığı en aza indirilmelidir: Halk eğitimi yoluyla verilen eğitim sonucunda; bireye, belli bir bilgi kazandırılmasının yaraşıra, kendi kendine öğrenme için gerekli davranış alışkanlığı da kazandırılmalıdır. Böylece birey, çalışma alanı ile ilgili veya gereksinme duyduğu bilgileri kendi kendine öğrenme olanağına kavuşabilir.

Halk Eğitimini Gerektiren Nedenler

Bilim ve teknolojideki değişme ve gelişmelere bağlı olarak toplum da değişmek zorundadır. Değişme ve gelişme kaçınılmaz olduğuna göre, bir toplumun buna ayak uydurabilmesi, yeni davranışlar geliştirmesini gerektirir. Davranış değişikliği veya yeni davranışların tanınması da ancak bilgi ve beceri ile olanaklıdır.
Örgün eğitim yoluyla ancak belli dönemlerde bireye bilgi ve beceri kazandırılmaktadır. Örgün eğitim sonrasında bireyin yeni davranışlar kazanması, halk eğitim etkinlikleri ile olanaklı olabilmektedir.
Halk eğitimini gerektiren nedenler ekonomik ve toplumsal olmak üzere iki grupta ele alınabilir.

Ekonomik Nedenler

Bir toplumun kalkınması, ekonomik gelişmeye bağlıdır. Ekonomik gelişmeyi yaratan etkenler; doğal kaynaklar, insan gücü, sermaye birikimi, teknolojik ilerleme ve girişimdir. Bu temel doğrultusundan hareket edilerek halk eğitimini gerektiren ekonomik nedenler şu şekilde sıralanabilir (Geray, 1978, s. 37):
1. Doğal kaynaklardan daha iyi yararlanabilmek ve denetim altına alabilmek için, bireye, gereksinme duyduğu bilgi ve beceriyi kazandırmak,
2. Sermaye birikimini dolaylı olarak etkileyen tutumluluk davranışını bireye kazandırmak,
3. Teknolojik gelişmeye bağlı olarak bireyi yeni bilgi ve becerilerle donatmak,
4. Ekonomik kalkınmaya göre kesimlerin gereksinme duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirmektir.
Toplumsal Nedenler
Eğitim, toplumsal değişme açısından yatay ve dikey hareketlilikte önemli role sahiptir (Geray, 1978, s. 39).

Yatay hareketlilik;

Sınıf değiştirmeden meslek ya da yer değiştirme biçiminde olabilir. Köyden kente göçün meydana getirdiği etkilerin, göç eden bireylere etkisinin en aza indirgeme ve göç ettikleri yere uyumunu sağlama yollarından birisi de halk eğitimi etkinlikleridir. Bunu sağlamada eğitime düşen görev, eğitimi yaşama dönük hale getirmektir.

Dikey hareketlilik;

Bir anlamda sınıf değiştirmedir. Statü ve sınıf değiştirmede eğitimin rolü göz ardı edilemez. Bireyin üst öğrenimle bir meslek sahibi olması ve bunun sonucunda gelirinde meydana gelen artış, statü değiştirmeyi doğurmaktadır.
Toplumsal açıdan eğitime düşen en önemli görevlerden birisi de toplumsal bütünleşmeyi sağlamaktır. Eğitim, herkesi belli bir eğitsel düzeye getirmek, eğitim görmemiş olanlara eğitim vermek yoluyla toplumsal bütünleşmeye katkıda bulunur.

Halk eğitimi, toplumsal değişme açısından üç ana göreve sahiptir (Geray, 1978, s. 40):

1. Bireyleri belli bir eğitsel düzeye getirmek,
2. Toplumsal değişmenin doğurduğu yeni koşullara bireyin uyumunu sağlamak,
3. Bireyin, çevreyi değiştirme gereğini, bunun yöntemini kavramasına, değişmeyi istenmesine, bu amaçla harekete geçip örgütlenmesine yardımcı olmaktır.

Halk Eğitimin Amaçları

OECD tarafından yayınlanan bir raporda; halk eğitiminin amaçlan ulusal ve yerel olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır (Love, 1975, s. 35-38).

Ulusal amaçlar; bir toplumda ekonomik, kültürel, bilimsel, teknolojik ve siyasal değişmelere bağlı olarak bireylere, yeni bilgi ve beceri kazandırma amacına dayanmaktadır.

Ulusal amaçlar alt amaçlar biçiminde şu şekilde sıralanmaktadır:
1. Bireylere, mesleki bilgi ve beceri kazandırmak,
2. Bireylerde toplumsallaşmayı ve üretkenliği sağlayıcı davranış değişiklikleri oluşturmak,
3. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasına yardımcı olmak,
4. Toplumda okur-yazarlık oranını artırmak,
5. Toplumsal değişmeye bağlı olarak bireylerin karşılaştıkları sorunları çözmelerinde gerekli ortamı sağlamaktır.
Yerel amaçlar; yerel toplulukların, yerel sorunlarını çözmelerine olanak sağlayacak ve bölgelerinde yaşamlarını sürdürmelerini kolaylaştıracak bir amaca dayanmaktadır.
Unesco (1972, s. 15) tarafından alınan kararlarda, halk eğitimi etkinliklerinin aşağıdaki amaçları gerçekleştirmeye dayalı olması gerektiği vurgulanmaktadır:
1. Manevi değerlerin, bansın, uluslararası anlayışın, işbirliğinin geliştirilmesi ve uluslararası ilişkilerde zorbalığın tüm biçimlerinin ortadan kaldırılması,
2. Eğitimin, ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik, toplumsal ve kültürel eşitliği sağlaması,
3. Eğitimin, çevrenin korunması ve kalkınması ile kültürel kalkınmaya daha çok olanak sağlayacak duruma getirilmesi,
4. Bireylerin içinde yaşadıkları toplumun kalkınmasına katkıda bulunmalarını sağlamak için, katılımlarını etkili ve anlamlı yaparak gerekli tavırların ve becerilerin kazandırılması amaçlanmalıdır.
Ülkemizde Halk Eğitimin Amaçları MEB'nca özet olarak şu şekilde belirlenmiştir:
1. Bireylere okuma-yazma öğretmek ve yaşam boyu eğitimlerini sağlamak,
2. Toplum üyelerinin Atatürk devrimlerine bağlı bilimsel, özgür, demokratik düşünme güçlerini geliştirici çalışmalar yapmak,
3. Toplum kalkınmasını sağlamak için, kamusal, özel ve yerel kaynakları harekete geçirerek, kalkınma projelerine bireylerin katılımını sağlamak,
4. Ulusal kültür değerlerini korumak, evrensel kültüre açık olarak geliştirmek ve yaygınlaştırmak,
5. Yerel özellikler ve gereksinimlere göre eğitim-üretim-istihdam, pazarlama ve örgütlenmeye yönelik çalışmalar yapmak,
6. Sanayiinin gereksinimi olan işgücünün yetiştirilmesine yardımcı olmaya yönelik olarak çeşitli mesleklerde çalışanların hizmet içinde yetiştirilmesi için gerekli olanakları sağlamak,
7. Kırsal kesimden kente göç eden bireylerin bulunduğu topluluğa uyumunu sağlayıcı etkinlikler düzenlemek,
8. Halk sağlığının korunması, aile planlaması, sivil savunma, sağlıklı konuta kavuşmuş bir üretici, tutumlu bir tüketici toplum yaratmaya yönelik çalışmalarda bulunmak,
9. Boş zamanları sosyal ve kültürel etkinliklerle değerlendirmeye yönelik eğitim çalışmaları yapmaktır.

Halk Eğitiminin İşlevleri

Halk eğitimi, temelde, bireylere örgün eğitimle verilemeyen veya örgün eğitim sonrasında bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan yeni bilgi ve becerileri kazandırmaya dayanır. Ulusal bütünlüğün korunması ve bilimsel, demokratik, özgür düşünme gücünün bir toplumda yerleşmesi, yetişkinlere verilecek yaşam boyu eğitimle olanaklıdır. Bu bağlamda halk eğitimi, toplumun kalkınmasında ve demokratik değerlerin kazandırılmasında önemli role sahiptir.
Halk eğitimin işlevlerinden bazıları şu şekilde belirtilebilir (Love, 1985, s. 250; Geray, 1978, s. 8)
1. Örgün eğitimle elde edilemeyen veya elde etme fırsatı bulunamayan nitelikleri bireylere kazandırmak:
Halk eğitimi, bir toplumda, örgün eğitime zamanında devam edememiş genç veya yetişkinlere, temel bilgi ve beceriler kazandırmayı öngörür. Örgün eğitim kurumlarından yararlanmamış olanlara temel eğitim, yararlanmış olanlara da eksikliklerini giderici, yenileyici (bu tür eğitime destekleyici eğitim de denilmektedir) bir eğitim verilir. Okuma-yazma kursları ile bireylere ilkokul diploması,vermek veya LİMME projesiyle genel lise eğitimine sahip olanlara mesleki ve teknik eğitim alanında bilgi ve beceri kazandırarak meslek lisesi diploması almalarının sağlanması, buna en iyi örnekleri oluşturmaktadır.
2. Kişisel gelişmeyi sağlamak: Bireyin kendisi hakkındaki bilgisini artırarak, kişisel gelişmesine yardım edilmesidir. Bu, belli bir program çerçevesinde olmasa da kitle iletişim araçları veya sosyal-kültürel etkinlikler aracılığı ile bireyin kendisi ile içinde bulunduğu toplumu daha iyi bir biçimde tanıması sağlanabilir.
3. Mesleki bilgi ve beceri kazandırmak veya bunları yenilemek: Herhangi bir meslek ya da sanat sahibi olmayanları, mesleki bilgi ve beceri ile donatarak, meslek sahip olmalarına yardımcı olma ve meslek sahibi olanlara da bu alandaki bilgileri kazandırmaya yönelik eğitim verilir.
4. Yetişkinleri, kişisel ve toplumsal sorunları çözmeye ve yeni bir biçimde işleri ele almaya yöneltmek: Bireyin toplumsal yapı içerisindeki görev ve sorumluluğu etkin bir biçimde yerine getirmesi ile toplumsal sorunların çözümünde etkin rol oynaması, toplumun gelişmesinde önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle, halk eğitiminde bireylerin bu doğrultuda gelişme göstermesini sağlayıcı eğitsel etkinliklerin düzenlenmesi kaçınılmazdır.
5. Siyasal katılımı sağlamak: Bir toplumda demokratik değerlerin yerleşebilmesi ve yöneten ile yönetilenlerin birbirlerini kontrol edebilmesi ancak; siyasal katılımla olanaklıdır. Bunu sağlamanın bir yolu da, bireylere demokrasi konusunda gerekli eğitimi vermektir. Toplumu oluşturan bireylerin, görev ve sorumluluklarının neler olduğunu bilmelerinin yanısıra, Anayasal çerçevede tanınan temel hak ve sorumlulukları konusunda aydınlatılmaları gerekmektedir. Kendi hak ve sorumlulukları ile görevlerini bilmeyen bir toplumun, yönetimi denetlemesi olanaklı olamaz. Diğer taraftan, demokrasinin hoşgörüye dayalı bir düzen olduğu görüşünden hareketle; demokrasinin ve toplumun gelişmesinin bir gereği, her türlü görüşe saygı duyulmasını ve demokratik kurallara herkesin uymasını sağlamaya yönelik olarak toplumun bütün üyelerini bilinçlendirmek bir zorunluluktur. Ancak, bu yolla toplumda demokrasinin, hoşgörünün, bilimsel düşünmenin yerleşmesi ve toplumun kalkınması sağlanabilir.

Halk Eğitimin İlkeleri

Bir ülkedeki halk eğitimi çalışmalarının başarı ile yürütülebilmesi, özellikle ortaya konulan amaçlara ve bunun hangi ilkeler içerisinde gerçekleştirileceğine bağlıdır.
İlke, amaçlara ulaşmayı kolaylaştıran terriel öncüldür. Halk eğitiminde temel amaç, eğitime katılanın beklentisine yanıt verecek, onun yaşamını kolaylaştıracak bir eğitimin verilmesidir. Bu nedenle, halk eğitimin temel ilkeleri şu şekilde belirtilebilir (Gedikoğlu, 1991, s. 62):
1. Bireyin gereksinimleri ile işe başlama: Örgün eğitimin amaç ve programı önceden eğitim kurumu tarafından saptanırken, halk eğitiminde verilecek eğitimin içeriği, eğitime katılan bireylerin gereksinimleri doğrultusunda belirlenir. Bireylerin yaşam düzeylerinin iyileştirilmesinde güçlü bir etken olan ancak, birey tarafından hissedilmeyen gereksinimler ile yeni gereksinimler halk eğitiminin içeriğini oluşturur. Buna göre gereksinimleri; bireylerin farkına vardıkları gereksinimlere hissedilen; toplum için önemli olan ancak, farkına varılmayan gereksinimler hissedilmeyen gereksinimler olarak belirtilebilir. Halk eğitimi etkinlikleri bu gereksinimlere dayandırılır.
2. İşe, eyleme yönelik: Bireye, ileriki yaşamında kullanabileceği bilgi ve becerilerin kazandırılması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, eğitim süreci, bilginin yaraşıra, beceri kazandırmaya dayanan uygulamaları da içermelidir. Birey, halk eğitiminden elde ettiği bilgileri hemen uygulamaya aktaracağından, kuramsal yapıdan çok, beceriyi geliştirecek bir eğitimin ön planda tutulması gereklidir.
3. Yararlılık: Halk eğitimi etkinliklerinin basan derecesi, verilen bilgi ve becerinin katılan bireye yararlı olma derecesine bağlıdır. Yetişkinler için her iş, sağladığı yarar ölçüsünde ilginçtir. Bireyin gereksinimine uygun olmayan, işe yaramayan, uygulanmayan veya uzak geleceği amaçlayan çalışmalardan kaçınılmalıdır. Bireyi bilinçlendirmeyen, girişimleri özendirmeyen, yarar sağlamayan etkinlikler halk eğitiminin verimsizliğine neden olur.
4. Bireyin eğitsel etkinliklere katılması: En etkili öğrenme, yaparak, yaşayarak öğrenmedir. Bu ilke, yetişkinler için daha da önem kazanmaktadır. Çünkü; her şeyden önce eğitime katılan yetişkinin bir deneyimi vardır. Gelişim özellikleri açısından da yetişkinin öğrenme hızında bir düşme olduğundan, öğrenmenin kalıcı olabilmesi ve önceki deneyimlerin olumsuzluklarının ortadan kaldırabilmesi, eğitsel etkinliklere etkin bir biçimde katılımı gerektirir. Ayrıca, yetişkinin bir ürün ortaya koyması, onu yeni öğrenmelere güdüler.
5. Konuların öncelik sırasına göre planlanması: Toplumun ve bireylerin en çok gereksinme duydukları, istekli oldukları, çabuk çözüm bekleyen, zaman, para, emek açılarından yapılması kolay ve kısa sürede sonuçlanacak konular, öncelik sırasına göre planlanmalıdır. Mevcut ekonomik olanakların yetersizliği de konuların öncelik sırasına göre planlanmasını zorunlu kılmaktadır.
6. Yerel öncüllerden yararlanma: Halk eğitimi programlarının etkililiği, sürekliliği yerel öncülleri bulup yetiştirmeye ve bunların yetki ve sorumlulukları üstlenmelerine bağlıdır. Belli bir yerde yapılan halk eğitimi çalışmalarından beklenen sonuçlar; çoğu kez girişimlerin, gösterilen çabaların kökleşmesini, sürekliliğini gerektirir. Önemli olan salt bir işe başlamak, saptanan amaçlara varmak değil; sağlanan sonuçlan toplumun yaşamına katmak, yeni girişimlere ortam hazırlayabilmek, bilinçli atılım isteğini güçlendirmektir. Bu nedenle, halk eğitimi etkinliklerinin devamlılığını sağlamak için, halk eğitimi etkinliklerine önceden katılmış olan bireylerin öğrendiklerini yaşamlarına aktarabilmelerine destek sağlayarak, daha sonraki halk eğitimi etkinliklerinde onlardan öncül olarak yararlanma ortamı yaratılmalıdır. Bu bireylerin başarısı,, diğer bireyleri halk eğitimine katılmaya güdüler. Diğer taraftan, yerel bölgelerde etkin çalışmalar gösteren bireyler desteklenerek ve diğer bireylerin de bu tür çalışmalar ortaya koyabilmesi için, bu alanda düzenlenecek eğitsel etkinliklere katılımın sağlanması doğrultusunda çaba gösterilmelidir.
Örneğin, bir köyde arıcılık yapan bir bireye verilecek analık eğitiminden sonra da ona gerekli desteği sağlayarak başarılı olmasına yardımcı olmak, o bölgedeki diğer bireyleri bu tür çalışmalar yapmaya güdüler.
7. Çalışmaların izlenmesi ve denetlenmesi: Bir çalışmanın başarısı hakkında bir yargıya varmak, hata ve eksikliklerin neler olduğunu saptamak, o çalışmanın izlenmesi ve denetlenmesini zorunlu kılar. Bu nedenle, uygulama sürecinde eğitsel etkinliklerin eksikliklerinin ve yanlışlıklarının saptanması, düzeltilmesi ve yol gösterici dönütlerle daha başarılı olabilmesi için, etkin bir denetim kurulmalıdır. Yol gösterici, destek ve yardımcı olma niteliği taşıyan bir denetleme; uygulamaya katılan bireyleri daha verimli çalışmaya güdüler. Ayrıca özendirici nitelikler taşıyan başarılı örnek çalışmaların tanıtılması, etki alanlarının yaygınlaştırılmasını kolaylaştırır.
8. İşbirliği: Halk eğitimi etkinlikleri, bireylerin beklentileri açısından çok farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık, farklı programların yapılmasını ve değişik eğitsel etkinlikleri gerektirmektedir. Bu nedenle, her eğitsel etkinlikte, o etkinlikle ilgili olan kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapmak suretiyle bir yandan gerekli araç-gereç desteği sağlanmaya çalışılırken; diğer yandan da verilen eğitim, o kurum veya kuruluşların gereksinme duyduğu işgücünü yetiştirmeye dayandırılmalıdır.
Halk eğitimi etkinlikleri mutlaka toplumsal, kültürel, ekonomik kalkınma planlarına uygun olmalıdır. Bundan dolayıdır ki düzenlenecek eğitsel etkinliklerde bu kalkınma planlan göz önünde bulundurulmalıdır. Bunun için ilgili kurum veya kuruluşlarla işbirliği yapmak kaçınılmazdır.
MEB'nca belirlenen halk eğitimi ilkeleri ise; herkese açıklık, gereksinime dönüklük, süreklilik, bilimsellik, planlılık (sunu-istek), yenileşme ve gelişmeye açıklık, gönüllülük, mali destek, her yerde eğitim, bütünlük ve eşgüdümdür (MEGSB, 1984, s. 17-18).

Halk Eğitimin İçeriği

Halk eğitiminde hedef grupların ve gereksinimlerin farklılığı nedeniyle, halk eğitimi etkinlikleri çok farklı alanları içerir. Halk eğitimi amaçlarının ve temel görevlerinin gerçekleştirilebilmesi şu tür etkinlikler düzenlemeyi gerektirir (Geray, 1978, s. 12; Kılıç, 1981, s. 13):

1. Temel Eğitim: Okuma-yazma öğretiminin yanısıra, örgün eğitimden yararlanma olanağı bulamayanları yeterli eğitsel düzeye getirme amacına dayanır. Bireylerin en alt düzeyde gereksinme duydukları ve günlük yaşamlarında sürekli yararlandıkları temel bilgi ve beceriler (okuma-yazma, aritmetik, ev yönetimi, fen, sağlık, yurttaşlık ve mesleki bilgi gibi) temel eğitimin içeriğini oluşturmaktadır.

2. Genel Kültür: Belli bir temel eğitime sahip olan bireylere ekonomi, sosyoloji, anatomi, hukuk, yönetim ve güzel sanatlar gibi bireyleri belli konularda aydınlatıcı alanları içermektedir. Bu tür eğitim, doğrudan bireylerin gereksinimlerine göre düzenlenmiş halk eğitimi programlan aracılığı ile yürütüleceği gibi, konferans, panel, açık oturum ve yayın yoluyla da yapılmaktadır.

3. Demokrasi ve Yurttaşlık Eğitimi: Bireylerin temel hak ve sorumluluklarını tanıması, sorunların çözümünde yeterli duruma gelmesi, demokrasi eğitiminin temelini oluşturur. Demokratik bir toplumda, bireylerin etkin duruma gelmesi, o ülke yönetiminin etkinliğini artırır. Bireylerin temel hak ve sorumlulukları ile üstlendikleri görevlerinin bilincinde olması, toplumda kendi kendine kontrolü sağlar. Bu durumda bireyler, birbirlerini ve yönetimi denetleme gücüne kavuşacağından, devlet hizmetlerinin daha etkili yürütülmesine olanak sağlanır. Bu nedenle, bir toplumdaki bireylere anayasa ve yasalardan kaynaklanan temel hak ve sorumluluklarının neler olduğuna yönelik olarak eğitsel etkinlikler düzenleme gereği vardır. Bireylerin kamusal, siyasal işlere ilgisinin artırılması, siyasal sürece bilinçle daha geniş ölçüde katılması amacı güdülür. Demokraside, halkın karar verme sürecine katılması büyük önem taşıdığından, bu katılmanın bilinçli olarak gerçekleştirilmesi, ancak eğitim yoluyla olanaklıdır.

4. Ev Yönetimi: Bu eğitim; çocuk bakımı, aile üyelerinin birbiriyle ilişkileri ve rolleri, eşler arası ilişki gibi değişik konularda yapılmaktadır. Kadınların eğitsel düzeylerinin, toplumsal saygınlığının az olduğu toplumlar için, bu alandaki eğitimin ayrı bir önemi vardır. Özellikle ülkemizde kadın nüfusun eğitiminin düşüklüğü ve kırsal kesimlerde ataerkil aile yapısından dolayı, kadınlar aleyhine gelişen bir durum söz konusudur. Kırsal ve gecekondu kesiminde kadının toplumsal statüsünün güçlendirilmesi ve erkeğin ailede ortak sorumluluk alabilmesi, bu konuda düzenlenecek halk eğitimi etkinliklerine bağlıdır.

5. Mesleki ve Teknik Eğitim: Halk eğitiminin en önemli amaçlarından birisi de bireye belli bir mesleki bilgi ve beceri kazandırmak suretiyle bir meslek sahibi olmasını sağlamaktır. Diğer yandan, belli bir mesleki eğitime sahip olanlara da meslekleri ile ilgili bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak yeni bilgi ve beceriler kazandırmaya yönelik eğitim de bu gruba girmektedir.

6. Güzel Sanatlar Eğitimi: Bireyin, müzik, güzel sanatlar, edebiyat, sanat ve el sanatları gibi, yaratıcı ve eğlendirici amaçlarla öğrenmek istediği her çeşit kültürel konuları içeren programlardır (OECD, 1977, s. 24). Ayrıca, güzel sanatların belli bir dalında yeteneğe sahip olan ancak, örgün eğitimde bunu geliştirme olanağı bulamayanların, bu alanda düzenlenecek halk eğitimi etkinliklerine katılması suretiyle kendilerini geliştirmelerine ortam hazırlanır. Müzik, resim, oyun ve benzeri olanaklarla güzel sanat yapıtlarını anlamaya, sevmeye ve uygulamaya yardımcı nitelikteki bir eğitimi söz konusudur. Örneğin, bir bireyin müzik yapıtını dinlemesine, bilinçli olarak kavramasına, böylece buna karşı ilgisini, sevgisini artırmaya yönelik bir eğitsel çalışmayı içerir.

7. Sosyal Hizmetler Eğitimi: Özellikle gelişmiş sanayi toplumlarında bu tür halk eğitiminin önemi daha da artmıştır. Yaşlıların, hastaların, sakatların ve suçluların topluma uyumunu kolaylaştırmak; içinde bulundukları psikolojik ve fiziksel koşullardan kaynaklanan olumsuzlukların bireye olan etkisini en aza indirgemeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yaşlı ve sakatların korunması, uygun yaşam kurallarının sağlanması, suçlu çocukların yemden topluma kazandırılmasına dayalı olarak bu tür grupları içine alan halk eğitimi etkinlikleri düzenlenmektedir. Ülkemizde, bu tür halk eğitimi etkinliğinin yok denecek kadar az olduğu söylenebilir.

8. Toplum Eğitimi: Küçük toplumların veya yerel toplulukların sorunları ile ilgilenmelerine, bunları benimsemelerine, devletle sıkı işbirliğinde bulunmalarına, kendi aralarında örgütlenmelerine ve sorunlarını çözmelerine eğitsel yollarla yardımcı olmaya dayalı bir eğitimdir.
Toplum eğitimi ile toplumlarda var olan ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel kurumların geliştirilmesine ve o topluluğun veya yerel toplumların kalkınmalarında önderlik işlevi gerçekleştirilir. Bu yolla yerel toplumların kendi olanak, kaynak ve işgüçlerini, devletin olanak ve kaynaklan ile birleştirilerek kalkınmalarına destek sağlanır. Bu tür eğitim, toplum kalkınmasını sağlamaya yönelik olduğundan, "toplum kalkınması" olarak da ifade edilmektedir.

Yaşamboyu Eğitim Ve Kurumları

Örgün eğitim sistemlerinin içinde bulunduğu "bunalım", eğitimi geleneksel anlayıştan farklı biçimde ve daha geniş açıdan ele alan ve "yaşam boyunca öğrenme" olarak adlandırılan yeni bir kavramın ortaya çıkmasına yardım etti (Bülbül, 1987, s. 23).

Yaşam boyunca öğrenme kavramının arkasındaki görüşler, Unesco tarafından şu şekilde açıklanmaktadır;
"Bilinçli ya da bilinçsiz olarak, insanlar ömürleri süresince, içinde buluna geldikleri çevreleriyle etkileşim yoluyla sürekli yaşantılardan geçmektedirler. Davranışlarını, yaşam hakkındaki algılarını ve bilgilerinin içeriğini oluşturan yaşantılarıyla öğrenmeyi ve kendilerini yetiştirmeyi sürdürmektedirler. Böyle olmakla birlikte, günümüze kadar, bu doğal dinamiği destekleyen eğitim kurumlarının yapısı çok azdır. Özellikle, öğretimin gençler için olduğu ve okulda yapıldığı yolundaki "önfikirler", insanların yaşamları boyunca öğrenmeyi, normal bir öğrenme süreci olarak algılamalarını engellemiştir. Ancak, yirminci yüzyılın ikinci yansında, insanların çoğunun, yaşamlarının koşullarını ve değişikliklerini karşılayabilecek biçimde donatılmamış oldukları gerçeği, kısa sürede giderek daha çok anlaşılmaktadır" (Faure ve diğerleri, 1972, s. 142).
Yaşam boyunca öğretime ilişkin fikirler, sağduyuya uygun düşmekle birlikte, bunların uygulamaya aktarılması, gerçekte, örgün ve yaygın eğitim sisteminin yeniden düzenlenmesini gerektirmektedir. Çünkü;
1. Yaşam boyu eğitim kavramı; eğitimin okullarda öğretilenlerle sınırlı bulunduğu ve eğitimin amacının çocuk ve gençlerin yetişkinlik dönemine hazırlamak olduğu konusundaki geleneksel eğitim görüşü ile çelişmektedir.
2. Bu kavramın önemli bir doğurgusu da örgün eğitim sistemine hiç girmemiş, bu sistemin herhangi bir kademesinden ayrılmış ya da mezun olmuş yetişkinlerin eğirim gereksinimlerini karşılamak üzere toplumun yeterli kaynak ayırmak zorunda olmasıdır.
3. Erişilmesi daha da zor diğer bir doğurgu da, örgün eğitim sisteminin, bireysel seçimleri karşılayabilecek ve gençleri kendi kendine öğrenmeyi sürdürebilen, yeterli yetişkinler olarak yetiştirebilecek bir biçimde yeterli bir esnekliğe kavuşturulması için yeniden düzenlenmesine gereksinme vardır.
4. Bu yaklaşımın okullarda, olguları öğrenmekten çok, "nasıl öğrenilebileceğini öğrenme"ye daha çok önem verilmesi gerekmektedir (Smith and Havercamp, 1977, s. 3-21).
Bireyin yaşamı boyunca değişen çevre koşullarına uyum sağlama zorunluluğu, sürekli öğrenmeye gereksinme duyması, yaşam boyu eğitimini de beraberinde getirmektedir. Bu zorunluluk, özellikle, gelişmiş ülkelerde yaşam boyu eğitim okullarının gelişmesini doğurmuştur.
Yaşam boyu Eğitim
Yaşam boyu eğitim, yaşam boyu öğrenme, yaşam boyunca tümleşik öğrenme, sürekli öğrenim, sürekli eğitim terimleri ile eşanlamlı düşünülebilir.
Bu terimlerin kaynağı, eğitimin çocukluktan başlayan sürekli eğitim fırsatının başlangıç evresiyle sınırlandırılmış ilk ve son deneyim olmadığı, aksine ömür boyunca süren bir deneyim olması gerektiğidir.
Yaşantı, kendi başına sürekli bir öğrenme sürecidir. Ancak, her bireyin, teknolojik ve toplumsal değişmeye ayak uydurabilmesi, kendi çevresine ilişkin (evlenme, ana-baba olma, iş durumu, yaşlılık v.b.) koşullara bağlı olarak meydana gelen değişiklikler karşısında hazırlıklı olabilmesi ve bireysel gelişme açısından tüm gizilgücünü harekete geçirebilmesi, amaçlı ve ardışık bir öğrenim görmesini gerektirir. Yaşam boyunca devam eden eğitim, hem kasıtlı, hem de rast-gele öğrenme yaşantılarını içerir (Bülbül, 1991, s. 37). Bireyin, ailesi, akran grupları ve çevresiyle etkileşimi sonucu, bireydeki davranış değişiklikleri kasıtsız eğitimdir. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarından elde edilen eğitim ise kasıtlı eğitimdir.
Kasıtlı eğitim, bütünüyle olumlu davranış değişikliklerini içermesine karşın, kasıtsız eğitim, hem olumlu, hem de olumsuz davranış değişikliklerini içerir.
Yaşam boyu Eğitim; rast gele öğrenmenin dışında, öğrenim fırsatlarının bireyin gereksinimlerini yaşam boyunca karşılayacak biçimde düzenlenmiş eğitimdir (Bülbül, 1991, s. 36). Bu eğitim, bireyin iş yaşamını engellememelidir. Yaşam boyu eğitim, göreceli olarak mesleki bilgi ve becerileri yenilemeye yönelik olduğu gibi, bireyin sürekli gelişmesini sağlayıcı bir özellik göstermelidir. Bu bağlamda, örgün eğitimle birlikte, örgün eğitim sonrasındaki planlı eğitim etkinliklerini içerir.
Yaşam boyu Eğitim Kurumları
Yaşam boyu eğitimi sağlamaya yönelik olarak özellikle gelişmiş ülkelerde çeşitli okullar kurulmuştur. Bu tür eğitim etkinliklerini yürüten okullar; toplum okulları, toplum kolejleri, çok işlevli merkezler ve işçi üniversiteleri olarak dört grupta incelenebilir. Bu okulların hepsi devlet tarafından kurulmuş olup, kamu hizmeti vermektedir. Yaşam boyu eğitim etkinliklerini sürdüren ve yaygın uygulama alanı bulan Toplum Okulu ve Toplum Kolejlerini açıklamakta yarar görülmektedir.


Toplum Okulu; Gün ve yıl boyunca her yaştaki bireylerin eğitim gereksinimlerini karşılamaya yönelik olan bir okuldur (Decker, 1972, s. 16).
Toplum okulu uygulanmasının dayandığı ilkeler şunlardır (Love, 1985, s. 97):
1. Okul, topluma ait olmalı ve okulla toplum arasında etkileşim bulunmalı,
2. Okul, toplum etkinliklerinin toplandığı bir merkez olmalı,
3. Okul sürekli açık olmalı
4. Yetişkinlerin, okulun olanaklarından yaşam boyunca yararlanabilmelidir.
Toplum okulu, okulun gündüzleri de yetişkinlere açık olmasını ve normal öğretim saatleri dışında yetişkin ve çocukların okul olanaklarından yararlanmalarına dayalıdır. Bu ilkeler, yetişkinlerin okulda sosyal, kültürel ve dinlenmeye yönelik çeşitli etkinliklerde bulunabilmeleri anlamına gelir, iyi donatılmış bir okulda kütüphane, yüzme havuzu, klinik ve çocuk yuvası bulunmalıdır. Kırsal bölgelerde, masrafı kamu tarafından karşılanmak üzere akşam saatleri ile tatilde ulaşım olanakları sağlanmalıdır.
Toplum okulunun yönetim yapısı şu özellikleri göstermelidir:
1. Okul yöneticisi, bütün çevre halkının eğitim ve sosyal gereksinimlerine karşı olumlu bir anlayış içinde olmalıdır.
2. Yönetici, okula gelen bireylerin isteklerini dikkate alarak okulu yönetmelidir.
3. Öğretmenler, görevlerini daha geniş kapsamlı ve daha geniş çerçevede yerine getirmek zorundadır.
4. Okul personelinden belli bir bölümü, gençler ve yetişkinlerle çalışabilecek uzmanlık gücüne sahip olmalıdır.
5. Yetişkinlere hizmet verecek öğretim personeli, geleneksel olarak öğretmen yetiştiren kurumların verdiği öğretimden farklı bir biçimde mesleğe hazırlanmalıdır.
Toplum okulunun yararları ise şu şeklide belirtilmektedir:
1. Mevcut kaynakların gün boyunca ve hafta sonlarında kullanılması nedeniyle ekonomiktir.
2. Yetişkinin içinde bulunduğu yabancılaşma duygusunu yok etmekte veya azaltmaktadır.
3. Öğrencilikten gençlik etkinliklerine, buradan da yetişkinlik etkinliklerine geçişi kolaylaşmaktadır.
4. Her yaştan bireylerin en az gerginlikle bir araya gelmelerine ortam hazırlamaktadır.
5. Yerel topluma, özyönetim ve kendi parasal kaynaklarını denetleme olanağı vermektedir.
Toplum Kolejleri
Toplum koleji terimi, toplum okulu gibi ilk defa ABD'de ortaya atılmıştır. Toplum kolejini toplum okulundan ayıran tek fark, bütünüyle okuldan ayrılanlara hizmet etmesidir.
Sanayileşmiş ülkelerin çoğunda yer alan ve özellikle ABD'de 1960-80 yılları arasında sayısı 1.000'i bulan toplum kolejlerinin ana işlevi; genellikle yerel sanayi ve ticaret kesimlerinde çalışmak isteyen gençlere mesleki programlar sunmaktır. Bunların bir çoğunda, üniversiteye hazırlık niteliğinde programlar uygulanmaktadır.
Toplum kolejlerinin verdiği hizmetler şu şekilde özetlenebilir (Love, 1985, s. 99):
1. Verdiği krediler lisans veya daha ileri düzeyde öğrenim için geçerli olacak nitelikte ve normal olarak üniversitelerin ilk iki yılma denk bir eğitim veren programlar
2. Sanayi, tarım ve yarı meslekleşmiş alanlarda mesleki ve teknik programlar,
3. Genç ve yetişkinlere genel eğitimi vermek amacıyla düzenlenmiş program veya dersler,
4. Kültür, kamu hizmetleri, dinlenme ve toplum gelişmesini sağlayan projeleri ile ilgilenen kimseler ya da gruplar için toplum hizmetleri programlarıdır.
Toplum kolejlerinin üstlendiği işlevler ise şunlardır (Janvis, 1971, s. 27):
1. Fiziki olanakların her yaştaki bireylerin çeşitli gereksinimleri için kullanılmasını sağlayacak önlemleri almak,
2. Bireylerin gereksinimlerini sürekli inceleyerek, buna göre öğretim programı ve etkinlikleri düzenlemek,
3. Her yaş grubuna yönelik eğitsel veya sosyal programlar ile beden eğitimi, dinlenme ve sağlık programlarını bütünleştirmek,
4. Yaratıcı toplum projelerinin başlatılmasına önderlik etmek,
5. Çalışmalarda demokratik düşünceyi ve eylemi güdülemek,
6. Öğretim personelinde, normal görevlerinin yanısıra öğrencilere gerçek yaşam etkinliklerinde yardımcı olma isteğini geliştirmek,
7. İlgili herkesi program çalışmalarına katmak,
8. Çevre halkı arasında birlik ve dayanışma gücünü geliştirmek
9. Karşılaştıkları sorunları birlikte çözebilmek için halka güven kazandırmak,
10. Halk arasında önderliği geliştirmek ve yaymaktır.

Yetişkin Ve Özellikleri

Yetişkin (Adult) terimi, Latince büyümek (Adolescene) fiilinden gelmektedir. Yetişkin kimse denildiği zaman, fiziksel ve psikolojik gelişimini tamamlamış, olgunluğa ulaşmış olduğu varsayılır. Ancak, psikolojik ve fiziksel gelişimi ölçmek tam anlamıyla olanaklı olamamaktadır. Bu nedenle, bir çok toplumda yetişkinliğin başlangıcı zorunlu öğrenim yaşını bitirmiş, tam zamanlı bir işe girmiş ve evlenmiş olmakla tanımlanmaktadır (Onur, 1986, s. 16).
Yetişkinlik kavramı daha çok "bağımsızlık" ile ilgili bir kavramdır. Genel bir eğilim olarak bir toplumda, kendi yaşantılarını yönetme sorumluluğunu üstüne alan bireyler yetişkin kabul edilmektedir (Bülbül, 1991, s. 44).
Ücretli bir işte çalışma/evli olma, ana-baba olma, karar verici olma, vatandaşlık sorumluluklarını yerine getirme gibi toplumsal roller bağımsızlığı da beraberinde getirmektedir. Ancak, bu rolleri üstlenme ülkeden ülkeye göre değişebildiğinden, belli bir yaşı yetişkinliğin başlangıcı olarak kesin bir biçimde kabul etmek şimdilik olası görülmemektedir.
Özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bireyin çok genç yaşta çalışma hayatına atılmasına veya sorumluluk üstlenmesine karşın, bu durum gelişmiş olan ülkelerde daha ileriki yaşlarda gerçekleşmektedir.
Yetişkini şöyle tanımlamak olasıdır. Yetişkin; zihinsel, bedensel gelişimini tamamlamış ve psikolojik olgunluğa erişmiş, ekonomik bağımsızlığını kazanmış ve toplumda bir sorumluluk üstlenmiş bireylere denir.
Yetişkinin Gelişim Özellikleri
Yetişkinin gelişim özellikleri fiziksel, psikolojik ve toplumsal olmak üzere üçe ayrılmaktadır.
Fiziksel Gelişim Özellikleri
Yaş ilerledikçe yetişkinin fiziksel yapısında değişmeler olmaktadır. Fiziksel açıdan aşağıdaki değişmeler yetişkinin öğrenme gücünü ve hızını etkiler (Geray, 1978, s. 22):
Görme Yeteneği: 20-25 yaşları arasında en yüksek düzeyde olan görme gücünde, 40-45 yaşlarında birden bire düşme görülür.
İşitme Yeteneği: Yaşın ilerlemesine bağlı olarak yetişkinin işitme gücünde azalma olmaktadır. Bu nedenle, eğitsel etkinliklerde öğretici, ses tonunu iyi ayarlamalı, dudak mimikleri yetişkin tarafından görülecek biçimde konuşmaya özen gösterilmeli ve görsel-işitsel araçların kullanımı ön plana çıkartılmalıdır.
Isıya Uyum Sağlama Yeteneği: Yetişkinin yaşının ilerlemesiyle ısıya uyum sağlaması güçleşmektedir. Dış koşullar değişse de vücut iç ısısının aynı kalması gerektiğinden, bu, ileriki yaşlardan istenilen ölçüde düzenli olamamaktır.
Çalışma Gücü: Yaş ilerledikçe iç salgı bezlerinin etkinliği azaldığından, hücreler daha çabuk yıpranır. Ayrıca, kas gücünde de azalma olduğundan, istenilen hızda bir çalışma ortaya konulamaz. Bunun için de yetişkin, eğitime daha az zaman ayırabilir.
Psikolojik Gelişim Özellikleri
Yetişkinin psikolojik gelişim özelikleri, yetişkinlik dönemlerine göre farklılıklar göstermektedir. Yetişkinlik dönemleri; Genç, orta, ileri yaşlar olmak üzere üçe ayrılır. Ancak, bu dönemlerin hangi yaşlan içerdiği konusunda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır.
Bir yetişkin, yaşı ilerledikçe, rollerini ve dolayısıyla beklentilerini değiştirmek zorundadır. Havighurst, buna "Gelişim ödevleri" adını vermektedir.
Gelişim Ödevleri; bireyin yaşamında belli bir dönem ya da o dönem konusunda, başarılması bireyi mutluluğa ve sonraki görevleri başarmasına öncülük eden, başarılmaması bireyi mutsuzluğa, toplumca onaylanmamaya ve sonraki görevlerde güçlük çekmeye yol açan görevdir. (Onur,1991,s35)
Gelişim ödevleri yetişkinlik dönemlerine göre şu şekilde sıralanmaktadır. (Botwinick, 1976,s.110):
Genç Yetişkinlik;
1. Eş seçme,
2. Eşi ile birlikte yaşamayı öğrenme,
3. Bir aile kurma,
4. Çocuk yetiştirme,
5. Bir evin işlerini yürütme,
6. Çalışma hayatına başlama,
7. Yurttaşlık sorumluluklarını yerine getirme,
8. Uygun sosyal gruba katılma.
Orta Yetişkinlik;
1. Toplumun bir üyesi olarak yetişkinlere özgü sorumlulukları yerine getirme,
2. Belli bir ekonomik yaşam düzeyine ulaşma ve bunu sürdürme,
3. Ergenlik çağındaki çocuklarına sorumlu ve mutlu yetişkinler olmasına yardım etme,
4. Yetişkinlere özgü boş zaman etkinliklerini geliştirme,
5. Birey olarak eşiyle özdeşleşme,
6. Orta yaşın getirdiği değişiklikleri kabullenme ve buna uyum sağlama,
7. Yaşlı ana-babaya uyum sağlama.
İleri Yetişkinlik;
1. Fiziksel güçteki ve sağlıktaki düşüşe uyum sağlama,
2. Emekliliğe ve azalan kazanca uyum sağlama,
3. Yaş grubuyla açıktan ilişki kurma,
4. Mutluluk verici fiziksel yaşama koşulları kurma,
5. Toplamsal ve yurttaşlık görevlerini yerine getirme.
Toplumsal Gelişim Özellikleri;
Yetişkinin bulunduğu topluma veya gruba göre beklentileri ile eğitime olan gereniksinimlerinde farklılıklar olabilmektedir. Bireyin mesleği gelir ve öğrenim düzeyi, cinsiyeti, evli olup, olmadığı, yaşadığı yer, dinsel inançları halk eğitimi etkinliklerine katılmasında önemli role sahiptir. (Geray, 1978, s25).
Gelecekte kullanma olasılığı olan bir bilgiyi öğrenme, özellikle yetişkinlerde zaman tüketici ve verimsiz bir öğrenme yoludur. Toplumda aldığı yeni rolü başarı ile oynayabilmesi için yetişkinin belli bilgileri öğrenme gereğini duyması, onu öğrenmeye yöneltir.
Bireyin yöneldiği amaçlar, halk eğitimi açısından da önemlidir. Bu amaçlar, bireyde öğrenme isteğini artırır ; öğrenme sürecini, öğrenme süresini içeriğini, miktarını, yoğunluğunu belirler.
Geri kalmış toplumlar geleneksel bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, bu toplumların bir üyesi olan yetişkinler daha çok grubun geleneksel değerlerine bağlı olduklarından eğitime olan gereksinimleri de o derecede azdır. Gelişmiş toplumlarda ise bireylerin eğitime olan gereksinimi daha çoktur. Çünkü, topluma veya içinde bulunduğu gruba uyum sağlayabilmesi ya değişen toplumsal yapıya bağlı olarak rollerini etkin bir biçimde yerine getirebilmesi, bir ölçüde yeni bilgi ve beceriler edinmeyi gerektirir.
Eğitim Açısından Çocuk ile Yetişkin arasındaki Fark;
Yetişkin eğitimi ile çocuk eğitimi amaç, içerik ve yöntem boyutları açısından farklılıklar göstermektedir. Bu çocuk eğitimi amaç, içerik ve yöntem boyutları açısından farklılıklar göstermektedir. Bu, çocuk ile yetişkin arasındaki şu farklardan kaynaklanmaktadır. (Geray, 1978 s,26)
1. Çocuğa yönelik eğitimin amacı, çocuğu yaşantıya hazırlamaktır. Yetkin eğirimin amacı ise yetişkinin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümünü sağlamaya dayanır.
2. Yetişkine gereksinme duyduğu alanda bilgi ve beceri verilmesine karşın, çocuğa, okulda, kurumların önceden saptandığı programda yer alan bilgi ve beceriler kazandırılır.
3. Yöntem açısından yetişkinin kişiliği gelişmiş olduğundan, öğretim sürecinde kişiliğine saygı duyacak ve koruyacak; çocuklara ise kişiliklerini geliştirici bir yaklaşım izlenir.
4. Yetişkin eğitiminin temeli, bir sorunun çözümüne dayanmasına karşın, çocuk eğitiminde belli bilgi ve beceri kazandırılarak, sorunların farkında olmasını sağlamaya dayalıdır.
Eğitim açısından çocuk ile yetişkin arasındaki fark şu şekilde sıralanmaktadır (Geray, 1978, s. 27):
1. Çocuğun öğrenmeye ayıracağı zamanın bol olmasına karşın, yetişkin, yalnızca çalışma saati dışındaki zamanını ayırabilir.
2. Çocuğun yaşantıdan edindiği deneyim azdır; yetişkinin geçmiş yaşantısına dayanan bir deneyimi vardır.
3. Çocukta güven duygusu yüksek olduğu halde, öğrenme gücü konusunda yetişkinde güvensizlik söz konusudur.
4. Çocuk, öğrenmeye sınırlı da olsa zorlanabilir; ancak, yetişkinin öğrenmesi ondaki öğrenme güdüsüne bağlıdır.
5. Çocuk ile öğretmen arasındaki ilişki anne-baba ilişkisine benzemesine karşın, yetişkin-öğretmen ilişkisi öğrenen-öğreten ilişkisine, bir ölçüde arkadaş-meslektaş ilişkisine dayanır.
YETİŞKİNLERDE ÖĞRENME VE GÜDÜLENME
Yetişkinlerin geniş bir yaşantı birikimine sahip olması, onların öğrenmesinde ve eğitiminde farklı uygulamaları gerektirmektedir.
Yetişkinde Öğrenme
Öğrenme, yaşantı ürünü bir davranış değişmesidir. Yaşantılar bir etkileşim sürecinin sonucunda oluşur. Çocuk elini sobaya dokundurur; sobanın yaktığını öğrenir. Bu öğrenme sıcak soba ile çocuk arasındaki bir etkileşim sonucunda, çocuğun geçirdiği bir yaşantının ürünüdür. Burada sıcak sobayı "öğreten", çocuğu "öğrenen" olarak düşünülürse, öğrenme olayının öğrenen ile öğreten arasındaki bir etkileşim sonucu olduğu söylenebilir. Bir etkileşim sürecine öğreten kasıtlı olarak ve bireye belli bir davranış kazandırılmasında yardımcı olmak amacıyla girmiş olabilir ya da kasıtsız olarak katılmış olabilir. Aynı şekilde, birey bir öğrenme sürecine kasıtlı olarak ve öğrenmek amacıyla girmiş olabilir ya da kasıtsız olarak katılmış olabilir. İşte, öğrenme sürecine öğreten ve öğrenenin kasıtlı olarak katılıp katılmadığına göre, dört farklı öğrenme biçimi ortaya çıkmaktadır (Axinn ve diğerleri, 1974, s. 8-11);
Bir öğrenme sürecine öğrenen ve öğretenin her ikisi de kasıtlı olarak katılıyorsa, bu tür eğitim ya örgün ya da yaygın eğitim(halk eğitimi)'dir. Öğrenen katılmıştır; çünkü kasıtlı olarak bir şey öğrenmek istemektedir. Öğreten katılmıştır; çünkü kasıtlı olarak öğrenenin öğrenmesine yardım etmek amacındadır.
Bir öğrenme sürecine öğreten ya da öğrenenden birisinin kasıtlı, diğerinin kasıtsız olarak katıldığı durum söz konusu ise buna algın (informal) öğrenme; eğer bir öğrenme sürecine öğrenen ve öğretenin her ikisi de kasıtsız olarak katilmiş ise buna rastgele öğrenme denilmektedir. Bu sınıflandırma aşağıda bir şekil üzerinde gösterilmiştir.
Öğretenöğrenen Kasıtlı Kasıtsız
Kasıtlı AÖrgün (Okul)Yaygın (Okul dışı) CAlgın (İnformal)
Kasıtsız BAlgın (İnformal) DRastgele
Örgün eğitim ile yaygın eğitim (halk eğitimi) A gözeneğine girmektedir. Kitle iletişim araçları B gözeneğine girmektedir. Kasıtlı bir yayın kaynağı söz konusudur. Fakat öğrenen kasıtlı olmadan yayınlara erişebilmektedir. Sabahleyin müzik dinlemek amacıyla radyoyu açan birisinin, sağlık konusunda bir konuşma ile karşılaşması ve bunu dinlemesi bu tür öğrenmeye bir örnektir. Burada konuşma sahibi (öğreten) kasıtlı, dinleyici (öğrenen) kasıtsızdır. Algın eğitimin diğer bir çeşidinde ise, öğrenen kasıtlı, öğreten kasıtsızdır. C gözeneğinde yer alan bu öğrenmeye "bireysel öğrenme" de denilmektedir.
Laboratuarda kasıtlı olarak bir araştırma yürüten bilim adamının öğrenmesi, merak ettiği bir konuyu inceleyen, bilgi toplayan bir insanın öğrenmesi, bu tür öğrenmeye örnek olarak verilebilir. Son olarak, D gözeneğinde gösterilen rastgele öğrenme denilen öğrenme çeşidinde ise öğrenen de öğreten de kasıtsızdır. Çevremizle doğal etkileşimimizin sonucunda öğrendiklerimiz bu gruba girer. Bu yolla öğrenmeye başladığımızı ve bu çeşit öğrenmeyi ömür boyu sürdürdüğümüz bilinmektedir (Bülbül, 1987, s. 26-27).
Halk eğitimi, öğrenme sürecinde öğrenen ve öğretenin her ikisinin de kasıtlı olarak katıldığı planlı bir eğitimdir. Bu açıdan örgün eğitimden hiçbir farkı yoktur. Örgün ve halk eğitimi aracı olarak televizyondan, radyodan, videodan, basılı yayınlardan da yararlanılabilir. Kitle iletişim araçlarının kullanılması, bir örgün ya da halk eğitimi etkinliğini, algın (informal) bir eğitim etkinliği haline getirmez. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesinin, Açıköğretim Lisesinin televizyon programları, örgün eğitim programlarıdır.
Eğitim tarihi, başlangıçta düzenlenmemiş rastgele öğrenmelerin ağırlıkla yer aldığı dönemlerden, düzenlenmiş, planlanmış öğrenmelerin ağırlık kazandığı dönemlere doğru bir gelişme göstermiştir. Günümüzde düzenlenmiş halk eğitimi etkinlikleri önem kazanmıştır.
Yetişkinlerin öğrenme yeteneği üzerine yapılan çalışmaların en önemlisi Edward L. Thorndike'nin yaptığı araştırmadır.
Thorndike'e göre; yetişkinlerin öğrenme yeteneği her zaman vardır. Öğrenme hızının 20-25 yaşlarında en yüksek düzeyde olduğu; sonra 42-45 yaşlarına değin yılda %1 oranında bir azalma gösterdiği; 45'inden sonra önemli oranda düştüğünü belirtmektedir. Öğrenme hızındaki bu düşüş, yetişkinin öğrenmesini engellememektedir. Öğrenme süresi dikkate alındığında, genç yetişkinlerin başarı derecesi daha yüksektir. Ancak, zaman sınırlandırılması getirilmediğinden, öğrenme gücünde 20 ile 60 yaşlan arasında önemli bir farkın olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer bir anlatımla, 60 yaşındaki bir yetişkin, 20 yaşında iken öğrenebileceği türden bilgi, beceri ve değerleri öğrenme gücüne sahiptir (Geray, 1978, s. 22-23).
Yapılmış araştırma sonuçlan dikkate alındığında; yaş ilerledikçe tepki hızının azaldığı, sorun çözme yeteneğinde giderek gerileme olduğu ve devinimsel becerilerin gerilediği belirlenmiştir. Buna karşın, sözel alanda ve kavrayış açısından ilerlemeler olabilmektedir.
Yine araştırma sonuçlarına göre; başlangıçta erişilmiş olan eğitim düzeyi ne kadar yüksek ise daha sonra çeşitli yaşlarda gösterilen basan dereceleri arasındaki ilişkinin o ölçüde büyük olduğudur. Eğitim düzeyi düşük olup, sıradan işlerde çalışanlarda zihinsel gerileme söz konusu olmaktadır (Love, 1985, s. 55).
Buna göre, eğitim düzeyi yüksek olan yetişkinlerin ileriki yaşlarında da buna bağlı olarak üst düzeyde bir başarı gösterebildikleri ancak; eğitim düzeyi düşük olanların ileriki yaşlarında aynı derecede başarılı olamadıkları ortaya çıkmaktadır.
Ayrıca, yetişkinin yaptığı işin zihinsel güce dayalı olup olmaması da zihinsel gelişim ve öğrenmesi açısından önemli etkiye sahiptir.
Sonuç olarak, her birey normal koşullarda 60 yaşına kadar rahatlıkla öğrenebilir. Ancak, öğrenme hızında bir düşme söz konusu olduğundan, öğrenmesi, gençlere oranla daha fazla zaman almaktadır. Diğer taraftan, eğitim düzeyi yüksek bir birey, ileriki yaşlarında eğitim düzeyi düşük ve yaptığı iş daha az zihinsel gücü gerektiren bir bireyden daha kolay öğrenebilmektedir.
Yetişkinde Öğrenme Güdüsü
Yetişkinlerin öğrenmeye karşı tutumlarında en önemli etmenlerden birisi, onların alışkanlıklarını ve huylarını değiştirmeye yatkın olup olmadıklarıdır. Yapılan bir araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; yetişkinlerin sürekli olarak tek bir tutum içinde olmadıkları, öğrenecekleri konunun niteliğine göre değişmeye hazır olup, gerektiğinde değerlerini değiştirebilmektedirler. Girişilecek öğrenme etkinliğinin açık olarak ortaya konulması, hatalarının saptanarak düzeltilebileceğinden emin olmaları ve kendi tempolarında çalışmaları koşuluyla ileri yaştaki bireyler, gençler kadar başarılı olabilmektedir. Ayrıca, yüksek zeka düzeyine sahip yetişkinlere oranla, zeka düzeyi düşük yetişkinler, değişikliğe daha az karşı koymaktadır (Bowinick, Brinley, 1962, s. 295).
Yetişkinde kendisine güvensizliğin bir nedeni de normal olarak gençlerle aynı koşulda ve aynı hızda öğrenmelerinin beklenilmesidir. Çalışma tempolarını kendilerinin ayarlamasına olanak verilmesi durumunda, yetişkinlerde öğrenme hızı artmaktadır.
Johnston ve Rivera, yetişkini öğrenmeye güdüleyen etmenleri şu şekilde sıralamaktadır (Love, 1985, s. 58):
1. Daha bilgili olmak,
2. Yeni bir işe hazırlanmak,
3. İş başında yetişmek,
4. Boş zamanı iyi ve yararlı olarak geçirmek,
5. Yeni ve ilgi çekici bireylerle tanışmak,
6. Yüklendiği işleri yerine getirmede ustalık kazanmak,
7. Kişiliğini geliştirmek ve bireylerle daha iyi ilişkiler kurmak,
8. Gelirini artırmak.
Bu güdüler, toplumdan topluma göre farklılıklar gösterebilir. Ancak, bu güdüleri Meslek, Kişisel Gelişme, Sosyal ilişkiler olmak üzere 3 ana grupta toplamak olasıdır.
Meslek Güdüleri: 18-40 yaş arasındaki bireylerde bu güdüler etkindir. İşe hazırlanmak, işte ilerlemek veya yeni işe girmek isteyen yetişkinler kendileri için düzenlenmiş mesleki eğitim kursuna devam ederler. Bu dönemde eğitime katilimi geniş ölçüde etkileyen neden, ilerde iyi bir yaşam sürdürmek için şimdiden bir meslek sahibi olmanın gerektiği bilincine dayanmaktadır.
Kişisel Gelişme: Genel kültürü artırma, sosyal konular hakkında daha geniş bilgi edinme gibi kişisel gelişme uğraşlarını temel amaç edinen bireyler, genellikle boş zamanların arttığı ve maddi kaynakların azaldığı 40 yaşın üzerindeki dönemlerde bulunan kimselerdir.
Özellikle evli birçok genç kadın, ev ve aile yaşamı ile ilgili çocuk bakımı ya da eşlerinin işleri ile ilgili konularda bilgi edinmeye karşı büyük istek gösterirler.
Sosyal İlişki: Mesleki olmayan yetişkin eğitim etkinliklerini içerir. Çoğu yetişkin, halk eğitimi kurslarına devam ederek sosyal ilişki kurma eğilimindedir. Hemen her yaşta yetişkinin katıldığı bu tür etkinliklerde, yetişkin çoğu zaman başkaları ile tanışma ile ilgilenir. Bunun önemli amaçlarından birisi, bireyin, toplum içerisindeki sosyal statüsünü yükseltme beklentisini gerçekleştirmeye dayalı olmasıdır.
Yetişkinin Eğitime Katılma Engelleri
Yetişkin, gereksinimini karşılamaya yönelik olan bir halk eğitimi programına katılmaya istekli olmakla beraber, eğitime katılmasını engelleyen birçok etmen söz konusu olabilmektedir.
Yetişkinin eğitim programına katılımını engelleyen etmenler; kişisel, ev yaşamı ve dış etkenler olarak üç grupta toplanmaktadır (Love, 1975, s. 46).
Kişisel Engeller
Yetişkinin halk eğitimi etkinliklerine katılımım engelleyen kişisel engeller şöyle sıralanmaktadır:
1. Bilinmeyenden korkma,
2. Gülünç olma korkusu,
3. Güvensizlik ve sosyal açıdan yetersiz olma korkusu,
4. Okuldan hoşlanmama,
5. Öğrenmeye karşı olumsuz tutum,
6. Eğitimin sağlayacağı yarardan emin olmama,
7. Zihinsel ve fiziksel eksiklikler.
Ev Yaşamından Kaynaklanan Engeller
Yetişkinin ev yaşantısından kaynaklanan eğitime katılma engelleri şunlardır:
1. Ev işlerinde fırsat bulamama,
2. Aile üyelerinden birinin veya hepsinin karşı koyması,
3. Evdeki koşulların öğrenme için gerekli çalışmaya elverişli olmaması.
Dış Engeller
Bir yetişkinin çalışma koşullarından veya içinde bulunduğu koşullardan dolayı eğitime katılımını etkileyen dış etmenler ise şunlardır:
1. Vardiya çalışması,
2. Vücut yorgunluğu,
3. Ulaşım zorluğu,
4. Ekonomik yetersizlik.
Bir yetişkinin sosyal-ekonomik ve eğitim düzeyi yükseldikçe, yetişkin eğitime katılma olasılığı yükselir. Bu olasılık yaş ilerledikçe düşmektedir. Eğitim düzeyi düşük bir yetişkinin eğitim istemi ve eğitime katılımı düşmektedir. Ne kadar fazla eğitim görmüşse, eğitime olan isteği de o oranda artmaktadır. Bu nedenle, yetişkinin eğitime katilimi, eğitim gereksinimi ile ters orantılıdır. Eğitim düzeyi yüksek olan bir bireyin, eğitim gereksinimi az, fakat eğitim istemi fazla olur. Çünkü, bilgi ve becerideki artış, bireyi yeni öğrenmelere güdüler.
Yetişkin Eğitiminde Öğretim İlkeleri
Yetişkinin yaşı ilerledikçe öğrenme gücünde bir azalma olmamasına karşın, öğrenme hızında bir düşme görülür. Bu nedenle, yetişkinin öğrenebilmesi için daha fazla zamana gereksinmesi vardır.
Yetişkin eğitiminde, istenilen hedefe ulaşılabilmesi ve yetişkinde etkin öğrenmeyi Bağlıyabilmek için, bazı öğretme ilkeleri aşağıda kısaca açıklanmıştır. Bu ilkeler bir bütündür. Hepsi birlikte yetişkin eğitimine bir bakış açısını oluşturmaktadır. Önemli olan bir öğretmenin bu bakış açısını kavraması, benimsenmesidir (Bülbül, 1992, s. 165-166).
1. İlk İzlenim: Yetişkin açısından katıldıkları eğitimin ilk birkaç günü çok önemlidir. Yetişkinler, başlangıç günlerinde eğitimin yararlılığı, öğretmenin tutum ve davranışı ve katılanlar arasındaki ilişkinin niteliği konusunda algılar geliştirirler. Bu geliştirdikleri ilk algı olumsuz ise bunu düzeltmek zordur. Her ilk izlenim gerçek durumu yansıtmayabilir. Örneğin, yararlı bir eğitsel etkinlik konusunda, yararsız olduğu izlenimini edinmiş olabilir. Yetişkinin olumsuz ilk izlenim veya algısı, onun sonraki başarılarını da etkileyebilir.
Bir kursun başında iyi planlamamaktan ileri gelen karşılıklar, öğretmenin olumsuz tutum ve davranışı veya yetişkin psikolojisini göz önünde bulundurmaması, olumsuz izlenimin geliştirilmesine neden olabilir. Bu nedenle, eğitim programının iyi bir biçimde planlanması, öğretmenin yetişkin psikolojisine uygun tutum ve davranışa sahip olması ilk izlenimin olumlu yönde gelişmesine önemli derecede etki eder.
2. İlgi: İnsanlar, özellikle yetişkinler kendilerine hoşnutluk veren, doyum sağlayan, bir merakını gideren ve ilgilerini çeken konuları öğrenme eğilimindedirler. Bunun karşıtı bir durumda, öğrenme isteği ortadan kalkar. Bu nedenle, bir yetişkin eğitiminin başarısı; eğitimin yetişkinin ilgi, istek gereksinimini karşılamaya yönelik olması veya sorununu çözmedeki etki derecesine bağlıdır.
3. Tekrar ve Pekiştirme: Öğrenmenin pekiştirilmesi, tekrarın sıklık derecesine bağlıdır. Ancak, fazla tekrar usanmaya neden olacağından, bunu iyi ayarlamak gereklidir. Tekrar, özellikle devinimsel boyuttaki öğrenmede daha etkili olabilmektedir.
4. Etkileşim: Öğrenmede etkileşimin birey açısından yoğunluğu, öğrenmeyi kolaylaştırır ve kalıcılığını sağlar. Etkileşim, ne kadar sıcak, heyecan verici, çekici ve etkileyici ise, o derecede kolay öğrenme olur. Daha çok duyu organı etkileşime girdikçe ve öğrencinin katılımı arttıkça öğrenilenin kalıcılığı artar.
5. Ortak Amaç: Öğretim hedefleri, sınıfın ortak hedefi haline getirilmelidir. Öğretmen, dersin ve öğrencilerin amaçlarını bütünleştire-bilmelidir. Bunun için, amaçların saptanmasında öğrencilerin katılımını sağlamalıdır.
6. Açık Kurallar: Kursun başında öğrencilerin uyacakları kurallar açıkça belirtilmelidir. Yönetmelikle belirlenmiş kuralların dışında belirlenecek kurallar öğrenci ile birlikte saptanmalıdır. Öğretmen tarafından ortaya konulan kuralların nedenleri de açıklanmalıdır. Böylece öğretmen-öğrenci ilişkisinde ortaya çıkabilecek gereksiz tartışmalar önlenebilir.
7. Kendini Değerlendirme: Yetişkin eğitiminde amaç not vermek değil, öğretmektir. Bunun için öğretmen, yetişkinin kendi başarı düzeyini kendisinin değerlendirmesine olanak sağlamalıdır. Yetişkine kendi başarısını değerlendirmek için ölçüt verilebilirse, hem onun küçük düşmesi önlenmiş, hem de bu değerlendirme yoluyla öğrenmesine katkıda bulunmuş olunabilir.
8. Sorun Merkezli Öğrenme: Yetişkin eğitiminin amacı, yetişkinin işi, evi, yaşamı ile ilgili sorunlarının çözümüne yönelik olmalı; bu sorunlara çözüm getirebilmelidir. Sorun merkezli öğrenme, öğrenmeyi yetişkin için anlamlı yapabilir.
9. Yaşantı Merkezli Öğrenme: Öğretimde, öğrencinin bizzat kendisinin yaşantıdan geçmesi hedef alınmalıdır. Öğrenci, eğitim sürecinde içsel bir yaşantıdan geçmiyorsa, verilenlerin bir yararı yoktur. Daha doğrusu, öğrenci her verileni yaşantı ile bütünleştirebilmelidir. Bunun için öğretim sürecinde verilen bilgiler yaşantıya yönelik olmalıdır.
10. Serbest İletişim: Öğretim etkinlikleri sırasında iletişime bir sınırlama konulmamalıdır. Eğer öğretmen ve öğrenciler, çeşitli nedenlerle, bilgilerini, duygularını ve düşüncelerini açıklamaktan çekinirlerse ya da öğretmen tarafından bir sınırlandırma getirilirse, öğrenmenin etkililiği azalabilir, iletişimi açık tutmak, öğrenme konusu ile ilgili olmayan konuların konuşulması anlamına gelmemelidir.
11. Serbest Davranma: Öğretmen, öğrencilerin sınıftaki davranışları üzerine gereğinden fazla baskı ve kontrol koymamalıdır. Ancak, bu serbestlik yalnızca öğretimin daha etkili bir biçimde yürütülmesine dayalı olmalıdır. Yoksa saygısızlığı, başına buyrukluğa ve göz yummaya neden olan bir ortamın oluşmasına izin verilmesi anlamını taşımamalıdır.
Yetişkinlerin Öğrenmeye İlişkin Bazı Özellikleri
Yetişkinlerin toplumda bir sorumluluk sahibi olması ve belli bir statüsünün bulunmasından dolayı, öğrenme sürecinde çocuktan farklı bir davranış beklentisi içerisine girer. Bu nedenle öğretmenin, öğretme sürecinde çocuğa davrandığı gibi bir davranış göstermesi, yetişkinin eğitimden kaçması veya öğrenmenin istenilen ölçüde gerçekleşmemesi sonucunu doğurur.
Yetişkin eğitiminde etkin bir öğrenmenin sağlanabilmesi için, göz önünde bulundurulması gereken özellikler şöyle özetlenebilir (Bülbül, 1991, s. 47-48):
1. Yetişkin benlik kavramı gelişmiş bir insandır;

2. Yetişkin deneyim birikimine sahiptir:

Yaşamları süresince edindikleri bir deneyim birikimi vardır. Bu deneyim birikimlerini kullanacak eğitim ortamı ararlar. Deneyimlerine uygun düşen yeni öğrenmeleri kabul ederler, ters düşenlere karşı bir direnme eğilimi gösterirler.

3. Yetişkin, gereksinimlerini doyurmayan öğrenmeleri kabul etmeye istekli değildir:

4. Yetişkin, karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm getirebilecek öğrenmelere ilgi duyar:

 

Halk eğitimi, yetişkinin değişmesini sağlayacak olan yeni bilgi ve becerinin kazandırılmasını amaçlar. Bu nedenle değişme sürecinin dikkatli bir biçimde tasarlanması gerekir (Geray, 1978, s. 43).
Halk eğitimi programlarını, örgün eğitim programları gibi bir standart programlar halinde düzenlemek olanaklı değildir. Çünkü, programın içeriğini yetişkinlerin gereksinmeleri oluşturduğundan, program içeriğini ve kullanılacak yöntem ve teknikler belirtilmiş olmalıdır.
Bir halka eğitim programında bulunması gereken basamaklar şunlardır (Geray, 1978, s.43):
1. Yetişkinlerin eğitsel gereksinmelerinin saptanması,
2. Amaçlarının saptanması,
3. Öğrenim etkinliklerinin düzenlenmesi
4. Uygulama,
5. Çalışmaların değerlendirilmesi

Yetişkinlerin Eğitim Gereksinmelerinin Saptanması
Bir toplumdaki bireylerin gereksinmeleri ve beklentileri farklılık gösterdiğinden, eğitim gereksinmelerinin saptanması kolay olmamaktadır.
Sorun, yalnızca güncel gereksinmeler değil; aynı zamanda fiziksel ve sosyal çevredeki değişmelere bağlı olarak yeni gereksinmeleri kestirebilmektir. Günümüzde gereksinmeler, ya hiç fark edilmemekte, ya da belirgin hale getirildiğinde fark edilmektedir. Bunun için, ulusal düzeydeki eğitim gereksinmelerinin saptanması; ancak ekonomik ve sosyal göstergelere dayalı olarak merkezi bir birim tarafından yürütülmesine gereksinme vardır. Ülkemizde bu görevi üstlenmiş olan kuruluş MEB bünyesinde yer alan Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü'dür. Yerel düzeyde ise bu Genel Müdürlüğe bağlı olarak hizmet veren Halk Eğitim Merkezleridir.
Eğitim gereksinmesini saptayan merkezi bir örgütün bulunmasına karşın, eğitim gereksinmesinin neye göre saptanacağı ve çok farklı gereksinmeler karşısında, sınırlı kaynaklardan dolayı hangisine öncelik verileceği sorunu karşımıza çıkmaktadır.

Yetişkinin eğitim gereksinmesini saptamayı engelleyen etmenler şöyle sıralanmaktadır (Love,1985, s. 53):
1. Belli bir yerleşim biriminin ilgili uzmanlarca saptanan eğitim gereksinimin, o yöredeki bireyler veya gruplarca öncelik verilmeyen bir gereksinim olması,
2. Belli bir yerleşim biriminin kendi içindeki veya yerleşim birimleri arasındaki eğitim istemlerindeki uyuşmazlık,
3. Yetişkinin belli bir eğitime gereksinme duymasına karşın, öğrenmeye güdülenmemiş olmasıdır.
Eğitim Gereksinmesini Saptama Basamakları

Halk eğitiminde, yetişkinlerin eğitim gereksinmelerinin saptamasında izlenmesi gereken basamaklar şunlardır (Bülbül, 1991, s. 93):
1. Gereksinmelerin temelini oluşturan sorun durumların belirlenmesi; Bir işletmede üretim düşüklüğünü, bir köyde ürünün aracıya kaptırılması, bireylerin temel hak ve sorumluluklarını bilmemesi, bir çalışanın sosyal haklarını kullanmaması, bir kamu görevlisinin görevini yapmamasından dolayı örgüt verimliliğinde düşmenin olması v.b. durumlar sorun niteliği taşıyan durumlardır.
2. Sorun durumların öncelik sırasına göre sıraya konulması,
3. Öncelik sırasına göre yapılacak eğitsel çalışmaların belirlenmesidir.
Halk Eğitiminde Öncelikler
Bir toplumun sahip olduğu sınırlı kaynaklarına karşın, yetişkinlerin eğitim gereksinmelerinin çeşitlilik göstermesi nedeniyle, bu gereksinmelerin öncelik sırasına göre karşılanması bir zorunluluk haline gelmektedir.
Halk eğitiminde öncelikler, bir ülkenin toplumsal yapısına ve gelişme düzeyine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Gelişmiş ülkelerde, bu gereksinmeler daha çok; kişisel gelişim, bireyin boş zamanının değerlendirilmesi ve toplumsallaşmayı sağlamaya yönelik etkinlikleri içermektedir. Oysaki geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde bu, daha çok bireyin yaşamını sürdürmesini sağlayacak ve ekonomik gelir getirecek etkinliklere yönelik olup, genelde mesleki bilgi ve beceri kazandırmaya dayanır.
Gelişmekte olan ülkelerin halk eğitimi etkinliklerinin öncelik sıralamaları aşağıda belirtilen grupların gereksinmelerine göre bir dağılım göstermektedir (Love, 1985, s. 66):

Ülkemiz için MEB'nca saptanan öncelikli yöreler ise şöyle sınıflandırılmıştır:

Halk eğitiminde yetişkinlerin eğitim gereksinmelerini saptamak için başvurulan yöntemler şunlardır: (Geray, 1978, s. 44; Bülbül, 1981, s. 97):

1. Eğitime katılanlarla görüşme yapma,
2. Öğrenim sırasında veya sonradan gelecek programa ilişkin istekleri belirleme,
3. Resmi olmayan tartışmalı toplantılar düzenlenme,
4. Gizil (potansiyel) hedef grupların temsilcileri ile görüşme yapma;
5. Derlenmiş istatistiksel belgelerde program alanlarının neler olabileceğini belirleme,
6. Kurslara katılan öğretmen ve yöneticilerin görüşlerinden yararlanılmadır.

Amaçların Saptanması
Halk eğitiminde düzenlenecek eğitsel etkinliklere ilişkin amaçlar saptanırken, özel amaçlara yönelinmemeli ve gerçekleştirilmesi uzun zaman alacak isteklerden kaçınılmalıdır.
Amaçlar, salt davranışlar yönünden değil, edinilecek bilgiler açısından da saptanmalıdır.
Halk eğitimi programlarında amaç saptama şu açılardan önemlidir (Geray, 1978, s. 45);
1. Programdan izlenilecek yolu ve beklenilen sonuçları belirlemek,
2. Program içeriğini saptamak,
3. Konuya ve amaca en uygun yöntem ve teknikleri seçmek,
4. Çalışmaları değerlendirmektir.
Amacın saptanmasında eğitime katılanların görüş ve önerileri dikkate alınmalıdır. Bu, aynı zamanda amacın tam anlamıyla gerçekleştirilmesi açısından da önemlidir.

Öğretim Etkinliklerinin Düzenlenmesi
Halk eğitiminde saptanan program amaçlarının gerçekleştirilmesi ve katılanların gereksinmelerinin etkili bir biçimde karşılanabilmesi için kaynakların, yararlanılacak yöntem, teknik ve araçların seçilmesini, yapılacak işlerin sıraya konulmasını gerektirir.
Halk eğitimi programında, düzenlenmesi gereken öğretim etkinlikleri şunlardır (Geray, 1978, s. 45):
1. Konuların ana hatlarının belirtilmesi ve zaman çizelgesinin saptanması,
2. Eğitsel araç ve gereçlerin belirlenmesi,
3. Fiziksel çevrenin düzenlenmesi,
4. Değerlendirme işlerinin düzenlenmesi,
5. Kaynak kişi ve önderlere gerekli bilgiler sağlanması,
6. Yapılacak çalışmaların ilgililere duyurulması,
7. Programın bastırılıp dağıtılması,
8. Kayıt işlemlerinin düzenlenmesi.

DeğerlendirmeAmaçların ne ölçüde gerçekleştirildiğini belirleyebilmenin ön koşulu, değerlendirmedir. Değerlendirme için gereksinme duyulan bilgilerin nereden, ne zaman ve nasıl elde edileceği belirtilmelidir.
Halk eğitimi etkinliklerinde katılımcılara not vermek olanaklı olmadığından, değerlendirme için gerekli olan bilgiler aşağıdaki yollarla sağlanabilir (Geray, 1978, s. 46):
1. Kurs sonunda soru kağıdının doldurulması,
2. Kursa katılanlarla görüşme yapılması,
3. Kurs süresinde çalışmalar gözlenerek, ortaya çıkan aksaklıkların saptanması,
4. Öğrencilerle programın tartışılması.
Değerlendirme sonunda elde edilen bilgiler; programın başarı derecesi, olumlu ve olumsuz yönleri ile bir sonraki programın içeriğinin belirlenmesine ışık tutar.

Halk Eğitimi Programlarının Etkililiği
Bir halk eğitimi programının etkililik ve başarı derecesi, öğrenme ortamının aşağıda belirtilen özelliklere sahip olma derecesine bağlıdır (Bülbül, 1991, s. 213-214):
1. Öğrencilerin, öğrenme sürecinde sorumluluk almalarına izin vermesi,
2. Öğrenen öğrencilerin ödüllendirilmesi,
3. Öğrencileri öğrenmeye güdülemek,
4. Öğrencileri, kendileri için uygun yeni öğrenme yollarını bulmaya güdülemesi,
5. Yeni öğrendiklerinin yaşamlarında kullanmalar, konusunda öğrencilere rehberlik etmesi,
6. Öğrenmeyi kolaylaştıracak gerekli araç ve gerecin bulunması,
7. Kültürel etkinlikleri içermesi,
8. Öğretmen ve öğrencilerin programın amaçlarını bilme derecesi,
9. Program amaçlarının belirlenmesine öğrencilerin katılım derecesidir.

Halk Eğitimi Yöntemleri

Yöntem, öğrenme ünitesinin amaçlarım gerçekleştirmeye dayalı olarak kullanılacak içeriği, teknikleri, araç-gereç ve kaynakları ilişkili biçimde hizmete sunan bir öğrenme yoludur. Bir başka anlatımla yöntem, ilişkili etkinliklerden oluşan bir yaklaşımı ifade etmektedir (Bülbül, 1991, s. 178).
Öğretim yöntemi; bir eğitim programında, öğrencileri belirlenen eğitim hedeflerine ulaştırmak için izlenecek yoldur.
Halk eğitiminde kullanılan yöntemlere geçmeden önce yöntem ve teknik arasındaki farkı ortaya koymakta yarar görülmektedir.
Öğretim tekniği; öğretimle hedeflenen davranışların öğrencilere kazandırılması için düzenlenen öğretme etkinliklerinden oluşur (Bülbül, 1991, s. 178). Bu nedenle öğretim tekniği, öğretim yönteminde yer alan öğelerden birisini oluşturmaktadır.
Bazı Öğretme Yöntemleri
Eğitim ve öğretim etkinliklerinde hedeflenen davranışların öğrencilere kazandırılması için kullanılan bazı yöntemler şunlardır (Bülbül, 1991, s.180):
1. Sunuş Yoluyla Öğretme: Öğrencilerin neler öğreneceğine karar veren, kavramları, genellemeleri ve bunları açıklayan, örnekleri öğrencilere aktaran öğretmendir. Bu yöntem, bilgilerin çok dikkatli bir şekilde düzenlenmesi ve öğrenci tarafından alınmaya hazır bir durumda verilmesi sürecidir.
2. Buluş Yoluyla Öğretme: Belirli bir sorunla ilgili verileri toplayıp, analiz ederek soyutlamalara ulaşmayı sağlayan, öğrencinin kendi etkinliğine dayalı, onu güdüleyici bir öğretme yoludur. Tümevarım yaklaşımını içerir.
3. Sorun Çözme (Bilimsel) Yöntemi: Sorun çözme yöntemi, öğrencinin öğrenme sürecine katılımı sağlanarak, belli bir konudaki sorun saptanır ve öğrencilerin çözüm yollarını bulunmaları beklenir. Öğrencilerde sorun çözüme yoluyla kendi kendine öğrenmelerine ortam hazırlanır. Bu yöntemde kullanılan aşamalar; güçlüğün sezilmesi, problemin tanımlanması, çözüm seçeneklerinin belirlenmesi, uygun çözüm seçeneğinin seçilmesi, çözüm seçeneğinin uygulanması ve değerlendirmedir.
4. Tartışma Yoluyla Öğretme-Öğrenme: Öğretmenin veya önderin başkanlığında 6-20 kişilik bir grupta, katılanların hepsinin ilgilendiği bir konu üzerinde katılanların görüşlerim açıklamaları, birbirlerine soru sorma ve yanıtlama temeline dayanan bir yöntemdir.
5. Tam Öğrenme Modeli: Öğrencilerin farklı özellikleri dikkate alınarak, her öğrenciye kendi hazır bulunuşluk durumuna ve öğrenme hızına uygun bir sürenin tanınması suretiyle her öğrencide aynı derecede, aynı miktarda öğrenmenin sağlanması temeline dayanmaktadır. Öğrencilere optimum öğrenme fırsatları içinde yeterli süre verilirse, bütün öğrencilerin hedeflenen davranışı kazanacağı modelin temel varsayımını oluşturmaktadır.
Halk Eğitiminde Kullanılan Yöntemler
Bir öğretme-öğrenme durumunda baştan sona kadar aynı yöntemi kullanma yerine, etkinliklerin çeşitli aşamalarında farklı yöntemleri kullanmak, öğrenmede kalıcılığı sağlar (Love/ 1985, s. 129). Ancak, bunu bir ders saati içerisinde gerçekleştirmek istenilen ölçüde kolay olamamaktadır.
Halk eğitimi etkinliklerinde kullanılan yöntemler farklı başlıklar altında ele alınmaktadır. Bu yöntemlerden bazıları şu şekilde özetlenebilir.
Uzaktan Öğretim
Bu yöntem, yazışmalı öğretim yöntem olarak da adlandırılmaktadır. Belli aralarla posta ile dersler, ödevler, sınavlar göndermek suretiyle öğretici ve öğrenci arasında eğitsel bir ilişkiye dayalı olarak sürdürülen öğretim yöntemidir. (Geray, 1978, s. 52).
Bu öğretim yönteminin başarısı, öğrencide öğrenme, istek ve güdüsünün yüksek, yoğun uygulamaya, alıştırmaya dayalı olmasına bağlıdır.
Uzaktan öğretim yöntemini gerektiren nedenleri; coğrafi, ekonomik ve sürekli yoklama olmak üzere üç grupta toplamak olasıdır.
Coğrafi koşullardan dolayı her köy, kasaba ve kentte herkesin gereksinmelerini karşılayacak öğretim kurumları kurmak çok güçtür. Bu bağlamda, bu yöntemle her bireye eğitim olanağı götürmek olanaklı olduğundan, her yere öğretim kurumu kurma gereği ortadan kalkmaktadır.
Ekonomik kaynakların sınırlı olması nedeniyle çeşitlilik gösteren yetişkinlerin eğitim gereksinmesini karşılamak olanaklı değildir. Diğer taraftan yetişkinin çalışma zorunda olması veya ekonomik olanaksızlık nedeniyle bir eğitim kurumana devam edememektedir. Bu nedenle, gerek yetişkinin olanaklarının, gerekse ulusal ekonomik kaynakların sınırlı olmasından dolayı, uzaktan öğretini yöntemi daha etkilidir.
Ayrıca, sürekli devam zorunluluğu, yani bireyin belli bir öğretim kurumuna her gün gidip gelme zorunluluğu olmadığından, her bireyin bu öğretime katılması olanaklıdır.
Uzaktan öğretimin yararlan şöyle sıralanmaktadır (Love, 1985, s. 135; Geray, 1978, s. 54):
1. Esnek bir yapıya sahiptir,
2. Az öğretmen gerektiğinden, birim maliyeti düşüktür,
3. Her öğrenci kendine en uygun gelen zamanda çalışabilir.
4. Öğretim çok çeşitli konuları içermektedir.
5. Her bireye, öğretim kurumlarından eşit olarak yararlanma olanağı sağlar,
6. Eğitim örgütlerinin güçleri dışında genişlemesine gereklilik kalmaz.
Uzaktan öğretimin bazı güçlükleri ise şunlardır (Love, 1985, s. 136);
1. Pratik beceriyi kazandırmada yetersiz kalmakta,
2. Öğrencide yüksek düzeyde okuma-yazma becerisi gerektirmekte,
3. Bu yöntemin yaygınlaştırılması, destek hizmetlerini ve yeterli sayıda kurs öğretmeni ile kurs yöneticilerinin bulunmasını gerektirir.
Toplum Kalkınması
Yerel toplulukların eğitsel gereksinmelerinin karşılanması suretiyle yerel, dolayısıyla ulusal açıdan kalkınmayı sağlayan bir öğretim yöntemidir.
Toplum kalkınması, etkinliği yüksek bir öğretim biçimidir. Çünkü, yalnızca yetişkinleri öğrenmeye zorlamakla kalmaz, onlara öğrendiklerini gerçek durumlara uygulama yeterliği kazandırır.
Toplum kalkınması; Yerel toplulukların ekonomik, toplumsal, kültürel gelişmelerini sağlamak amacıyla topluluk girişimlerinin devlet çabalarıyla bütünleşmesi suretiyle toplulukların ulusun bütünüyle kaynaşmasına ve ulusal kalkınmasına katkıda bulunma sürecidir (Geray, 1978, s. 59).
Toplum kalkınmasının başlıca dayandığı ilke; başkalarından yardım bekleme yerine, asgari yardımla ve kendi olanaklarıyla kendilerinin neler yapabileceğine dayanır.
Toplum eğitimi programlarının amacı; toplumları kendi gereksinimlerini tanıyacak hale getirme, kullanabilecekleri kaynaklan belirlemek, bir taraftan devletin alabileceği önlemler konusunda onların dikkatini çekmek, diğer taraftan olabildiği ölçüde düzeltici çözüm yollarına başvurmaktır (Love, 1985, s. 116).
Toplum kalkınmasının temel öğeler şöyle özetlenebilir (Geray, .1978,8.61):
1. Destekli İmece; Toplum kalkınmasında, yerel toplulukların gelişmeleri için harekete geçirilmesinde dışarıdan etkileme gerekmektedir. Bu, devletin görevidir. Önemli olan, yerel toplulukların kendi sorunlarını ele alabilecek duruma gelmesidir. Toplulukların kendi kendilerine yardım ilkesine göre, çaba göstermedikleri durumlarda, toplum kalkınması söz konusu olamaz. Bunun için, öncelikle yerel toplulukların veya grupların kendi yaşam düzeyini iyileştireceğine inandırılması ve bunun kanıtlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, toplum kalkınmasında devlet, yalnızca yerel toplulukların harekete geçirilmesinde öncülük etmeli ve gerekli desteği sağlamalıdır.
2. Gönüllülük; Toplum kalkınması zorlamaya değil, gönüllü işbirliğine dayanır. Bir yerel toplumun, gönüllü bir çalışma ortaya koyabilmesinin önkoşulu, bir gereksinim veya bir sorunun bulunmasıdır. Yani, toplumlar, kendilerini rahatsız eden bir sorunun çözümü veya bir gereksinimin karşılanması için, buna yönelik çabalar harcamaya başlar.
Gönüllülüğün temeli, gereksinimin giderilmesine dayanır. Gereksinimler iki grupta ele alınabilir.
Hissedilen (Duyulan) Gereksinimler; Bir topluluğun veya bireyin, belli bir anda çözümlenmesini şiddetle istediği sorunlar veya eksikliği hissedilen gereksinimlerdir.
Hissedilmeyen (Duyulmayan) Gereksinimler; Belli bir topluluğun veya bireyin, belli bir anda henüz farkında olmadığı, sıkıntısını duymadığı, eksikliğini hissetmediği sorun ya da gereksinimlerdir.
Toplulukları harekete geçirmede önemli olan, duyulmayan gereksinimleri duyulan gereksinim haline getirmektir. Devletin toplum kalkınmasındaki en önemli rolü budur. Oysa ki yerel topluluklar duyulan gereksinimleri karşılamak için harekete geçmeye hazırdır. Devletin yalnızca gerekli ortamı hazırlamasını bekler. Ancak, duyulmayan gereksinim durumunda böyle bir işbirliğine hazır olma hali yoktur. Çünkü; bu toplulukları rahatsız eden bir sorun veya eksikliği hissedilen bir gereksinim bulunmamaktadır. Ancak, şunu unutmamak gerekir ki öncelikle duyulan gereksinimleri gidermek için toplulukları harekete geçirmek gerekir. Duyulan gereksinimler ele alınıp çözümlendikleri zaman topluluklara güven gelecek, başka sorunları çözmeye güdüleneceklerdir.
Bu nedenle, önce duyulan gereksinimin, sonra duyulmayan gereksinimin karşılanmasına yönelik bir yol izlenmelidir.
3. Yerel Topluluğun Bütünlüğü; Bir yerel topluluğun, yalnızca belli bir sorununu çözmek veya gereksinimini karşılamak için harekete geçirmek veya bu yönde bir çaba harcamak, kalkınmada istenilen başarının sağlanmamasına neden olur. Çünkü, kalkınma denildiği zaman, yalnızca belli sorunları giderme veya belli gereksinimleri karşılama anlaşılmamalıdır. Kalkınmada bir bütünlük söz konusudur. Bu nedenledir ki bir topluluğu oluşturan her bireyin verilen bir hizmetten yararlanmasını sağlamak ve topluluğun diğer sorun veya gereksinmesine yönelik çabalar göstermek, kalkınmanın temelini oluşturur. Yerel toplulukların gereksinimleri arasındaki ilişkiyi kurarak hizmetlerinde veya çalışmalarında bir bütünlük sağlamak gerekir.
Yerel topluluklara yönelen çalışmaların düzgün veya uyumlu bir biçimde yürütülmesi, toplum kalkınmasının amacını ortaya koyan bir özelliktir.
Eğitim, sağlık, tarım, ormancılık v.b. çalışmalardan yalnızca biriyle topluluklarda beklenen kalkınmayı, değişmeyi sağlamaya çalışmak, toplum kalkınmasının mantığına ters düşer.
Toplum kalkınmasının yerel topluluğun bütünlüğünü sağlamaya yönelik olması, iki boyutta ele alınabilir. Bunlardan birincisi, belli bir yerel topluluğa götürülen hizmetler (sağlık, eğitim, işgücü yatırımları v.b.) öncelik sırasına göre gerçekleştirilmelidir. Bir yerel topluluğun birbirine bağlı yerel sorunlarından yalnızca birisi çözümlenir, diğerleri çözümlenmez ise o yerel topluluğun kalkınması sağlanamaz. Örneğin, üretimdeki verim düşüklüğü sorunun çözümlenmesi, ürünün pazarlanması sorununu beraberinde getirir. Eğer pazarlama sorunu çözümlenmez ise verim artışı sorununu çözmenin hiç bir anlamı olmaz.
İkincisi ise aynı bölgede yer alan yerel toplulukların ortak sorunlarının çözümlenmesini içerir. Bölgedeki yerleşim birimlerinden yalnızca birisinin sorununu çözmek, o bölgenin kalkınmasında yeterli değildir. Bölgenin kalkınmasını sağlamak için, öncelikle ortak sorunların çözümlenmesine öncelik verilmelidir.
Toplum kalkınmasının temelini eğitim oluşturur. Yerel toplulukların ne tür sorunları (verim artışı, sağlık, istihdam, pazarlama v.b.) olursa olsun, bu sorunları yalnızca devletin maddi yardımları ile çözmeye çalışmak yetmez. Bu sorunların ileride tekrar ortaya çıkmaması, bireylere bu konuda kazandırılacak bilgi ve beceriye bağlıdır.
Halkla İlişkiler
Halkla İlişkiler; örgütlerin, çıktılarını sundukları topluluklarla aralarındaki fizyolojik ve sosyo-psikolojik iletişim örüntüsüdür. Diğer bir anlatımla örgütlerin, çıktılarından yararlanan bireylerle olan ilişkilerdir. Halkla ilişkilerin temel amacı; herhangi bir örgütün sunduğu mal veya hizmeti topluma tanıtması ve bunlardan en iyi yararlanmalarına olarak sağlamasıdır. Halkla ilişkilerde, ilişkiyi başlatıcı konumda bulunan örgüttür. Buna karşın, halkla ilişkiler, örgütün halkla, halkın örgütle olmak üzere çift yönlü bir iletişim özelliğine sahiptir.
Halkla ilişkilerin bazı temel ilkeleri şunlardır (Kılıç, 1981, s. 51):
1. Örgütün çıktısından yararlanan çevre çeşitli yönleri ve özellikleri ile tanınmalıdır: Topluma hizmet götüren bir örgüt, öncelikle hizmet götüreceği çevreyi fiziki yönü, doğal kaynaklan, olanakları ve toplumsal ilişkiler açısından tanıması, çıktısının toplumda kabul görmesi için bir zorunluluktur.
Bu bağlamda, bir eğitimci veya öğretmenin hizmet verdiği çevreyi çok iyi tanıması, toplumsal yapı ve ilişkileri iyi kavraması, çevreyle rahat bir iletişim kurmasına olanak sağlar.
2. Halkın arasına katılmalı ve onun bir parçası olunmalıdır.
3. Çevrenin önderleri ile işbirliğine gidilmelidir:
Eğitim örgütünün bir üyesi olan öğretmenin, çevrede önder konumunda bulunan bireylerle iyi bir iletişim kurması, çevreye uyumunu kolaylaştırır. Öğretmenlerin bu tür ilişkileri yoluyla okul-çevre bütünleşmesine katkıda bulunulabilir. Bu da okulun çevrenin beklentilerini dikkate almasına, çevrenin de okulun etkinliklerine destek olmasına yol açar.
4. Kişisel çıkarlar gözetilmemelidir: Bir bireyin, çalıştığı örgütün kendisine verdiği yetkileri kişisel çıkarları doğrultusunda kullanması, toplumun veya çevrenin o örgüte karşı olumsuz tutum ve davranış geliştirmesine ve örgütün toplum içerisindeki saygınlığını yitirmesine neden olur. Bir öğretmenin, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği tutum ve davranışa sahip olması, bir taraftan o okulun toplumu etkileme gücünü artırırken, diğer taraftan da öğretmenin de çevreyle uyumlu bir iletişim kurmasına olanak sağlar.
5. Halk, fazla yükümlülük altına sokulmamalıdır: Yerel konular ele alınırken ve çözümlenmeye çalışılırken, halkı fazla zorlamamalı, onlardan aşırı katkı beklenmemelidir. Devlet yardımlarıyla gerçekleştirilecek çalışmalar, halkın çalışma gücünü artırır. Başarı ile sonuçlanan her iş, yeni çalışmalar için gerekli ortamı yaratır. Bireylerden istenilecek her yardım, bireye kaldıramayacağı maddi yük getirmemeli ve boş zamanlarında yardımları istenilmelidir. Örnek olarak, bir halk eğitimi etkinliğinin bireyin çalışma saatine denk gelmesi ve bu etkinlik için katılımcılardan kaldıramayacakları maddi destek istenmesi, bireyleri bu etkinliklerden kaçmaya iter.
6. Yapılacak çalışmaların yararı halka anlatılmalıdır: Gerek bireylerin birbiri ile ilişkilerinin altında, gerekse bireylerin davranışlarının temelinde bir yararın elde edilmesi yatmaktadır. Her insan, kendisine yarar sağlayan bir çalışmanın başarı ile sonuçlanması için elinden gelen çabayı gösterir.
Bu nedenle, halkla ilişkilerde ve halk eğitimi etkinliklerinde, katılımcıların veya ilişkide bulunulan bireylerin sağlayacakları yararlar göz ardı edilmemelidir.
Ayrıca, halkla ilişkilerde, bireylerin inanç, değer ve normları dikkate alınmalıdır. Birey, eğer bu ilişkide veya çalışmada değerlerine veya beklentilerine ters düşecek bir durumu sezinlediği zaman, ilişkisini sürdürmeyi kesecektir. Bu bağlamda, bireyler, yanlış olan/değerlerine ters düşen bir ilişkide bulunmaktan kaçınırlar. Bu, bireylere yeni değerlerin kazandırılmaması anlamını taşımamalıdır. Kurulan bir ilişki güvenilir bir temele dayandırıldıktan sonra, açıklayıcı ve sağlam dayanaklarla bireyler aydınlatılarak yeni değerler kazandırılmalıdır. Unutmamak gerekir ki ani değişikliklere karşı olan tepki çok şiddetlidir. Yeni bilgiler sonucundaki davranış değişikliği yavaş yavaş sağlanmaya çalışılmalıdır.
7. Gerçekçi ve tarafsız olunmalıdır: Bir örgüt personelinin kişisel çıkarlarını ön plana çıkarması, toplumun o örgütten uzaklaşmasına ve bu tür personel ile ilişki kurmaktan çekinmesine neden olur. Bu durum, gerçekçi ve tarafsız bir davranış göstermeyen personel için de geçerlidir.
Halkla ilişkilerde gerçekçi ve tarafsız davranış karşılıklı güveni artırır. Güvenilir bir nitelik taşıyan bir ilişkide, bireylerin birbirlerini etkilemesi daha kolay olabilmektedir. Toplumda aydın konumda bulunan bir öğretmenin sözlerine, diğer kamu örgüt personelinin sözlerine oranla daha fazla güvenilir. Ancak, bu güveni yıkıcı, gerçekçi ve tarafsız olmayan bir öğretmene karşı toplum ve öğrenci velileri güvenmez. Bu tür öğretmen, alanında ne kadar bilgili ve becerili olsa da, bu güvensizlikle bunun da hiçbir önemi kalmaz. Bir ilişki, güvenilir olduğu sürece geçerliliğini korur.
8. Davranışlar tutarlı olmalıdır: Halkla olan ilişkilerde birbiri ile çelişen davranışlar göstermek, her şeyden önce kamu görevlisinin çalıştığı örgüte karşı sorumlu düşmesine neden olur. Çünkü; bir personelin örgüt adına yaptığı her davranış yasal çerçeveye uygun olmak zorundadır. Bu durumda, normal koşullarda personelin birbiri ile çelişen davranış göstermesi söz konusu olamaz. Ancak, olağanüstü koşullar ile kanun ve yönetmeliklerde meydana gelen değişiklikler hariçtir. Bir öğretmenin zaman zaman sorumluluklarından kaçınarak, görevini istenilen ölçüde yapmaması veya bunun sorumluluğunu üst yöneticilere yüklemesi, tutarlı olmayan davranışa belirgin bir örnektir. Diğer taraftan, çözemediği bir sorununun nedeni olarak yetkisinin buna uygun olmadığını ileri sürmesi, yetersizliğinin veya sorumsuzluğunun bir göstergesidir.
9. Hoşgörülü ve güler yüzlü olunmalıdır: Halkla ilişkiler sürecinde karşılaşılan koşullar ümit kırıcı olabilir. Böyle durumları gerekçe göstererek, olumsuz davranışlara girmek, en azından kamu yararını zedeleyen bir eylemdir. Kamu görevlisinin, sahip olduğu yasal yetkisine dayanarak bireylere sert ve otoriter bir davranış göstermesi; çalıştığı örgütün işlerini aksatacağı gibi, toplumda bu örgüte karşı olumsuz bir tepkinin doğmasına neden olur. Hiçbir yasal yetki, kamu görevlisine, diğer insanlara olumsuz davranma hakkını vermez.

Halk Eğitimi Teknikleri

Teknik; belli bir bilgi ve becerinin kazandırılmasında veya bir işin gerçekleştirilmesinde kullanılan bir yoldur.
Öğretim tekniği, öğrencilerde hedeflenen davranışların kazandırılması için düzenlenen öğretme etkinliklerinin biçimini oluş- . turan bir yoldur. Öğretme tekniği, bir öğretme yönteminde yer alan öğelerden yalnızca birisidir (Bülbül, 1991, s. 178). Halk eğitiminde kullanılan teknikler, yetişkinin gelişim özellikleri doğrultusunda ve öğretim tekniklerine uygun bir yapıya sahip olması bir zorunluluktur.
Halk Eğitiminde Kullanılan Bazı Teknikler
Halk eğitimi etkinliklerinin önemli bir özelliği, programların ve içeriğinin çok çeşitli olmasıdır. Duruma ve programın içeriğine göre çok farklı öğretme tekniklerine gereksinme vardır.
Halk eğitimi etkinliklerinde kullanılan teknikler; etkinliğin yapısı, kullanım yeri, hedef grubu ve kazandırılacak etkinliğin bilgi ve beceriye dayalı oluşuna göre değişmektedir.
Herhangi bir sınıflandırmaya gitmeden halk eğitiminde kullanılan bazı teknikler aşağıda açıklanmıştır.
Anlatım Tekniği
Halk eğitimi etkinliklerinde yaygın olarak kullanılan bir tekniktir. Öğretmen anlatır, öğrenciler dinler ve not alır, anlamadıkları konularda soru sorabilir. Öğretmen de konunun anlaşılıp anlaşılmadığını yoklamak için öğrencilere soru sorabilir.
Anlatım tekniği şu koşullarda kullanılmaktadır;
1. Öğrencilerin bilgi sahibi olmadıkları konuları açıklaması,
2. Önceki bilgilerle ilgili olan yeni bilgilerin verilmesi,
3. Sürenin sınırlı olması,
4. Öğrenci grubunun kalabalık olması,
5. Başka tekniklerin kullanılmasına öğrencilerin hazır olmaması.
Anlatım tekniği, diğer tekniklere göre kullanışlı ve masrafsızdır. Ancak, öğrencileri pasif dinleyici olması, güdülenmelerinin güçlüğü ve anında dönüt almanın zorluğu tekniğin zayıf yönleridir.
Anlatım Tekniğinin Sakıncalarım Azaltma Yolları: Bu tekniğin bütün sakıncalarına karşın, kullanım alanının yaygın olması, bu sakıncaları en aza indirgeyecek bazı önlemleri de beraberinde getirmektedir. Bu tekniğin sakıncalarını en aza indirgeme yollarından bazdan şunlardır (Bülbül, 1991, s. 192; Kılıç, 1981, s. 43):
1. Öğretmen derse iyi hazırlanmalı,
2. içerik iyi belirlenmeli,
3. Kuram ve uygulamalar arasında denge sağlanmalı,
4. Sınıfa uygun bir oturma düzeni sağlanmalı; her öğrencinin öğretmenle ve birbiri ile rahatça iletişim kurabileceği bir düzenlemeye gidilmeli,
5. İlgiyi dağıtacak uyarıcılarda bulunulmamak,
6. Sürekli anlatımdan kaçınılmalı, konuşmacı konuşmanın etkisini sık sık denetlemeli,
7. ilgi canlı tutulmalı; bunun için öğrencinin derse katılımı sağlanmalı,
8. Öğrencilerin düzeyine inilmeli,
9. Öğrencilere adlarıyla hitap edilmeli,
10. Gerektiğinde araç-gereç kullanılmalı,
11. Öğrencilere konuşma fırsatı verilmeli,
12. Öğretmen kendine güvenmeli,
13. Zaman iyi ayarlanmalı,
14. Sözsüz iletişimin önemi gözardı edilmemeli,
15. Konuşma arasında konuyla ilgili örnekler verilmeli, fıkra ve anılar anlatılmalıdır.
Tartışma Tekniği
Tartışma tekniği, özellikle bir soruna birlikte çözüm aramanın gerekli olduğu durumlar ile öğrencilerde bir tutum oluşturmanın hedeflendiği durumlarda, kullanılmaya elverişli bir yoldur.
Tartışmanın yararlı olabilmesi aşağıdaki koşulların yerine getirilmesine bağlıdır (Bülbül, 1991, s. 195);
1. Tartışma konusunun önceden belirlenmesi,
2. Öğrencilerin o konuda hazırlık yapması,
3. Konunun belli sorular çerçevesinde tek tek ele alınması,
4. Herkese eşit söz hakkı sağlanması,
5. Karşı görüşlerin hoşgörü ile karşılanması,
6. Herkese eşit sürenin verilmesi.
Tartışılan her sorudan sonra öğretmen, ortaya atılan görüşler özet olarak ortaya koymalıdır.
Kullanıldığı Durumlar: Tartışma tekniğinin kullanımı, özellikle aşağıdaki durumlarda yararlı ve geçerlidir (Bülbül, 1991, s. 196);
1. Bireylerin, yakın çevresinin, çalıştıkları kurumların, toplumların sorunlarını çözmeye özendirilmesi,
2. Ortak bir sorunu farketmek, çözüm önerileri geliştirmek ve eyleme geçirmek istenildiğinde,
3. Tutum değişikliği gerektiren durumlarda,
4. Gruptaki herkesin görüş ve düşüncelerini açıklama fırsatı vermek istenildiğinde.
İyi bir tartışma konusu şu özelliklere sahip olmalıdır;
1. Grup üyelerini ilgilendiren ortak sorunu veya gereksinimi içermeli,
2. Tartışmaya katılanlar konu hakkında bilgi sahibi olmalı,
3. Tartışma konusu açık olarak belirlenmiş ve her üye tarafından anlaşılmış olmalı,
4. Farklı görüşlere açık olmalıdır.
Tartışma Tekniğinin Olumlu Yönleri: Tartışma tekniği, katılanların birbirini tanımalarına olanak sağlar; birey davranışını daha iyi değerlendirebilir; birey, grupta çalışma yeterliğini kazanır; bireyin grup içinde kendine olan güveninin gelişmesine katkıda bulunur; katılanlarda başkalarını anlama, arkadaşlık, işbirliği duygu ve davranışları geliştirir.
Tartışma Tekniğinin Olumsuz Yönleri: Bu teknik 6-20 kişilik gruplar için uygundur; bazı bireylerin çekingen kalmalarından dolayı tartışmaya katılmamaları; tartışmaya katılanlar rol ve sorumlulukları konusunda yetiştirilmemişse tartışma uzar ve verimsiz geçer.
Gösteri Tekniği
Gösteri, bir hareketin nasıl yapıldığını ya da bir işlemin nasıl kullanıldığını göstermek amacıyla dikkatle düzenlenmiş bir sunudur (Bülbül, 1991, s. 199). Bu tekniğin sözlü anlatım, resimler, şekiller ve sorularla desteklenerek daha da etkin hale getirilebilir. Özellikle beceri kazandırmada etkin bir tekniktir.
Gösteri tekniği "demostrasyon tekniği" olarak da adlandırılmaktadır. Öğretmen, bir eylem veya işlemin nasıl yapıldığını veya bir nesnenin nasıl kullanıldığını öğrencilere göstermek suretiyle açıklar. Ancak, öğrencilerin de gösterimi yapılan nesne veya işlem hakkında ön bilgiye sahip olmasında yarar görülmektedir. Bu teknik kulağa ve göze hitap ettiğinden, öğrenmenin kalıcılığı artar.
Gösteri tekniğinin bazı üstün yönleri şu şekilde sıralanmaktadır (Bülbül, 1991, s. 199);
1. Eylem veya işlem, yazılı ve sözlü anlarından daha iyi açıklanabilir,
2. ilgi çekebilir, açıklık ve kolay anlaşılma sağlayabilir,
3. Öğrencilere uygulama fırsatı verme olanağını sağlar,
4. Öğrencilerde istenilen davranışın kazanılıp kazanılmadığı anında görülebilir.
Bu tekniğin her yerde uygulanmasının olanaklı olmaması; fazla zaman alması; öğrencilerin hepsinin aynı fırsata sahip olmaması ve öğrencilerde olumsuz tepki geliştirmesi, bu tekniğin olumsuz yanlarıdır.
Gösteri tekniği ile etkin bir öğrenmeyi sağlayabilmek ve istenilen davranış değişikliğini gerçekleştirebilmek için, şunlar gözönünde bulundurulmalıdır (Aytar, 1967, s. 5):
1. Gerçek eşya ve varlık gösterilmeli,
2. Konu ile ilgili yerlere gezi düzenlenmeli,
3. ilgili film, slayt, model, resim ve haritalarda yararlanılmalıdır.
Örnekolay Tekniği
Bir öğretim tekniği olan Örnekolay; bir olayın yazılı veya sözlü anlatılarak, bir film göstererek konu ile ilgili öğrencilerin çözümleme, öneri ve düşüncelerini ortaya koyma tekniğidir. Burada temel amaç, örnek olayın çözümlemesinin öğrenciler tarafından yapılmasıdır. Bu durum, öğrencilere, olaylara geniş boyutlu yaklaşma ve insanları bu yaklaşım içerisinde değerlendirme görüşünü kavratır.
Örnekolay tekniği, şu amaçlan gerçekleştirmeye dayalıdır (Geray, 1978, s. 86):
1. Bir olayla veya durumla ilgili sorunlar hakkında farklı görüşleri ortaya koymak,
2. Sorunlara çözüm yolu aramaya yardımcı olmak,
3. Bir olay, durum veya düşüncenin farklı açılardan yorumlanabileceğini göstermek,
4. Katılanların çözümleme yeteneğinin geliştirilmesine yardımcı olmaktır.
Kullanıldığı Durumlar: Örnekolay tekniğinin kullanıldığı durumlar, şöyle sıralanabilir (Bülbül, 1991, s. 201):
1. Konunun davranış biçimlerine dayalı olması,
2. Bir kararın çözümlenmesi, incelenmesi, değerlendirilmesinin istenilmesi,
3. Grubun küçük ve katılımcıların olayı inceleyebilecek düzeyde olması,
4. Eğitim kurumu politikasının bu tekniğin kullanılmasına elverişli olması ve personelin eleştirilere açık olması.
Örnekolay Tekniğinin Yararları: Örnekolay tekniği, katılanların birbirlerinin deneyimlerinden yararlanması; öğrencilerde sorun çözme yeterliğini geliştirmesi; olayın incelenmesi sonucunda geliştirilen ilkelerin öğrencilerde davranış değişikliğini sağlaması; öğrencilere, grup içerisinde tartışma, konuşma ve karşı görüşe saygı duyma yeterliği kazandırması gibi yararlar sağlamaktadır.
Diğer taraftan, bu tekniğin; her konu ile ilgili örnek olay bulmanın güçlüğü, olayı rapor haline getirmenin ve sunmanın uzun zaman alması, uygulama amaçlarından sapma gibi olumsuz yönleri ve güçlükleri bulunmaktadır (Bülbül, 1991, s. 203).
Halk eğitimi etkinliklerinde kullanılan diğer tekniker ise şunlardır:
SEMPOZYUM: Katılanların ortaklaşa ilgi duyduğu bir konuda, yetkililerin, uzmanların değişik görüşlerini sunması amacıyla düzenlenen ve 2-5 kişiden oluşan bir etkinliktir. Katılımcılar, sunulan konularda derinlemesine bilgi edinir ancak; pasif olduklarından öğrenme, istenilen ölçüde kalıcı olamaz.
AÇIK OTURUM (PANEL): Henüz bir çözüme ulaşmamış ve çok sayıda görüş, davranış, değer yargısını içeren bir konuda, 3- 6 kişinin gayriresmi bir ortam içerisinde konunun tartışılması amacına dayanır.
FORUM: Bir başkanın yönetiminde, katılımcılar arasında yapılan 15-60 dakikalık bir tartışma niteliğindeki toplantılardır. Dinleyiciler, tartışmaya katıldıklarından daha dikkatlice izlerler. Dinleyicilerin konu üzerinde fikir yürütmeleri ve tartışmalara katılmaları temel ilkedir.

Kitle İletişim Araçları Ve Halk Eğitimi

Kitle iletişim araçları, halk eğitiminde önemli bir role sahiptir. Özellikle ekonomik kaynakların sınırlılığı nedeniyle, toplumun her kesiminin eğitim sunusundan yararlanması, istenilen ölçüde olanaklı olamamaktadır. Ayrıca, ulaşım, nüfus ve coğrafi koşullar da eğitimin yeterli ölçüde sağlanmasını engelleyen etmenler arasında yer almaktadır.
Bu bağlamda, toplumun belli konularda aydınlatılmasında ve eğitsel yayınlarla bilgi sahibi olmasında kitle iletişim araçlarının önemi gözardı edilemez.
Kitle iletişim araçlarının toplumdaki belli başlı görevleri şu şekilde sıralanabilir (Geray, 1978, s. 94):

1. Habercilik; Dünyada ve ülkedeki gelişmeleri en hızlı ve en doğru bir biçimde topluma aktarmak kitle iletişim araçlarının ana görevleridir. Ancak, bunlar, yansız ve gerçekçi biçimde ulaştırıldığı ölçüde, eğitici bir nitelik taşıyabilir.
2. Kamuoyu Oluşturma; Toplumu ilgilendiren konularda, değişik siyasal ve bilimsel görüşlerin serbestçe ortaya atılıp tartışılması, demokratik yönetimde önemli bir etken olan kamuoyu oluşturulmasına yol açar. Toplumun büyük bir bölümünü etkileyen gelişmeler karşısında kamuoyu baskısı yaratmak veya ileride olumsuz sonuçlar doğuracak konularda kamuoyunun aydınlatılması, toplumda oto-kontrolü sağlar. Bu ise yöneten ve yönetilenlerin birbirlerinin eylem ve işlemlerini daha iyi denetlemesine olanak sağlar.
3. Siyasal Sürece Katılma ve Denetleme; Toplumu belli konularda bilgili kılmak, toplumun o konuda söz sahibi olması demektir. Yani, toplumu etkileyen bir gelişme hakkında bilgisi olan bir birey, grup veya topluluğun, o konuyu denetlemesi ölçüde kolay olabilmektedir.
Toplum, yönetimin uygulamaları hakkında ne derecede bilgi sahibi olursa, o derecede uygulamayı denetleme yetkisine sahip olur. Bu bir anlamda siyasal veya demokratik katılımı da beraberinde getirir.
4. Eğitim; Kitle iletişim araçlarının, toplumsal sorunların çözümlenmesi, gereksinimlerin karşılaması için, gerekli olan ve örgün eğitim yoluyla elde edilemeyen veya elde etme olanağı bulunamayan bilgi ve becerinin kazanılmasındaki etkisi büyüktür. Özellikle bireylerin gereksinme duydukları konularda bilgi, beceri ve davranışları kazanması, temel hak ve sorumluluklarını öğrenmesi, kitle iletişim araçlarının en önemli görevlerini oluşturmaktadır.
5. Ulusal Bütünlüğün Sağlanması; Yeterli eğitim hizmeti götürülemeyen bölgelerdeki bireylerin, kitle iletişim araçlarıyla aydınlatılması, ulusal bütünlüğün sağlanmasında önemli rol oynamaktadır. Ulusal kültürün ve değerlerin geniş kitlelere yaygınlaştırılması ve maledilmesi, kitlesel eğitimle gerçekleşir.
Kitle İletişim Araçlarıyla Yapılan Eğitimin Özellikleri
Günümüzde kitle iletişimi yoluyla eğitim yapılması, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak yoğun biçimde kullanılmaktadır. Ancak, bu kullanımda, topluluklar arasındaki farklar belirleyicidir. Geri kalmış ülkeler, eğitim sorunlarının çözümünde doğrudan bu araçlardan yararlanmayı hedef alırken, gelişmiş ülkeler, bu araçlardan eğitimde yararlanmayı, geleneksel eğitim yöntemlerine yardımcı olmak üzere yeğlemektedirler. Daha üst düzeyde eğitim amacı ile bu araçlar kullanılmaktadır.
Kitle iletişim araçları ile yapılan eğitimin özelliklerine kısaca değinmekte yarar vardır. Ancak, burada bir noktayı hatırlatmak gerekir: Bu araçlar içerisinde eğitimde en yoğun olarak kullanılan araçlar, kitle iletişimi yazılı olmayan araçlardır. Bunların başında da radyo ve televizyon ile sinema gelmektedir. Bu bağlamda, özelliklere değinirken, bu özelliklerin bir bölümünün elektronik ve görüntülü araçlarla yapılan kitle iletişimi için olduğunu da belirtmek gerekir (Aziz, 1987, s. 72).
1. Kitle iletişim araçlarıyla "yapılan iletişim aynı anda çok geniş kitleye yapılır. Bu iletişimden belirli asgari koşullan yerine getiren herkes yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, yerleşim farklılığı, ırk, dil, din farklılığı gözetilmeksizin yararlanabilir.
2. Bu özelliğin doğal bir sonucu olarak da, eğitimdeki çeşitli eşitsizlikleri ortadan kaldırabilir. Bu eşitsizliklere örnek olarak cinsiyet, bölgelerarası farklılık, köy-kent, uzman, araç-gereç, ulaşım gibi eğitimi olumsuz yönde etkileyebilecek koşullan ortadan kaldırabilir.
3. Bu tür eğitim, geleneksel eğitime göre daha günceldir. Yaşanılan dünyayı, sorunları ortaya koyar, tutucu değildir.
4. Eğitimde önemli bir teknik olarak verilenin örneklerle gösterilmesi, bu araçlarla ve özellikle görüntüye dayanan televizyon, video ve film yöntemi ile çok sayıda verilebilir ve bu da eğitimin daha etkili ve akılda kalıcı olmasını sağlar.
5. Geleneksel eğitimdeki öğretmen öğesi olmadığından "öğretmen-öğrenci psikolojisi" yoktur. Birey tüm olarak doğrudan bu araçlarla karşı karşıyadır.
6. Bu araçlardan yararlanma geleneksel eğitimde olduğu gibi sürekli bir yerde bulunmayı gerektirmez. Az bir çaba ve harcama ile bu tür eğitimden yararlanma olanağı vardır. Bu daha çok radyo ve televizyon ile yapılacak eğitim için geçerlidir.
7. Kitle iletişim araçları ile yapılan eğitim tek yönlüdür. Anında iletinin alınıp alınmadığı, alındı ise öğrenilip öğrenilmediği anlaşılmaz. Geriye bildirim burada hemen görülmez. Bunun için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Ancak, yüz yüze iletişimde olduğu gibi hemen ölçülmez, tepki alınmaz.
8. Bu yolla gelen iletişimler, bireyde öğrenme istek ve güdüsü yaratır. Bireyin o günkü yaşamında gereksinme duymadığı, çağdaş toplumun bireyi olmasından dolayı gerekli olan bilginin öğrenilmesi ya da bir yeteneğinin geliştirilmesi söz konusu olabilir. Oysa ki geleneksel yöntemle eğitimde bu oldukça sınırlıdır ve bireysel düzeyde dar sınırda kalır.
9. Kitle iletişimi yolu ile yapılan eğitimin sınırlılığı, geleneksel eğitim gibi tüm duyu organlarına yönelik bir öğrenmeyi içermemesidir. Yalnız görsel araçların kullanımı ya da yalnızca işitsel araçların veya yazılı araçların kullanımı ile yapılan eğitimde bir takım eksikliklerin olacağı, dolayısıyla eksikliği gidermek gerektiği açıktır.
Halk eğitiminde önemli role sahip olan kitle iletişim araçlarından bazılarını oluşturan radyo ve televizyon, basılı yayın, sinema, tiyatronun halk eğitimindeki rolünü kısaca açıklamakta yarar görülmektedir.

Türkiye'de Halk Eğitimin Gelişimi

Bir ülkenin eğitim sistemini ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel yapısından soyutlamak olası değildir. Bugünkü eğitim sistemimiz, bir yandan tarihi gelişim süreci içerisindeki değişkenlerin, bir yandan da toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasi yapılarla ilgili değişkenlerin bir sonucudur. Halk eğitimi etkinliklerinin tarihsel gelişimi örgün eğitime paralel bir gelişme göstermiştir.
Türkiye'deki halk eğitimin tarihsel gelişimi, cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrası olmak üzere iki ana başlık altında ele almadan önce ülkemizde halk eğitimi gerektiren nedenleri açıklamakta yarar vardır.
Türkiye'de Halk Eğitimi Gerektiren Nedenler
Türkiye'de halk eğitimin gerekliliğini ortaya koyan koşullan ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmelerden soyutlamak olası değildir. Ancak, örgün eğitim kurumlarının bu gelişmelere uygun olarak bireylerin eğitim gereksinmelerini tek başına karşılaması olanaklı olmadığı gibi, bu örgün eğitimin ilkelerine ve yapılanmasına da ters düşmektedir.
Türkiye'de halk eğitimin gerekliliğini ortaya koyan koşullar şunlardır (MEB, 1992, s. 61-62):
1. Nüfusun %41'ini meydana getiren küçük köy toplumları, ekonomik ve sosyal yönlerden yeterince gelişmemişlerdir. Bu toplumlar ilerlemek ve durumlarını iyileştirmek için gereken bilgi ve beceriden yoksundur.
2. 1985-1990 nüfus sayımlarına göre 6 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusun %22.5'i okuma-yazma bilmemektedir. Bunların çoğu zorunlu öğretim çağı sınırının dışında kalmaktadır.
3. Bir bölüm yurttaşlarımızın yalnız okuma-yazma bilmelerine karşın, bir mesleki ve teknik öğretimden geçmemişlerdir. Bunların deli''' gişen ve gelişen yaşam koşullarına kolayca uyum sağlamalarını olanaklı kılacak bir eğitim sistemine gereksinme vardır.
4. İnsana yaşamı boyunca gerekli bütün bilgi, beceri ve alışkanlıkların okul yıllarında ve yalnız okul eğitimiyle kazandırılması olanaklı değildir. Birey ve topluluklara, gerekli bilgi ve becerilerin iş içinde, gereksinme duyuldukça, sürekli olarak verilmesi daha etkin ve verimli bir yoldur.
5. Yaşamda geçerli bütün sanat ve mesleklerin ayrı birer okulu yoktur ve bunlar için mutlaka okul açmak gerekmez. Ancak, bütün iş ve sanatlarda çalışacak insanlara ve bunların yetiştirilmesine gereksinme vardır.
6. Küçük toplum birimleri, bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından izleyememektedir. Buralara henüz modern teknolojinin gerektirdiği örgütlenme ve iş bölümü girememiştir. Halk geri ve ilkel yöntemlerle çalışmaktadır. Halk sağlığını koruyacak ve ulusal gücü sağlam tutacak önlemler yeterince alınamamıştır. Her yeni doğan çocuğun %0.120'si aynı yıl içinde ölmekte, nüfusun yaklaşık %3'ü sürekli hastalıklardan rahatsız bulunmaktadır. Beslenme şekli bozuk, sağlık bilgileri yetersizdir.
7. Halkımız genellikle kadercilik anlayışına göre yaşamını sürdürmektedir. Çeşitli olaylar onlarda güvensizlik uyandırmıştır, şüpheciliği geliştirmiştir. Halkı DÖŞ ve yanlış inançlardan kurtarmak, toplumun doğru düşünme ve iyiyi, güzeli bulma, ayırma yeteneklerini beslemek ve geliştirmek gerekmektedir.
8. Bütün vatandaşlar güzel sanatlardan, spor etkinliklerinden ve eğitsel eğlencelerden gereği gibi yararlanamamaktadır.
9. Vatandaşlar toplumsal sorunlardan çok, kişisel mesleklere yönelmekte, kendi aralarında ve devletle sıkı bir işbirliği yapmamakta ve toplumsal dayanışmayı geliştirememektedir.
10. Devlet kavramını, hukuk düzenini, Atatürk devrimlerini ve demokratik yönetimin ana ilkelerini vatandaşlara anlatmak, benimsetmek, ulusal birlik ve dayanışmayı güçlendirmek, bireyleri birbirlerine saygılı hoşgörülü bir düzeye ulaştırmak zorunludur.
11. Toplumun yapısını ve değer yargılarını kalkınma amaçlarına uygun bir ortam yaratacak şekilde yönlendirmek, özellikle köy ve kasabalarda yaşayan bireyleri; kendi güçleriyle devletin olanaklarını birleştirmek suretiyle sorunlarına çözüm yolu bulabilen ve kendi kendilerine karar verebilen insanlar haline getirmek gerekir.
CUMHURİYET ÖNCESİNDE HALK EĞİTİMİ
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Medreseler ile Fatih zamanında kurulan Enderun Okulları en eski örgün eğitim kurumlan olmakla birlikte, halk eğitimi alanında sınırlı da olsa etkinlik göstermişlerdir. Bunların yanısıra esnaf kuruluşları, ordu ve gönüllü kuruluşlar tarafından bugünkü anlamda olmamakla birlikte yetişkinlere yönelik eğitim verilmekteydi. Cumhuriyet öncesinde halk eğitimi etkinliklerini yürüten kurum ve kuruluşlar aşağıda kısaca açıklanmıştır.
Medreseler
Medreseler, Selçuklu döneminden başlayarak toplumun gereksinimi olan öğretmen, kadı, imam, tıp doktoru, matematikçi ve din bilgini (ulema) yetiştiren, ilköğretimden yükseköğretime kadar kademeli eğitim veren dini temele dayalı örgün eğitim kurumları özelliğine sahipti. Ders programlarında, dini bilgiler yanında; dilbilgisi, mantık, matematik, metafizik, astronomi, tıp ve diğer konuları yer verilmiştir. Medreselere bağlı olan kitaplıklar, bakımevleri, hastaneler halka yönelmiş birer eğitim ve yardım kurumu işlevini görmüştür.
Enderun Okulları
Enderun (Saray) okulları 1455 yılında yönetici ve devlet adamı yetiştirmek amacıyla Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulmuştur. Dünyada kamu yönetimi alanında eğitim veren ilk kuruluş olan Enderun okullarının bir özelliği de dini temele dayalı olmamasıdır.
Ahilik
Bir esnaf kuruluşu olan ahilik örgütü 13. ve 18. yy arasında etkin bir rol oynamıştır. Ahilik Anadolu esnafı arasında dayanışmayı, birliği kardeşliği geliştirmede öncülük rolünü üstlenmiştir. Toplumsal kurumlar halinde etkinlik gösteren ahilik örgütü, Ahi adını verdikleri başkanlarının yönetiminde zorbaları yok etmek, yabancılara, gezgin ve konuklara ziyafetler verme ve toplumsal yardımlar da bulunma işlevlerini gerçekleştirmiştir.
Loncalar
18. yy'dan itibaren Ahilik örgütünün yerini alan loncalar, esnaf arasında birlik ve dayanışmayı sağlama işlevleri yanında, ticaret ahlakını koruyan, çırak, kalfa, usta yetiştiren, onlara işyeri açan bir eğitim kuruluşu kimliğini de kazanmıştır.
Ordu
Selçuklulardan itibaren ordu; gençleri, Acemi Oğlan Ocakları'nda yetiştiren bir kurum olarak da çalışmış ve Osmanlılar döneminde Acemi Oğlan Ocakları'ndan seçilen gençler Enderun okullarına aday gösterilmiştir.
Düzenli İlk Halk Eğitimi Etkinlikleri
Cumhuriyet öncesinde düzenli ilk halk eğitim etkinlikleri 19.yy'ın ikinci yarısında yapılmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler şu şekilde özetlenebilir.
Üniversitelerde Serbest Dersler
Türkiye'de ilk resmi halk eğitimi etkinlikleri üniversitelerce başlatılmıştır. 1862'de Üniversitelerde fizik, kimya, genel tarih ve diğer konularda halka açık dersler verilmeye başlanmıştır. Dersler, bilim adamları ve yüksek dereceli kamu görevlileri ile eğitimciler tarafından verilmiştir. "Kimyahane" ve "Numunehane" adlı konularda sabahlan halka açık olarak verilen bu dersler yoluyla halk bilinçlendirilmeye çalışılmıştır.
Gönüllük Derneklerin Çalışmalırı;
Bu dönemde çok sayıda gönüllü kuruluş çeşitli eğitsel etkinliklerde bulunmuştur. Bu gönüllü kuruluşlar şunlardır:
İslam öğretim derneği (1864): Halkı okutmak toplumsal yönden geliştirmek amacıyla aydınlar tarafından kurulmuş olan çıraklık okulu, esnaf çocukları ile çevre halkına okuma-yazmaya, aritmetik, din bilgisi öğreten ve mesleki beceri kazandıran bir halk eğtimi kurumu olarak hizmet vermiştir. 1874 yılına kadar okulda yılda 500-600 kişi yararlanmıştır. Darul Şafaka'da aynı dernek tarafından kurulan ve bugüne kadar varlığını sürdüren tek kurumdur.Çıraklık okulu 1908 de Darul Şafaka mezunları derneğince tekrar açılmış ve 1928 de bu görevi devletin yüklenmesi ile kapanmıştır.
Osmanlı bilim derneği (1860) Beşiktaş Bilim Derneği(1868) ittilaf ve Teraki Fıkrası (19l0), Türk Ocağı (1911) :Bu dönemde gece kursları konferanslar ve toplantılar yoluyla halk eğitimi alanında etkili görevler gerçekleştirilmiştir. Bu kurslarda Kur'an hesap,okuma yazma,muhasebe,tarih ,çoğrafya,konularında derslar verilmiştir. türk ocakları Osmanlı İmparatorluğundaki çeşitli etkin gruplar arasında milliyetçilik hareketler başladığı bir dönemde imparatorluğun kurucusu ve yöneticisi olan türkler arasında türklük bilincini geliştirme yayma görevini yerine getirmeye çalışmıştır.
Ethem Nejat'ın Broşürü (1911)
İzmir Öğretmen okulu müdürü Ethem Nejat' ın halk eğitimine ilişkin önerilerin açıklandığı broşürde şu görüşlere yer verilmektedir. "Halkın eğitimi ile çocuğun eğitim arasında bir ilişkinin bulunduğu belirterek, halkın cahil ve kültürsüz olması, boş inançlara bağlı bulunması nedeniyle çocuğun iyi yetişmesinde olağanüstü ilerleme için uygun bir çevrenin yaratılmayacağı" görüşü ileri sürülmüştür. Bu ilişki II.Dünya savaşından sonra da avrupa da araştırma konusu olmuş eğitimde olanak ve fırsat eşitliğinin sağlanmasında bugün de üzerinde durulan bir konudur. (Bülbül, 1991 s.227).
Günümüzde ana- babanın aydınlatılması yoluyla çocuğun okuldaki başarısını artırmak, önemli yaklaşımlardan burusudur. Ethem Nejat, halkı aydınlatmak için düzenlenecek halk eğitimi etkinliklerini şu şekilde sıralamaktır. (1978,s258):
1. İlköğretim müfettişlerine konferanslar verdirmek,
2. Sinamadan yararlanmak,
3. Gezici halk okulları açmak,
4. Çeşitli eğitsel ve sosal etkinlikler düzenlemek.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE HALK EĞİTİMİ
Eğitimin toplumsal kalkınmadaki öncü rolünü üstlenmesi için, Cumhuriyetin kuruluşundan hemen sonra Milli Eğitim Bakanı İsmail Safa, 1923 tarihinde 7971 / 3655 sayılı bir Genelge yayınlanmıştır. Genelgede "Yurdun her köşesinin cehalet ve irfansızlığın acısı altında ezildiği; halk ile okullar ve öğretmenler arasında yakın ilişkiler kurulması;eğitimin her yaştaki ve sınıftaki halkın gereksinmesi durumuna getirilmesi; toplumsal, ekonomik ve ulusal sorunlar konusunda öğretmen ve halktan ortak kurullar oluşturularak çalışmaların sürekli izlenmesi ve yerel yayınlara önem verilmesi" "elirtiliyordu. Bu genelge halk eğitimi etkinliklerinin başlatılmasında önemli bir role sahiptir.
3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Eğitim Birliği Kanunu (Tevid-i Tedrisat) ile Türk Eğitim sistemi laik ve bütünsel bir yapıya kavuşturulmuştur. Bu kanun ile eğitim sistemi dağınık bir yapıdan kurtarılarak Milli bir özellik kazandırılmıştır.
25 Mart 1926 da çıkarılan 789 sayılı Milli Eğitim Bakanlığı örgüt kanununda İlköğretim çağını geçmiş ve hiç öğretim görmemiş olan bireylerin işe alan kuruluşların bunlara İlköğretimde vermeye zorunlu oldukları belirtilmiştir. Özel kuruluşlarda halk eğitimiyle ilgilenmek zorunda bırakılmışlardır.
Cumhuriyet döneminde halk eğitim alanındaki tarihsel gelişme şöyle özetlenebilir.
Halk Eğitimi Şubesi (1926)
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ilk halk eğitim birimi 1926 da "Halk Terbiyesi Şubesi" adıyla İlköğretim Genel Müdürlüğünde Talim ve Terbiye dairesine bağlı olarak kurulmuştur. Bu şube daha sonradan kapatılmış, ancak 1952'de Yükseköğretim Genel Müdürlüğüne bağlanmıştır. Ardından tekrar ilköğretim Genel Müdürlüğü birimi olarak hizmet vermiştir. 1960 yılında ise genel müdürlük haline getirilmiştir.
Halk Derslikleri (1927)
1927de Halk Derslikleri ve Halk Konferansları için çıkarılan yönetmelik, çeşitli nedenlerle hiç okuyamamış veya istediği öğretim derecesine erişememiş olanları, bir Cumhuriyet vatandaşının bilmesi gereken temel yurttaşlık bilgileriyle donatmak, ulusal kültür ve bilinci güçlendirmek görevini bu dersliklere yüklüyordu.
Millet Mektepleri (1928)
1928 yılında yeni harflerin kabul edilmesiyle Atatürk'ün önderliğinde Millet Mektepleri açılmıştır. Bu konuda çıkarılan yönetmeliğe göre; köylerde 12-45, kentlerde 16-45 yaşları arasındaki herkesin okuma yazma belgesi alması zorunlu kılınmıştır. Bu okullar gezici ve durağandı. Okulu olmayan yerlere gezici millet mektepleri gönderilmiştir. Bu okullar iki tür derslikten oluşmuştur. A Dersliklerinde, yanlızca yeni harflerle okuma-yazma öğretimi; B Dersliklerinde ise okuma, yazma, hesap, sağlık bilgileri ile yurttaşlık eğitimi verilmiştir. Bu süre 4 aydan oluşmuştur. 1928-65 yılları arasında yaklaşık 2 milyon kişi bu dersliklere devam etmiştir.
Halk Okuma Odaları (1930)
Yurttaşların öğrendiklerini unutmamaları, okuma alışkanlığı kazanmaları amacıyla 1930 yılında Halk Okuma Odaları açılmıştır. Bu Odalardan önceleri yalnızca Millet Mekteplerine gidemeyenlerin yararlanmaları öngörülmüşse de sonradan herkese açık tutulmuştur. Bu dönem oda sayısı 1936'da 500'e ulaşmıştır.
Halkevleri (1932)
Devrimleri yaymak ve kökleştirmek halkı toplumsal ve kültürel açıdan geliştirmek amacıyla 1932 yılında Halkevleri kurulmuştur. Halkevleri, halk dershaneleri, kurslar, kitaplıklar, yayım, köycülük, dil ve yazım, tarih, müzik, sosyal yardım, spor ve güzel sanatlar konularında etkinlik göstermişlerdir. 1933 yılında yürürlüğe giren 2287 Sayılı Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Örgütü ve Görevleri ile ilgili Kanunla Halkevlerinin yürüttüğü etkinlikler İlköğretim Genel Müdürlüğüne devredilmiştir.
Köy Eğitmen Kursları (1936) ve Köy Enstitüleri (1940)
Köy eğitmen ve öğretmenlerine okuldaki görevlerinin yanısıra, halkı eğitmek ve yetiştirmek görevi de verilmiştir.
Köyü, köy kökenli önderlerin öncülüğünde kalkındırmaya yönelen Köy Enstitüleri, halk eğitimi alanında da etkili olmuştur. Öğretmen, köy halkının mutluluğunu artırmak, mutsuzluğunu gidermek için önlemler almakla görevli kılınmıştır.
Köylerin ortaklaşa tarım araçlan ve taşıtlarını edinmelerine, her türlü kooperatif kurup işletmelerine önderlik etmesi öngörülmüştür. Öğretmen, salt okul içi çalışma yapmakla sınırlandırılmamış, aksine çevreye, yetişkinlere de yönelmekle görevlendirilmiştir. Köy Enstitüsü kökenli öğretmenler, köylerde halk eğitimi ve toplum kalkınması alanında önemli çalışmalarda bulunmuşlardır.

Halk Eğitimin Hukuki Dayanakları

Türkiye'de halk eğitimin hukuki dayanaklarını; 1928 yılında çıkarılan 1353 Sayılı "Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkındaki Kanun" ile 1961 yılında çıkarılan 222 Sayılı "İlköğretim ve Eğitim Kanunu" ve 1973 yılında yürürlüğe giren 1739 Sayılı "Milli Eğitim Temel Kanunu" oluşturmaktadır. 1353 Sayılı Kanunun kabul edilmesiyle özellikle genç ve yetişkinlere okuma-yazma öğretmek için bu kanun çerçevesinde çeşitli kamu ve gönüllü kuruluşlar halk eğitimi etkinliğinde bulunmuştur. Ancak, halk eğitimi alanında önemli sayılabilecek yasal gelişme, bugünkü örgütsel yapının temelini oluşturan 1960 yılında Halk Terbiyesi Şubesi'nin Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğüne dönüştürülmesiyle olmuştur.
1982 Anayasası'nın başlangıç bölümünde "... Her Türk vatandaşının bu Anayasa'daki temel hak ve hürriyetlerinden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu" yer almaktadır. Örgün eğitimden yararlanamayan bireylerin kültürel değerlerini geliştirebilmesi, çağdaş uygarlığın gereği olan değerleri edinebilmesi, halk eğitimi yoluyla olanaklıdır. Bireylerin bu .anayasal haklarından yararlanma dereceleri, örgün ve halk eğitimi yoluyla bu konuda düzenlenecek olan eğitsel etkinliklere bağlıdır.
Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin niteliği başlığı altındaki 12. maddesinde 'Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da içerir" hükmü yer almaktadır. Yine, kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı başlıklı 17. maddesinde de "Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığım koruma hakkına sahiptir" denilmektedir. Ayrıca, bilim ve sanat hürriyetini taşıyan 27. maddesinde "Herkes bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma yapma hakkına sahiptir" hükmü içinde halk eğitimi etkinlikleri de yatmaktadır.
Anayasa'nın eğitim-öğretim etkinliklerinin düzenlenmesine ilişkin 42. maddesinde ise "Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla saptanır ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve eğitim ilkelerine göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu ilkelere aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz... Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim ve öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili etkinlikler yürütülür. Bu etkinlikler her ne suretle olursa olsun engellenemez." denilerek halkın örgün ve yaygın eğitimden yeterince yararlanması güvence altına alınmıştır.
222 Sayılı ilköğretim ve Eğitim Kanununun 13. maddesinin 2. paragrafında "...tamamlayıcı sınıflarda ve kurslarda ilköğretim çağı dışına çıkmış olup da üst dereceli öğrenim kurumlarına gidememiş olan yurttaşlardan genel bilgilerini artırmak ve kendilerini daha iyi bir iş ve öğrenim unsuru olarak yükseltmeleri amacıyla öğretim yapılır. Bu kurslar, gerçek ve tüzel kişilerle, belediyeler, özel idareler ve Devlet tarafından açılabilir." ifadesiyle örgün eğitimden yeterince yararlanamayan ve örgün eğitim çağı dışına çıkmış olan bireylere halk eğitimi yoluyla yükseltimci eğitim verilerek, eğitimde eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesi amaç edinilmiştir. Özellikle ilkokul diploması vermeye yönelik kurslar ile üst öğretim kurumlarına hazırlık kursları bu amacı gerçekleştirmeye dayalıdır.
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 40. maddesinde yaygın eğitimin özel amacının, "milli eğitimin genel amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak, örgün eğitim sistemine hiç girmemiş veya herhangi bir kademesinde bulunan veya bu kademeden çıkmış vatandaşlara örgün eğitimin yanında veya dışında okuma-yazma öğretmek, mesleki bilgi ve beceri kazandırmak sosyal ve kültürel ekinlikler düzenlemek, ekonominin gereksinme duyduğu işgücünü yetiştirmek" olarak ifade edilmektedir. Ayrıca, yaygın eğitimin alt amaçlarına yer verilmektedir.
Yine aynı kanunun 41. maddesinde "Yaygın eğitim, örgün eğitim ile birbirini tamamlayacak, gereğinde aynı nitelikleri kazandırabilecek ve birbirinin her türlü olanaklarından yararlanacak biçimde bir bütünlük içinde düzenlenir" demlenerek, yaygın eğitimin örgün eğitimin tamamlayıcısı olduğu ve bunu için yaygın eğitim etkinliklerinde, örgün eğitim kurumlarının olanaklarından yararlanılmasının gereği vurgulanmaktadır. Ayrıca, 42. maddede "Genel, mesleki ve teknik eğitim alanında görev alan resmi, özel ve gönüllü kuruluşların çalışmaları arasındaki eşgüdüm Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanır. Mesleki ve teknik yaygın eğitim etkinliklerini yürüten Bakanlıklar ile özerk eğitim kurumları, resmi ve özel işletmeler arasında Milli Eğitim Bakanlığınca sağlanacak eşgüdüm ve işbirliğinin ilkeleri kanunla düzenlenir" ifadesiyle yaygın eğitim etkinliklerinde esas görev ile Bakanlıklar ve diğer kuruluşların yaygın eğitim etkinliklerinin eşgüdümünü sağlama Milli Eğitim Bakanlığına verilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığınca 27/07/1979 tarihinde "Yaygın Eğitim Kurumları Yönetmeliği" çıkarılmış, halk eğitimi ile ilgili düzenlemeler bu yönetmelikle kapsamlı olarak yapılmıştır.
Halk eğitim etkinlikleri konusunda gerek Anayasa'da gerekse yasalarda önemli hükümler bulunmasına karşın, uygulamada bunların gereği yeterince yerine getirilememektedir. Örgün eğitimde olduğu gibi halk eğitimi etkinliklerinde de bir plansızlık ve programsızlık söz konusudur. Özellikle kurumlar arasında bir eşgüdümsüzlük olup, yerel bölgelerin ekonomik ve toplumsal kalkınmasında etkin rol oynayacak eğitsel etkinliklere ağırlık verilememektedir.
Eğitim Şuralarında Halk Eğitimi
Türkiye'de halk eğitimi ilk defa şura niteliğindeki Heyet-i İlmiye toplantılarında ele alınmıştır. 1939 yılında toplanan I. Milli Eğitim Şurasında; halk eğitimine değinilerek, fakültelerin Halkevleriyle yakın ilişki kurmaları ve Anadolu'da üniversite haftaları düzenlenerek yetişkinlerin eğitilmesine önem verilmesi önerilmiştir.
IV. Milli Eğitim Şurası (22-31 Ağustos 1949): Bu şurada, demokrasi eğitimi üzerinde durularak, halkın bu konuda okul dışında eğitilmesi gereği belirtilmiştir. Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Örgütünde halk eğitimi için bir birimin kurulması önerilmiştir. Tartışmalarda, Devletin bir halk eğitimi örgütünün olmadığı, halk eğitimi ile ilgilenen kuruluşların yaptığı çalışmaların sınırlı, programsız ve sistemsiz olduğu üzerinde durularak, bu konuda devletin gözetim ve denetiminde bir halk eğitimi örgütü kurulması istenmiştir.
VI. Milli Eğitim Şurası (18-23 Mart 1957): Halk eğitim ilk defa bu şurada ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Şurada, ülke çapında halk eğitim çalışmalarının amacı, ilkeleri, yöntem ye araçları; bunu yürütecek örgüt ve bu örgütte çalışacak personelin yetiştirilmesi konulan üzerinde durulmuştur.
VII. Milli Eğitim Şurası (5-15 Şubat 1962): Halk eğitimin ülke için önemi, amaçları, çalışma ilkeleri, araçları açıklanmış ve tanımı verilmiştir.
X. Milli Eğitim Şurası (23-26 Haziran 1981): Halk eğitimin örgün eğitimi tamamlayan bir sistem olarak geliştirilmesi görüşü benimsenmiştir.
XI. Milli Eğitim Şurası (8-11 Haziran 1982): Halk Eğitimi Merkezlerinde görevlendirilecek uzmanların ve diğer personelin sayılan, nitelikleri ve branşları üzerinde durulmuştur.
XII. Milli Eğitim Şurası (18-22 Temmuz 1988): Bu şurada halk eğitimi ile ilgili olarak aşağıdaki kararlar alınmıştır.
1. Örgün ve yaygın eğitim kurumlarının gece, hafta sonu ve yaz tatillerinde her türlü olanakları ile eğitim ve öğretim hizmetlerine açık tutulması,
2. Yaygın eğitimde gereksinme duyulan öğretmenlerin yetiştirilmesi için yeni programların açılması,
3. Halk Eğitimi Merkezlerindeki araç, gereç ve donanım gereksinimlerinin çağdaş teknolojiye uygun olarak yenilenmesi ve geliştirilmesi,
4. Kırsal kesim ve göçer ailelerin eğitimi için özel olarak yaygın eğitim programlarının hazırlanması.
XIII. Milli Eğitim Şurası (15-19 Ocak 1990): Cumhuriyet tarihinde ilk defa halk eğitimi ile ilgili konular geniş boyutta bu şurada ele alınmıştır. Şurada, yalnızca halk eğitimi konusu ele alınmıştır. Şurada halk eğitimi ile ilgili sorunlar tartışıldı ve ülkenin gereksinimlerine daha iyi yanıt verecek bir halk eğitimi sisteminin kurulmasına temel oluşturacak kararlar alınmıştır.
Bu şurada alınan kararlar şu şekilde özetlenebilir:
1. Üniversiteler ve diğer ilgili kurumlarla işbirliği yapılarak Milli Eğitim Terimleri Sözlüğünün hazırlanması,
2. Sosyal-kültürel programlarda demokrasi eğitimi, çevre ve doğayı koruma, katılımcı insan tipi yaratma konularına, ağırlık verilmesi,
3. Özel eğitime muhtaç kişilerin yaygın eğitim olanaklarından daha çok yararlanmalarını sağlayacak önlemleri almak,
4. Yaygın eğitimde alınan belgelerin örgün eğitimdeki denkliklerinin belirlenerek, iki sistem arasında yatay ve dikey geçişlerin sağlanması,
5. Kitle iletişim araçlarının yaygın eğitim hizmetlerinde daha etkin kullanımlarının özendirilmesi,
6. Bireylerin kendi kendilerine öğrenmelerini özendirici çevre düzenlemelerinin yapılması,
7. Kaynakların verimliliğini artırmak amacıyla eğitim için ilgili kurum ve kuruluşların olanaklarından ortaklaşa yararlanmayı sağlayacak düzenlemelerin yapılması,
8. Yaygın eğitimi her yönü ile düzenleyen bir Genel Yaygın Eğitim Kanunu çıkartılması,
9. Yaygın eğitim için bir teftiş ve değerlendirme sisteminin kurulması,
10. Kalkınmada öncelikli bölgelerin yaygın eğitim gereksinmelerinin karşılanmasına öncelik verilmesi,
11. Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünün bağlı kuruluş haline getirilmesi,
12. Meslek standartlarının belirlenmesi,
13. İşgücü gereksinmesinin bilimsel bir biçimde belirlenmesi,
14. Yaygın eğitime ayrılan kaynakların artırılması ve bu kaynakların etkin kullanımının sağlanması,
15. Küçük yerleşim birimlerinde eğitim odalarının yaptırılması,
16. Halk Eğitim Merkezlerinde görev alacak personelin niteliklerinin yükseltilmesi,
17. Kadrosuz usta öğretici olarak yaygın eğitim kurumlarında görev yapan personele ödenen ücretin günün şartlarına uygun hale getirilmesi,
18. Yaygın eğitimde sözleşmeli personel çalıştırılmasına olanak sağlanması,
19. Halk eğitimi Başkanlıklarında yaygın eğitim alanında yetiştirilmiş uzman personelin yetiştirilmesi.
Bu şurada alınan kararlar sonrasında, örgün ve yaygın eğitim arasında geçişler ilk olarak Lise Mezunlarına Meslek Edindirme (LlMME) Projesiyle sağlanmıştır. Örgün eğitimde karşılığı bulunan meslek alanlarında hazırlanan yaygın eğitim programlan tamamlayanlara ilgili bölümün meslek lisesi diploması verilmiştir, ilkokul düzeyinin üzerinde ilk defa yaygın eğitimde alman belgelerin diplomaya dönüştürülmesini sağlayan bu uygulama ile bireylerin eğitim düzeylerinin yükseltilmesinde yaygın eğitimin yükseltimci işlevi önem kazanmıştır.
Ancak, bu uygulama, ekonominin gereksinme duyduğu işgücünü sağlamadan çok, bireyleri bir meslek sahibi yaparak kendilerine iş olanakları yaratılması amacına dayanması gerekirken, amacından saptırılmıştır. Çünkü, bu kursa katılan bireylere başlangıçta istihdam sözü verilmiştir. Oysa ki Ülkemizde henüz mesleki ve teknik eğitim lisesi mezunlarının tam istihdamı sağlanamadığından, LİMME Projesine katılan bireylerin istihdamı gerçekleştirilememiştir ve gerçekleştirilmesi de olanaklı değildi. Daha sonraları genel .lise mezunlarına meslek edindirme projeleri amacından saptırılarak, keyfi uygulamalar ortaya çıkmıştır. Örneğin, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına .bağlı meslek liseleri kapatılarak, sağlık sektöründe gereksinme duyulan ara insan gücü gereksinimi 8 aylık meslek kurslarıyla sağlanmaya çalışılmıştır. 3 yıllık mesleki eğitimin bile yeterli olmadığının veya meslek lisesi programlarının gelişmelere ayak uyduramadığının tartışıldığı bir ortamda, 8 aylık bir eğitimle bu kursa katılanları yeterli görmek olanaklı değildir.
Bu nedenle, halk eğitiminin yükseltimci eğitim işlevi, yalnızca bireylerin eğitim düzeylerini yükseltmeyi ve ekonomik, toplumsal kalkınmanın gerektirdiği alanlarda mesleki bilgi ve beceri kazandırmaya .dayalı bir işleve sahip olmalıdır. Yoksa, ekonominin gereksinme duymadığı bir alanda istihdam yaratmak için yapılan bir eğitim değildir.

Kalkınma Planlarında Halk Eğitimi
Türkiye'de halk eğitiminin gelişmesi planlı kalkınma dönemine geçişle olmuştur. Çünkü, ilk defa halk eğitimi alanında geniş bir örgütlenmenin temeli bu yıllarda atılmıştır. Kalkınma planlarında halk eğitimi dönemlere göre şu şekilde yer almaktadır.
I. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1963-1968): Halk eğitimi tanımına ilk defa toplum kalkınması içerisinde yer verilerek, toplum kalkınmasının kitlelerin eğitilmesi yolunda önemli bir çaba olarak görülmüştür. Ayrıca bu planda, sanayide eğitimin daha iyi örgütlenmesi için, önlemler öngörülmüş, "Mesleki Eğitim Merkezleri"nin açılması önerilmiştir.
II. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1968-1972): Bu planda yetişkinler eğitimi "yaygın eğitim" başlığı altında ele alınmış ve "Kadınların Eğitimi" ve "Okuma-Yazma" öğretimine büyük önem verilmiş ve hedefler gösterilmiştir. Planlı dönemde 5 milyon kişiye okuma-yazma öğretilmesi, köy kadınlarına gezici kurslar ve diğer eğitim programlan ile hizmet götürülmesi hedeflenmişti. Ancak, bu dönemde yalnızca 133.565 kişiye okuma-yazma öğretilebilmiştir.
III. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1973-1977): Planda, pratik sanat, pratik sağlık, pratik tarım okullarının geliştirilmesi yaygın eğitimin iş öncesi ve iş başı eğitim sistemiyle geniş ölçüde uygulanması öngörülmüştür. Ayrıca, yaygın eğitim etkinliklerinde işbirliğini sağlamak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak ilgili Bakanlıkların temsil edileceği, katma bütçeli ve devlet, işveren katkılarına dayalı bir mesleki teknik yaygın eğitim sisteminin kurulması hedeflenmişse de bu gerçekleştirilememiştir.
IV. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1979-1983): Yaygın eğitimin örgün eğitimi tamamlayacak bir yaklaşımla ele alınmasının ve bu alandaki çalışmaların bir bütünlük içerisinde yürütülmesinin önemine değinilerek, iş analizlerine dayalı eğitim programlarının hazırlanması öngörülmüştür.
V. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1985-1989): Planda, hızlı bir yaygın eğitimin örgün eğitimle iç içe ele alınması ve bunun için sanayiinin ve iş çevrelerinin fiili katkısının sağlanmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Örgün eğitim kademesinde daha ileri gitmeyerek, hayata atılacak gençlere, örgün eğitim olanaklarından da yararlanılarak düzenlenecek yaygın eğitim programları yoluyla meslek kazandırma uygulamasının başlatılması amaçlanmıştır. Çeşitli alanlarda kalkınmanın gerektirdiği ara insan gücünün yetiştirilebilmesi için, teknisyen eğitimine uygun programların geliştirileceği ve teknisyen eğitimine hızla başlanılacağı belirtilmektedir.
Yaygın ve örgün eğitimde, ayrı eğitim kurumlan tarafından paralel ve içice programların uygulanacağı; piyasanın gerektirdiği yeni iş alanlarına göre eşit mesleki programlar uygulanarak, yaygın ve örgün eğitimde aynı düzeyde mezun olanlara eşdeğer "meslek sertifikalarının" verilmesi öngörülmüştür.
Ancak, teknisyen eğitiminde istenilen başarı sağlanamamıştır. Şunu unutmamak gerekir ki teknisyen düzeyinde ara insan gücü yetiştiren mesleki ve teknik eğitim liselerinden mezun olan bireylerin henüz tam istihdamı sağlanamamışken, halk eğitimi yoluyla teknisyen yetiştirmek, istihdam ve verimlilik açısından ülkeye ve bu bireylere istenilen yararı sağlaması olanaklı görülememektedir.
VI. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990-1994): Planda, yaygın eğitimin; uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesi, bilim ve teknolojideki yenilikler, iletişim olanaklarının artması, "bilgi toplumu" çağına girme eğilimleri, mesleklerin yapısındaki hızlı değişmeler, işgücü piyasasının ani isteklerinin ortaya çıkması gibi nedenlerle plan döneminde daha fazla önem kazanacağı vurgulanmaktadır. Bu nedenle, yaygın eğitime ayrılan kaynakların arttırılarak, çıraklık eğitimi ve yaygın eğitimin kamu ve özel kesim işbirliği içinde sürdürülmesinin sağlanacağı ve bu konuda gönüllü kuruluşlardan yararlanılacağı belirtilmektedir. Yaygın eğitimde önceliğin, istihdama yönelik beceri kazandırıcı eğitime verilmesi ve İş ve İşçi Bulma Kurumu ile işbirliği yapılarak beceri ve meslek kazandırıcı eğitimin içeriği ve olanaklarının genişletilmesi, bu konuda kamu ve özel istihdam kuruluşlarının hizmet vermelerinin özendirilmesi hedeflenmiştir.
Kalkınma Planlarında, halk eğitim etkinliklerinde öncelikle bireylere okuma-yazma öğretmek, temel bilgi ve beceriler ile istihdama yönelik mesleki bilgi ve beceri kazandırmak hedeflenmiştir. Ayrıca, son yıllarda örgün ve yaygın eğitim arasında bütünlüğü sağlamak için her iki eğitim arasında yatay ve dikey geçişlere olanak sağlayan bir programın uygulanması ön plana çıkmıştır. Bu suretle, yaygın eğitimde, ilköğretimden sonra ortaöğretim düzeyinde programlar uygulamaya konularak, örgün eğitimdeki ortaöğretime eşdeğer bir ortaöğretim belgesi verilmeye başlanmıştır.

Türkiye'de Halk Eğitimin Örgütsel Yapısı

Türkiye'de halk eğitimi etkinliklerinin düzenli bir yapıya kavuşturulması 29 Ağustos 1960 da Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Halk Eğitimi Genel Müdürlüğünün kurulması ile olmuştur. Söz konusu Genel Müdürlük 1964 yılında Köy işleri Bakanlığına bağlanmış, daha sonra 1967 yılında Milli Eğitim Bakanlığına iade edilerek Kültür Müsteşarlığına bağlanmıştır. 1971 yılında Kültür Bakanlığının kurulması sonucunda, Kültür Müsteşarlığının bu Bakanlığa devredilmeyle Halk
Eğitimi Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı Baş müsteşarlığına bağlanmıştır. Halk Eğitimi Genel Müdürlüğünün örgütsel yapısında değişiklik yapılarak 1977 yılında Mesleki ve Teknik Eğitim Öğretim Müsteşarlığına bağlı olarak Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü adı altında yeniden düzenlenmiştir. En son olarak 1983 yılında iki genel müdürlüğün birleştirilmesi ile Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü adını almıştır.

Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
1. Çıraklık Kanunu'na göre; Çıraklık Öğretim Merkezleri, Çıraklık Okulu ve Eğitim Merkezlerinde çırak, kalfa ve ustaların genel ve mesleki eğitimlerini sağlamak,
2. Örgün eğitim sistemine girmemiş, herhangi bir eğitim kademesinden ayrılmış veya bitirmiş vatandaşları yaygın eğitim yoluyla genel veya mesleki ve teknik öğretim alanlarında eğitmektir,

Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünün yaygın eğitimle ilgili özel amaçlan şu şekilde sıralanmaktadır:
1. Okuma-yazma öğretmek, eksik eğitimleri tamamlamak için sürekli eğitim olanakları sağlamak,
2. Çağımızın bilimsel, teknolojik, iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmelerine uymalarını sağlayıcı eğitim olanakları hazırlamak,
3. Ulusal kültür değerlerimizi koruyucu, geliştirici, tanıtıcı, benimsetici nitelikte eğitim yapmak,
4. Toplu yaşama, dayanışma, yardımlaşma birlikte çalışma ve örgütlenme anlayış ve alışkanlıklarını kazandırmak,
5. Toplumun iktisadi gücünün artması için, gerekli beslenme ve sağlıklı yaşama biçim ve yöntemlerini benimsetmek,
6. Boş zamanlan iyi bir biçimde değerlendirme ve kullanma alışkanlıklarını kazandırmak,
7. Kısa süreli ve kademeli eğitim uygulayarak ekonominin gelişmesi doğrultusunda ve istihdam politikasına uygun meslekleri edinmeyi sağlayıcı olanakları hazırlamak,
8. Çeşitli mesleklerde çalışmakta olanlara hizmet içinde ve mesleklerinde gelişmeleri için gerekli becerileri kazandırmaktır.

Milli Eğitim Bakanlığınca belirlenen yaygın eğitimin ilkeleri ise şöyle sıralamaktadır:
1. Herkese Açıklık: Herkesin yararlanmasına gerekli ortam ve olanağı sağlar.
2. Gereksinime Dönüklük: Bireysel ve toplumsal gereksinimlere uygun olarak yürütülür.
3. Süreklilik: Bireylerin yaşam boyu yararlanabilecekleri biçimde düzenlenir.
4. Bilimsellik: Her deney ve türdeki program ve uygulamalar, bilimsel araştırmalara dayalı olarak sürekli biçimde geliştirilir ve yenilenir.
5. Planlılık, Sunu-İstek: Kalkınma amaçlarına uygun olarak ve ürerim-eğitim-insangücü-istihdam ilişkileri dikkate alınarak, üretken yaygın eğitime ağırlık verecek biçimde planlanır.
6. Yenileme ve Gelişmeye Açıklık: Programlar, öğrenme-öğretme yöntemleri ile ders araç-gereçleri bilimsel ve teknolojik ilkelere yeniliklere, çevre ve ülke gereksinimlerine göre sürekli olarak geliştirilir.
7. Gönüllülük: Çalışmalarda birey ve toplumun isteyerek katılımı temel alınır.
8. Mali Destek: Amaçlan gerçekleştirmek üzere genel bütçe dışında yapılacak her türlü yardım ve bağışları alma, harcama
ve denetleme, halk eğitimi hizmet yapan dernek ve benzeri kuruluşlarca tüzüğe uygun olarak yapılır.
9. Her Yerde Eğitim: Amaçlar düzenli ve programlı olarak yalnız kamu kurumlan ve özel kuruluşlarda değil, aynı zamanda evde, çevrede, işyerinde, her yerde ve her fırsatta gerçekleştirilir.
10. Bütünlük: Örgün eğitim ile birbirlerini tamamlayarak ve destekleyerek, gerektiğinde aynı nitelikleri kazandırabilecek biçimde birbirlerinin her türlü olanaklarından yararlanabilecekleri bütünlük içinde düzenlenir.
11. Eşgüdüm: Aynı alanda hizmet yürüten çeşitli kamusal, özel ve gönüllü kuruluşlar arasında eşgüdüm ve işbirliği sağlanarak verimlilik artırılır.

Herkes İçin Eğitim Dünya Beyannamesi

Madde 1: Temel Öğrenme Gereksinmelerinin Karşılanması:
1. Her insan -çocuk, genç, yetişkin- kendi temel öğrenme gereksinmelerini o karşılamak üzere tasarlanmış eğitim olanaklarından yararlanabilmelidir. Bu gereksinmeler, hem temel öğrenme araçlarını (okuma-yazma, sözlü anlatım, rakamsal işlemler ve problem çözme gibi), hem de insanların varlıklarını sürdürmek, kapasitelerini sonuna kadar geliştirmek, onurlu bir biçimde yaşamak ve çalışmak, kalkınmaya her anlamda katılmak, yaşam standartlarını yükseltmek, bilgili kararlar vermek ve öğrenmeyi sürdürmek için gerek duydukları temel öğrenimin içeriğini (bilgi, beceri, değerler ve tavırlar gibi) kapsar. Temel öğrenme gereksinmelerinin kapsamı ve bunların nasıl karşılanacağı, ülkeden ülkeye, kültürden kültüre ve ister istemez de zaman içinde değişiklikler gösterir.
2. Bu gereksinmelerin karşılanması, her toplumda bireyleri güçlü kılar ve ayrıca bireylere kendi kolektif kültürel, dilsel ve düşünsel miraslarına saygı duyma ve onun üzerinde yapılanma, başkalarının eğitimini geliştirme, toplumsal adalet amacını gerçekleştirme, çevreyi koruma, ortaklaşa olarak kabul edilen insani değerlerin ve insan haklarının zedelenmemesi koşuluyla kendisininkinden farklı olan toplumsal, politik ve dini sistemlere karşı hoşgörülü olma ve birbirine bağımlı bir dünyada uluslararası barış ve dayanışma içinde çaba gösterme yönünde bir sorumluluk yükler.
3. Eğitim alanındaki gelişmenin diğer bir temel amacı da ortak kültürel ve ahlaki değerlerin aktarılması ve zenginleştirilmesidir. Birey ve toplum kimliğini ve kıymetini bu değerlerle kazanır.
4. Temel eğitim kendi içinde bir amaç olmaktan daha öte bir anlam taşımaktadır. Temel eğitim, ülkelerin daha ileri eğitim ve öğretim düzeylerini ve türlerini, sistemli bir biçimde oluşturacakları, yaşam boyu sürecek bir öğrenmenin ve insan gelişiminin temelidir.

Madde 2: Görüş Oluşturmak:
1. Herkesin temel öğrenme gereksinmelerine hizmet etmek, mevcut durumlarıyla temel eğitim vaatlerini yenilemekten daha fazlasını gerektirmektedir. Gerekli olan, yürürlükteki uygulamaların en iyisi üzerine inşa edilmekle birlikte, mevcut kaynak düzeylerini, kurumsal yapılan, müfredat ve
geleneksel hizmet sistemlerini aşan "genişletilmiş bir görüş" oluşturmaktır. Bugün, bilgi alanında kaydedilen ilerleme ile benzeri görülmemiş bir iletişim kapasitesi arasındaki yakınlaşmadan kaynaklanan yeni olanaklar söz konusudur. Bunları yaratıcı ve daha etkili kılma konusunda kararlı bir biçimde e/e almak durumundayız.
2. Madde 3-7 içinde açıklandığı gibi, genişletilmiş görüş şu noktaları kapsamaktadır:

3. İnsanın ilerlemesi ve güçlenmesine yönelik büyük bir gizilgücün gerçekleşmesi, durmadan artan bilgi birikimi ve bu bilgiyi paylaşmanın yeni yollarıyla ilişki kurumaları için insanlara gerekli olan eğitimin ve dürtünün sağlanmasıyla olanaklıdır.

Madde 3: Erişilebilirliği Evrenselleştirmek Ve Eşitliği Sağlamak:
1. Temel eğitim bütün çocuklar, gençler ve yetişkinler için sağlanmalıdır. Bu amaçla, nitelikli temel eğitim hizmetleri yaygınlaştırılmalı ve eşitsizlikleri azaltmak için tutarlı önlemler alınmalıdır.
2. Temel eğitimin eşitlikçi olması için, bütün çocuklara, gençlere ve yetişkinlere kabul edilebilir bir öğrenme düzeyi sağlama ve bunu sürdürme fırsatı verilmelidir.
3. En acil öncelik kızların ve kadınların eğitime erişilebilirliğini sağlamak, bu eğitimin niteliğini yükseltmek ve eğitime etkin olarak katılımlarını önleyen bütün engelleri kaldırmaktır. Eğitimde cinsiyete dayalı her türlü klişe kaldırılmalıdır.
4. Eğitimdeki eşitsizlikleri kaldırmak üzere etkin bir karar alınmalıdır. Yeterli hizmet sunulmayan gruplar -yoksullar, işçi çocuklar ve sokak çocukları, kırsal alanlarda ya da uzak yerlerde yaşayan nüfus, göçebeler ve göçmen işçiler, yerli halk; etnik azınlıklar ve dil açısından azınlık oluşturanlar; mülteciler, savaş nedeniyle yer değiştirmiş olanlar ve istila altındaki halklar- öğrenme olanaklarına ulaşma konusunda herhangi bir ayrımla karşılaşmamalıdır.
5. Özürlülerin öğrenme gereksinmeleri özel bir önemi gerektirmektedir. Her tür özürlünün eğitime erişilebilirliğinde eşitlik sağlanması için atılacak adımlar eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.

Madde 4: Öğrenme Başarısı Üzerinde Odaklaşmak:
Genişletilmiş eğitim olanaklarının -bireysel ve toplumsal açıdan- anlamlı bir gelişmeye dönüşüp dönüşmeyeceği sonuçta, insanların bu olanaklar sayesinde gerçekten öğrenip öğrenmediğine, başka bir deyişle, yararlı bilgileri, akıl yürütme yeteneği, beceriler ve değerlerle bütünleştirip bütünleştirmemelerine bağlıdır. Dolayısıyla, temel eğitimin odak noktası, kayıtlı öğrenci sayısı, organize programlarla sürekli katılım ve diploma gereklerinin yerine getirilmiş olması değil, öğrenmenin gerçek başarısı ve sonuçları olmalıdır. Öğrenmede başarı sağlamak ve öğrenenlerin gizilgüçlerini sonuna kadar kullanmalarına olanak vermek için etkin bir katılımcı yaklaşımlar son derecede önemlidir. Dolayısıyla, eğitim programlarında öğrenme başarısı için kabul edilebilir tanımlar yapmak ve öğrenme başarısını değerlendirmek için kullanılan sistemleri geliştirip uygulamak gerekmektedir.

Madde 5: Temel Eğitim Araçlarını Ve Kapsamını Genişletmek:
Çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin temel öğrenme gereksinmelerinin çeşitliliği, karmaşıklığı ve değişken yapısı, temel eğitimin kapsamının, aşağıdaki bileşenleri içerecek biçimde, genişletilmesini ve sürekli olarak yeniden tanımlanmasını gerektirmektedir.